BORÇLAR KANUNU
Kanun Numarası : 818
Kabul Tarihi : 22/4/1926
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih : 8/5/1926 Sayı : 366
Yayımlandığı Düstur : Tertip : 3 Cilt : 7 Sayfa : 762
BİRİNCİ KISIM
Umumi hükümler
BİRİNCİ BAP
Borçların teşekkülü
BİRİNCİ FASIL
Akitten doğan borçlar
(A) AKDİN İNİKADI
I – İki tarafın muvafakati
1
– Umumi şartlar
Madde 1 – İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette
rızalarını beyan ettikleri takdirde, akit tamam olur.
Rızanın beyanı sarih olabileceği gibi zımni dahi olabilir.
2
– İkinci derecedeki noktaların mesküt kalması:
Madde 2 – İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise
ikinci derecedeki noktalar sükütla geçilmiş olsa bile akde
münakit olmuş nazariyle bakılır.
İkinci derecedeki noktalar hakkında uyuşulamadığı takdirde
hakim, işin mahiyetine bakarak onları tayin eyler.
Akitlerin şekillerine müteallik hükümler mahfuzdur.
II - İcap ve kabul
1
– Kabul için müddet tayini
Madde 3 – Kabul için bir müddet tayin ederek başka kimseye
bir akdin yapılmasını teklif eden kimse, bu müddetin hitamına
kadar icabından dönemez. Bu müddet bitmeden evvel kabul haberi
kendisine yetişmezse, icap ile bağlı kalmaz.
2
– Kabul için müddet tayin olunmaksızın icap
a)
Hazırlar beyninde
Madde 4 – Kabul için bir müddet tayin olunmaksızın hazır
olan bir şahsa karşı vakı olan icap derhal kabul olunmadığı
takdirde, anı yapan bağlı kalmaz. İki taraf yahut vekillerinin
bizzat telefon ile yaptıkları akitlere hazırlar arasında icra
olunmuş nazariyle bakılır.
b)
Gaipler arasında:
Madde 5 – Hazır olmıyan bir şahsa karşı müddet tayin
olunmaksızın dermeyan olunan icap, zamanında ve muntazam surette
irsal olunmuş bir cevabın vusulüne intizar edebileceği dakikaya
kadar, onu yapan hakkında lüzum ifade eder.
Bu kimsenin icabını zamanında vasıl olmuş addetmeğe hakkı
vardır.
Vaktinde gönderilen kabul haberi icabı yapana geç varır ve o
kimse onunla mülzem olmamak iddiasında bulunursa keyfiyeti derhal
kabul edene bildirmeğe mecburdur.
3
– Zımni kabul:
Madde 6 – İcabı dermeyan eden kimse gerek işin hususi
mahiyetinden gerek hal ve mevkiin icabından naşi sarih bir kabule
intizar mecburiyetinde olmadığı takdirde, eğer icap münasip bir
müddet içinde reddolunmamış ise, akde münakit olmuş nazariyle
bakılır.
4
– İltizamsız icap ve aleni icap :
Madde 7 – İcabı dermeyan eden kimse bu baptaki hakları mahfuz
olduğunu sarahaten beyan eder yahut akdi iltizam etmemek niyetinde
olduğu gerek halin muktezasından gerek işin hususi mahiyetinden
istidlal olunursa, icap lüzum ifade etmez.
Tarife ve cari fiyat irsali icap teşkil etmez.
Semenini göstererek emtia teşhiri, kaideten icap addolunur.
5
– İlan suretiyle vuku bulan vaitler:
Madde 8 – Bir iş veya bir şey mukabilinde ilan suretiyle bir
bedel vadeden kimse, vadine tevfikan o bedeli vermeğe mecburdur.
O iş veya o şey husule gelmeksizin o kimse vadinden nükül
ederse vadettiği bedeli tecavüz etmemek üzere diğerinin hüsnü
niyetle yaptığı masrafı ödemeğe mecburdur. Fakat umulan
muvaffakiyetin elde edilemiyeceğini vaadi yapan kimse ispat ettiği
surette, bu mecburiyete mahal kalmaz.
6
– İcap ve kabulün geri alınması :
Madde 9 – İcabın geri alındığı haberi icabın vusulünden
evvel yahut aynı zamanda mürselünileyhe vasıl olur yahut icaptan
sonra vasıl olmakla beraber mürselünileyhe icaba muttali olmazdan
evvel kendisine tebliğ olunursa, icap keenlemyekün addolunur
Bu kaide kabulün geri alınmasına da tatbik edilir.
III - Gaipler arasında vukubulan bir akdin hangi
zamana istinat ettiği :
Madde 10 – Gaipler arasında icra olunan akitler, kabul haberi
irsal olunduğu anda hüküm ifade ederler.
Eğer sarih bir kabule ihtiyaç bulunmazsa akdin hükmü, icabın
vusulü anından itibaren cereyana başlar.
(B) AKİTLERİN ŞEKLİ
I – Umumi kaide ve emrolunan şekillerin şumulü
Madde 11 – Akdin sıhhati, kanunda sarahat olmadıkça hiç bir
şekle tabi değildir.
Kanunun emrettiği şeklin şumul ve tesiri derecesi hakkında
başkaca bir hüküm tayin olunmamış ise akit, bu şekle riayet
olunmadıkça sahih olmaz.
II – Tahriri şekil
1
– Kanunen muayyen şekil
a)
Şumulü
Madde 12 – Kanunen tahriri olması lazım olan bir akdin tadili
dahi tahriri olmak lazımdır. Şu kadar ki bu akdi nakız ve tadil
etmiyen mütemmim ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır.
b)
Rükünleri
Madde 13 – Tahriri olması icabeden akitlerde, borç deruhte
edenlerin imzaları bulunmak lazımdır.
Hilafı kanunda yazılı olmadıkça imzalı bir mektup veya asli
borcu üzerine alanlar tarafından imza edilmiş olan telgrafname
tahriri şekil makamına kaim olur.
c)
İmza
Madde 14 – İmza, üzerine borç alan kimsenin el yazısı olmak
lazımdır. (Ek cümle : 15/1/2004-5070/22 md.) Güvenli elektronik
imza elle atılan imza ile aynı ispat gücünü haizdir.
Bir alet vasıtasiyle vazolunan imza, ancak örf ve adetçe kabul
olunan hallerde ve hususiyle çok miktarda tedavüle çıkarılan
kıymetli evrakın imzası lazım geldiği takdirde, kafi addolunur.
(Mülga son fıkra: 1/7/2005-5378/50 md.)
d)
İmza makamına kaim olacak işaretler
Madde 15 – İmza vaz'ına muktedir olmıyan bir şahıs, imza
yerine usulen tasdik olunmuş ve el ile yapılmış bir alamet
vazetmeğe yahut resmi bir şahadetname kullanmağa mezundur. Kambiyo
poliçesine müteallik hükümler mahfuzdur.
2
– Akitte mahfuz kalan şekil
Madde 16 – İki taraf kanunen hususi bir şekle tabi olmıyan
bir akdin hususi bir şekilde yapılmasını kararlaştırmışlar
ise, akit takarrür eden şekilde yapılmadıkça iki taraf bununla
ilzam olunamaz.
İki taraf muayyen bir surette keyfiyeti izah etmiyerek tahriri
şekilden bahsetmiş oldukları takdirde, kanun bu şekle riayet
olunmasını emrediyorsa, iki tarafın ona riayet etmesi lazımdır.
(C) BORCUN SEBEBİ
Madde 17 – Borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç
ikrarı muteberdir.
(D) AKİTLERİN TEFSİRİ MUVAZAA
Madde 18 – Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki
tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek
için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların
hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.
Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı sıfatını
iktisabeden başkasına karşı, borçlu tarafından muvazaa iddiası
dermeyan olunamaz.
H) AKDİN MEVZUU
I - Erkanı
Madde 19 – Bir akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut
dairesinde, serbeste tayin olunabilir.
Kanunun kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna
muhalefet; ahlaka (adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere
müteallik haklara mugayir bulunmadıkça, iki tarafın yaptıkları
mukaveleler muteberdir.
II - Butlan
Madde 20 – Bir akdin mevzuu gayri mümkün veya gayri muhik
yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır.
Akdin muhtevi olduğu şartlardan bir kısmının butlanı akdi
iptal etmeyip yalnız şart, lağvolur. Fakat bunlar olmaksızın
akdin yapılmıyacağı meczum bulunduğu takdirde, akitler tamamiyle
batıl addolunur.
III - Gabin:
Madde 21 – Bir akitte ivazlar arasında açık bir nispetsizlik
bulunduğu takdirde, eğer mutazarrırın müzayaka halinde
bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade
suretiyle vukua getirilmiş ise, mutazarrır bir sene zarfında akdi
feshettiğini beyan ederek verdiği şeyi geri alabilir.
Bu müddet, akdin inikadından itibaren cereyan eder.
IV - Akit yapmak vadı
Madde 22 – Bir akdin ilerde inşa edilmesine dair yapılan
mukavele muteberdir.
Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdin sıhhatini bir nevi
şekle riayet etmeğe tabi kıldığı takdirde, bu şekil o akdin
yapılması taahhüdüne de tatbik olunur.
V RIZADAKİ FESAT
I - Hata:
1
– Hatanın hükümleri
Madde 23 – Akit yapılırken esaslı bir hataya duçar olan
taraf, o akit ile ilzam olunamaz.
2
– Hata halleri:
Madde 24 – Esaslı hatalar, hulasatan şunlardır:
1 – Hata ettiğini iddia eden tarafın bir akit hakkında
rizasını beyan ederken başka bir akit kastetmiş olması.
2 - Hata ettiğini iddia eden tarafın akitte makudun aleyhi
teşkil eden şeyden gayri bir şey kastetmiş yahut üzerine borç
alırken başlıca nazara aldığı şahıs ta yanılmış olması.
3 - Hata ettiğini iddia eden tarafın taahhüt ettiği ıvazın
kasdettiği şeyden ehemmiyetli surette çok ve mukabil ıvazın
ehemmiyetli surette az olması.
4 - Hata ettiğini iddia eden tarafça akdin lüzumlu
vasıflarından olarak nazara alınmasına ticari doğruluğun müsait
olduğu şeylerde hata edilmiş olması.
Akdin yalnız saiklerine taalluk eden hata, esaslı değildir.
Adi hesap yanlışlığı, akdin sıhhatini ihlal etmez. Bunlar
tashih olunmakla iktifa olunur.
3
– Hüsnüniyet kaidelerine muhalif hareket davası
Madde 25 – Hataya düçar olan taraf, hüsnüniyet kaidelerine
muhalif bir surette ona istinat edemez.
Bilhassa yapmağı kastettiği akdi diğer taraf icraya hazır
olduğunu beyan ettiği takdirde, bu akit onun hakkında lüzum ifade
eder.
4
– İhmal yüzünden hata
Madde 26 – Akdin hükmünden kurtulmak için hata ettiğini
iddia eden taraf, eğer hata kendi kusurundan ileri gelmiş ise,
mukavelenin bu suretle feshinden mütevellit zararı tazmine
mecburdur. Fakat diğer taraf hataya vakıf olmuş veya vakıf olması
muktazi bulunmuş olduğu takdirde, tazminat lazım gelmez.
Eğer hakkaniyet icabederse hakim, mutazarrır olan tarafın
lehinde daha fazla tazminat hükmedebilir.
5
– Bir vasıtanın hatası
Madde 27 – İki taraftan birinin rızası bir muhbir veya
tercüman gibi diğer bir vasıta tarafından yalnış olarak
naklolunduğu takdirde, hata hakkındaki hükümlere göre muamele
olunur.
II - Hile
Madde 28 – Diğer tarafın hilesiyle akit icrasına mecbur olan
tarafın hatası esaslı olmasa bile, o akit ile ilzam olunmaz.
Üçüncü bir şahsın hilsine düçar olan tarafın yaptığı
akit lüzum ifade eder. Şu kadar ki diğer taraf bu hileye vakıf
bulunur veya vakıf olması lazımgelirse, o akit lazım olmaz.
III - İkrah
1
– Akdin inkizası
Madde 29 – Eğer iki taraftan biri diğer tarafın yahut üçüncü
bir şahsın ikrahiyle bir akit yapmış olursa, kendi hakkında
lüzum ifade etmez.
İkrah, üçüncü bir şahsın fiili olup ta diğer taraf ona
vakıf olmamış yahut vakıf olması lazım bulunmamış olduğu
takdirde bu ikraha düçar olan taraf, akdi fesh ederse, hakkaniyet
iktiza ettiği halde diğer tarafa tazminat vermeğe mecburdur.
3
– İkrahın şartları
Madde 30 – İkrah olunan taraf, hal ve mevkiine nazaran
kendisinin yahut yakın akrabasından birinin hayat veya şahıs veya
namus yahut malları ağır ve derhal vukubulacak bir tehlikeye maruz
olduğuna kanaat getirdiği takdirde ikrah, muteber addolunur.
Bir hakkın veya kanuni salahiyetin isteneceği ve kullanılacağı
tehdidi ile müzayakaya düçar olan kimsenin yaptığı akit, tehdit
eden için fahiş menfaatler temin etmiyorsa; bu tehdit, ikrahı
muteber addolunmaz. Fakat fahiş menfaatler istihsali için tehdit
olunan tarafın müzayaka halinde bulunmasından istifade olunmuş
olursa bu korku nazara alınır.
IV - Akde icazet ile rızanın fesadı bertaraf
edilmesi
Madde 31 – Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile
yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek
hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi
istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş
nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı
veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder.
Hile ile haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde
icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez.
(Z) TEMSİL
I - Salahiyete müstenit temsil
1
– Umumiyet itibariyle
a)
Temsilin hükümleri
Madde 32 – Salahiyettar bir mümessil tarafından diğer bir
kimse namına yapılan akdin alacak ve borçları, o kimseye intikal
eder.
Akdi yapar iken mümessil, sıfatını bildirmediği takdirde
akdin alacak ve borçları kendisine ait olur. Şukadar ki kendisiyle
akdi yapan kimse, bir temsil münasebeti mevcut olduğunu halden
istidlal eder yahut bunlardan biri veya diğeri ile akit icrası
kendisince farksız bulunur ise akdin hakları temsil olunan kimseye
ait olur.
Sair hallerde alacağın temliki yahut borcun nakli hakkında
mevzu usule tevfikan muamele icrası lazımgelir.
b)
Salahiyetin derecesi
Madde 33 – Başkası namına temsil hukuku ammeden münbais ise
mümessilin salahiyetinin derecesi bu baptaki kanuni hükümler ile
taayyün eder. Temsil hukuki bir tasarruftan tevellüt etmiş ise
salahiyetin derecesi o tasarruf ile taayyün eyler.
Şukadarki mümessilin salahiyetinin derecesi üçüncü şahsa
beyan ve tebliğ edilmiş ise ancak bu beyana itibar olunur.
2
– Hukuki muameleden neşet eden salahiyet
A)
Salahiyetin tahdidi ve refi
Madde 34 – Temsil olunan kimse, hukuki bir tasarruftan tevellüt
eden temsil salahiyetini her zaman tahdit veya ref edebilir. Bundan
dolayı mümessilin, bir hizmet veya şirket veya vekalet akdi gibi
sebeplere istinat ederek dava ikamesi hakkına halel gelmez.
Temsil olunan kimsenin bu hakkından evvelce feragat etmesi
hükümsüzdür.
Temsil olunan kimse gerek sarahaten gerek delaleten verdiği
salahiyeti diğer kimselere bildirdiği halde bu salahiyeti tamamen
veya kısmen ref ettiğini bildirmemiş olursa salahiyetin bu suretle
ref'ini üçüncü şahıslara karşı dermeyan edemez.
B)
Ölüm ve ehliyetsizliğin ve sairenin hükümleri
Madde 35 – Hilafı iki tarafça kararlaştırılmış yahut
maslahatın mahiyetinden istidlal olunmuş olmadıkça hukuki bir
muameleden mütevellit temsil salahiyeti mümessilin yahut temsil
edilenin vefatı veya gaiplik hükmünün ilanı veya medeni hakların
kullanılması salahiyetinin izaası yahut ikisinden birinin yahut
her ikisinin iflas ilan etmesiyle, nihayet bulur.
Bir hükmi şahsın mevcudiyeti hitam bulduğu yahut bir şirket
fesh olunduğu takdirde de hüküm yine böyledir.
İki tarafın birbirine karşı haiz oldukları şahsi haklar
mahfuz kalır.
C)
Salahiyeti havi olan senedin iadesi
Madde 36 – Salahiyeti natık vesikayı haiz olan mümessil,
vazifesi hitam bulduğu takdirde, onu temsil edilene iade yahut
mahkemeye tevdi etmeğe mecburdur.
Eğer temsil edilen yahut halefleri, mümessili bu hususa icbar
etmekte tekasül ederlerse, bundan dolayı hüsnüniyet ile hareket
eden üçüncü şahısların düçar olacakları zararı tazmin
etmeğe mecbur olurlar.
D)
Salahiyetin hangi zamandan itibaren nihayet bulacağı
Madde 37 – Mümessil kendi salahiyetinin hitam bulduğuna vakıf
olmadığı müddetçe, temsil edilen yahut halefleri, bu salahiyet
henüz baki imiş gibi onun muamelesi ile alacaklı veya borçlu
olurlar.
Üçüncü şahısların, salahiyetin nihayet bulduğuna vakıf
oldukları suretler müstesnadır.
II - Salahiyetin fıkdanı
1
– İcazet
Madde 38 – Bir kimse salahiyeti olmadığı halde diğer bir
şahıs namına bir akit yaptığı takdirde, bu şahıs bu akde
icazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olmaz. Diğer tarafın,
temsil edilenin münasip bir müddet içinde o akde icazet verip
vermiyeceğini beyan etmesini talebe hakkı vardır. Bu müddet
zarfında icazet verilmediği halde, o kimse mülzem olmaz.
2
– İcazetin bulunmaması
Madde 39 – Eğer icazetten sarahaten veya zımnen imtina
olunursa, akdin sahih olmamasından tahaddüs eden zararın tazmini
zımnında, mümessil sıfatını takınan kimse aleyhinde dava ikame
olunur. Fakat bu kimse diğer tarafın salahiyeti bulunmadığına
vakıf olduğu veya vakıf olması lazımgeldiğini ispat ettiği
takdirde, davaya mahal yoktur. Mümessilin taksiri vukuunda
hakkaniyet iktiza ettiği halde hakim, onu daha fazla zarar ve ziyan
itasına mahküm eder.
Haksız mal iktisabı esasına binaen dava ikamesi hakkı, bu
hallerin kaffesinde bakidir.
III - Mahfuz hükümler
Madde 40 – Şirket mümessil ve memurlarının ve tüccar
vekillerinin salahiyetleri hakkında hükümler mahfuzdur.
İKİNCİ FASIL
Haksız muamelelerden doğan
borçlar
(A) UMUMİ KAİDELER
I - Mesuliyet şeraiti
Madde 41 – Gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut
tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ika
eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimsenin zarara uğramasına
bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.
II - Zararın tayini
Madde 42 – Zararı ispat etmek müddeiye düşer, zararın
hakiki miktarını ispat etmek mümkün olmadığı takdirde hakim,
halin mutat cereyanını ve mutazarrır olan tarafın yaptığı
tedbirleri nazara alarak onu adalete tevfikan tayin eder.
III - Tazminat miktarının tayini
Madde 43 – Hakim, hal ve mevkiin icabına ve hatanın ağırlığına
göre tazminatın suretini ve şumulünün derecesini tayin eyler.
Zarar ve ziyan irad şeklinde tayin olunduğu takdirde borçludan
icabeden teminat alınır.
IV - Tazminatın tenkisi
Madde 44 – Mutazarrır olan taraf zarara razı olduğu yahut
kendisinin fiili zararın ihdasına veya zararın tezayüdüne yardım
ettiği ve zararı yapan şahsın hal ve mevkiini ağırlaştırdığı
takdirde hakim, zarar ve ziyan miktarını tenkis yahut zarar ve
ziyan hükmünden sarfınazar edebilir.
Eğer zarar kasden veya ağır bir ihmal veya tedbirsizlikle
yapılmamış olduğu ve tazmini de borçluyu müzayakaya maruz
bıraktığı takdirde hakim, hakkaniyete tevfikan zarar ve ziyanı
tenkis edebilir.
V - Hususi haller
1
– Adam ölmesi ve cismanizarar
A)
Ölüm takdirinde zarar ve ziyan
Madde 45 – Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa
defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vukubulmamış
ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmağa muktedir
olamamaktan mütevellit zararı ihtiva eder.
Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından
mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararınıda tazmin etmek
lazımgelir.
B)
Cismani zarar halinde lazımgelen zarar ve ziyan
Madde 46 – Cismani bir zarara düçar olan kimse külliyen veya
kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride iktisaden
maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve
bütün masraflarını isteyebilir.
Eğer hükmün suduru esnasında, kafi derecede kanaat ile cismani
zararın neticelerini tayin etmek mümkün değil ise; hükmün
tefhimi tarihinden itibaren iki sene zarfında hakimin, tetkik
salahiyetini muhafaza etmeğe hakkı vardır.
C)
Manevi tazminat
Madde 47 – Hakim, hususi halleri nazara alarak cismani zarara
düçar olan kimseye yahut adam öldüğü takdirde ölünün
ailesine manevi zarar namiyle adalete muvafık tazminat verilmesine
karar verebilir.
2
– Haksız rekabet
Madde 48 – Yanlış ilanlar yahut hüsnüniyet kaidelerine
mugayir sair hareketler ile müşterileri tenakus eden yahut bunları
gaip etmek korkusuna maruz olan kimse bu fiillere hitam verilmesi
için faili aleyhinde dava ikame ve failin hatası vukuunda sebebiyet
verdiği zararın tazminini talep edebilir.
(Ek: 29/6/1956 – 6763/41 md.) Ticari işlere ait olan haksız
rekabet hakkında Ticaret Kanunu hükümleri mahfuzdur.
3
– Şahsi menfaatlerin haleldar olması
Madde 49 – (Değişik: 4/5/1988 - 3444/8. md.)
Şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan
kişi, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat namıyla
bir miktar para ödenmesini dava edebilir.
Hakim, manevi tazminatın miktarını tayin ederken, tarafların
sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik
durumlarını da dikkate alır.
Hakim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir tazmin sureti
ikame veya ilave edebileceği gibi tecavüzü kınayan bir karar
vermekle yetinebilir ve bu kararın basın yolu ile ilanına da
hükmedebilir.
VI - Müteselsil mesuliyet
1
– Haksız fiil halinde
Madde 50 – Birden ziyade kimseler birlikte bir zarar ika
ettikleri takdirde müşevvik ile asıl fail ve fer'an methali
olanlar, tefrik edilmeksizin müteselsilen mesul olurlar. Hakim,
bunların birbiri aleyhinde rücu hakları olup olmadığını takdir
ve icabında bu rücuun şumulünün derecesini tayin eyler.
Yataklık eden kimse, vakı olan kardan hisse almadıkça yahut
iştirakiyle bir zarara sebebiyet vermedikçe mesul olmaz.
2
– Muhtelif sebeplerin içtimaı halinde
Madde 51 – Müteaddit kimseler muhtelif sebeplere (haksız
muamele, akit, kanun) binaen mesul oldukları takdirde haklarında,
birlikte bir zarar vukuuna sebebiyet veren kimseler hakkındaki
hükümlere göre muamele olunur.
Kaideten haksız bir fiili ile zarara sebebiyet vermiş olan kimse
en evvel, tarafından hata vaki olmamış ve üzerine borç alınmamış
olduğu halde kanunen mesul olan kimse en sonra, zaman ile mükellef
olur.
VII - Meşru müdafaa, ıztırar ve kendi hakkını
vikaye için kuvvet kullanılması
Madde 52 – Meşru müdafaa halinde mütecavizin şahsına veya
mallarına yapılan zarardan dolayı tazminat lazım gelmez.
Kendisini veya diğerini zarardan yahut derhal vukubulacak bir
tehlikeden vikaye için başkasının mallarına halel iras eden
kimsenin borçlu olduğu tazminat miktarını hakim, hakkaniyete
tevfikan tayin eder.
Kendi hakkını vikaye için cebri kuvvete müracaat eden kimse
hal ve mevkia nazaran zamanında hükümetin müdahalesi temin
edilemediği yahut hakkının ziyaa uğramasını yahut hakkının
kullanılması hususunun pek çok müşkül olmasını meni için
başka vasıtalar mevcut olmadığı takdirde, bir güna tazminat
itasiyle mükellef olmaz.
VIII - Ceza hukuku ile medeni hukuk arasında
münasebet
Madde 53 – Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin
faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek
için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı
gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet
değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve
zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit
etmez.
(B) TEMYİZ KUDRETİNİ HAİZ 0LMAYANLARIN
MESULİYETİ
Madde 54 – Hakkaniyet iktiza ediyorsa hakim, temyiz kudretini
haiz olmayan kimseyi ika ettiği zararın tamamen yahut kısmen
tazminine mahküm eder.
Temyiz kudretini muvakkaten ızaa eden kimse, bu halde iken yapmış
olduğu zararı tazmine mecburdur. Şukadar ki kendi kusuru
olmaksızın ika edilmiş olduğunu ispat eder ise mesul olmaz.
(C) İSTİHDAM EDENLERİN MESULİYETİ
Madde 55 – Başkalarını istihdam eden kimse, maiyetinde
istihdam ettiği kimselerin ve amelesinin hizmetlerini ifa ettikleri
esnada yaptıkları zarardan mesuldür. Şukadar ki böyle bir
zararın vukubulmaması için hal ve maslahatın icabettiği bütün
dikkat ve itinada bulunduğunu yahut dikkat ve itinada bulunmuş
olsabile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat ederse mesul
olmaz.
İstihdam eden kimsenin, zamin olduğu şey ile zararı ika eden
şahsa karşı rücu hakkı vardır.
(D) HAYVANLAR TARAFINDAN YAPILAN ZARARDAN
MESULİYET
I - Zarar ve ziyan
Madde 56 – Bir hayvan tarafından yapılan zararı o hayvan
kimin idaresinde ise o kimse hal ve maslahatın icabettiği bütün
dikkat ve itinayı yaptığını yahut bu dikkat ve itinada bulunmuş
olsa bile zararın vukuuna mani olamıyacağını ispat etmedikçe
tazmine mecburdur.
Bu surette eğer hayvan diğer bir şahıs yahut diğer bir şahsa
ait olan hayvan tarafından ürkütülmüş olur ise bu kimse onlara
rücu edebilir.
II - Hayvan üzerinde hapis hakkı
Madde 57 – Bir kimsenin hayvanı diğerinin gayri menkulü
üzerinde bir zarar yaptığı takdirde gayrimenkulün zilyedi o
hayvanı zabt ve kendisine ita olunabilecek tazminat mukabilinde
teminat olmak üzere yedinde hapsetmeğe hakkı vardır. Eğer hal ve
maslahat icabederse, gayrimenkul zilyedi o hayvanı öldürebilir.
Şukadar ki gayrimenkulün zilyedi heman keyfiyetten hayvanların
sahibini haberdar etmeğe ve eğer onu bilmiyorsa kendisini bulmak
için lazımgelen tedbirleri ittihaz eylemeğe mecburdur.
(H) BİNA VE DİĞER ŞEYLERDE MESULİYET
I - Zarar ve ziyan
Madde 58 – Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki,
o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı
mesul olur.
Bu cihetten dolayı kendisine karşı mesul olan şahıslar
aleyhindeki rücu hakkı mahfuzdur.
II - Tedbirler:
Madde 59 – Bir binadan yahut diğer bir şahsın imal ettiği
şeylerden dolayı zuhura gelecek bir zarara maruz olan kimsenin,
tehlikeyi bertaraf etmek için, lazımgelen tedbirlere tevessül
etmesini malikten talep etmeğe hakkı vardır.
Şahısların ve malların vikayesine dair olan zabıta nizamları
bakidir.
(V) MÜRURU ZAMAN
Madde 60 – Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir
meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara
ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı
müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima
olunmaz.
Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince
müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden
neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur.
Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir
alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi
müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina
edebilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Haksız bir fiil ile mal
iktisabından doğan borçlar
(A) ŞARTLAR
I - Umumiyet itibariyle
Madde 61 – Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal
iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan
veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet
bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi
lazımdır.
II - Borç olmayan şeyin tediyesi
Madde 62 – Borçlu olmadığı şeyi ihtiyariyle veren kimse
hataen kendisini borçlu zan ederek verdiğini ispat etmedikçe onu
istirdat edemez. Müruru zamana uğramış olan bir borcu eda yahut
ahlaki bir vazifeyi ifa için verilen şey, geri alınamaz.
(B) İADENİN ŞUMULÜ
I - Müddeaaleyhin borcu
Madde 63 – Haksız olarak bir şeyi istifa eden kimse, onun
istirdadı zamanında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği
miktar nisbetinde red ve iade ile mükellef değildir.
Şukadar ki kabız, o şeyi suiniyet ile elden çıkarmış yahut
onu elden çıkarır iken bilahare red ve iadeye mecbur olacağına
vakif bulunmuş olursa red ve iadeye mecburdur.
II - Masraftan mütevellit haklar
Madde 64 – Müddeaaleyhin, yaptığı zaruri yahut faideli
masrafları istirdada salahiyeti vardır. Müddeaaleyh, o şeyi
kabzettiği zaman suiniyet ile hareket etmiş ise yaptığı faideli
masraflardan iade zamanında halen mevcut olan fazlalık nisbetindeki
miktarı kendisine tediye olunur. Diğer masraflardan dolayı
müddeaaleyhin, bir güna tazminat talebine hakkı yoktur. Fakat
iadeden evvel kabzolunan şey ile birleştirilmiş olan ziyadeyi, o
şeye zarar vermeksizin tefrik kabil olduğu ve müddeide masrafların
bedelini teklif etmediği takdirde ilave olunan ziyadeyi ref
edebilir.
(C) İSTİRDADIN CAİZ OLMAMASI
Madde 65 – Haksız yahut ahlaka (adaba) mugayir bir maksat
istihsali için verilen bir şeyi istirdada mahal yoktur.
(D) MÜRURU ZAMAN
Madde 66 – Haksız surette mal iktisabından dolayı ikame
olunacak dava, mutazarrır olan tarafın verdiğini istirdada hakkı
olduğuna ıttılaı tarihinden itibaren bir sene müruriyle ve her
halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren on senenin müruriyle
sakıt olur. Eğer mal iktisabı mutazarrır olan taraf aleyhinde bir
borç teşkilinden ibaret ise, mutazarrırın hakkı müruru zaman
ile sakıt olmuş olsa bile, bu borcu ifa etmez.
İKİNCİ BAP
Borçların hükmü
BİRİNCİ FASIL
Borçların ifası
(A) UMUMİ ESASLAR
I - Bizzat borçlu tarafından ifa
Madde 67 – Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde
alacaklının menfaati bulunmadıkça; borçlu, borcunu şahsen ifaya
mecbur değildir.
II - İfanın mevzuu
1
– Kısmen tediye
Madde 68 – Borcun miktarı muayyen ve tamamı muaccel olduğu
takdirde alacaklı kısmen vukubulan tediyeyi reddedebilir. Alacaklı
kısmen tediyeyi kabul ederse borçlu, borçtan ikrar eylediği kısmı
tediyeden imtina edemez.
2
– Taksim kabil olmıyan borç
Madde 69 – Borç, taksim edilemediği ve alacaklılar birden
ziyade olduğu takdirde bunlardan her biri borcun tamamen ifasını
isteyebilir. Borçlu hepsine karşı borcunu vermeye mecburdur.
Borçlular birden ziyade ise her biri taksimi kabil olmayan borcun
tamamını vermekle mükelleftir. Halin icabından hilafı
anlaşılmadıkça, veren borçlu, kendisiyle müştereken borçlu
olanlara hisseleriyle rücu hakkını haiz ve bu nispette alacaklının
haklarına halef olur.
3
– Muayyen olmayan bir şeye taallük eden borç
Madde 70 – Verilmesi lazım gelen şey yalnız nevile tayin
edilmiş ise işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça bu şeyin
intihabı borçluya aittir. Bununla beraber borçlu, mutavassıt
vasıftan aşağı vasıfta bir şey veremez.
4
– Birden ziyade şeylere taallük eden borç
Madde – Borç birden ziyade şeylerin yapılmasını veya
verilmesini şamil olupta borçlu bunlardan yalnız biriyle mükellef
tutulabilirse işin mahiyetinden hilafı anlaşılmadıkça intihap,
borçluya aittir.
5
– Faiz:
Madde 72 – Bir kimse faiz vermesine mecbur olupta miktarı ne
mukavale ile ne de kanun veya örf ve adet ile muayyen değil ise bu
faiz senevi yüzde beş hesabiyle tediye olunur. (Mukavele ile faiz
meselesinde suiistimalin meni hukuku amme kanunlarına aittir.)1
(B) BORCUN İFA EDİLECEĞİ MAHAL
Madde 73 – Borcun ifa edilmesi lazım gelen yer, iki tarafın
sarih veya zımni arzusuna göre tayin edilir. Hilafına bir şart
mevcut olmadığı surette aşağıdaki hükümler tatbik olunur:
1 - Borç bir miktar paradan ibaret ise tediye alacaklının verme
zamanında mukim bulunduğu yerde vukubulur.
2 - Borç muayyen bir şeye taallük ediyorsa bu şey akdin
inikadı zamanında bulunduğu yerde teslim olunur.
3 - Bunlardan başka her borç doğumu zamanında borçlunun mukim
bulunduğu yerde ifa edilir. Alacaklının ikametgahında tediye
edilmesi lazım gelen bir borcun ifası borcun doğumundan sonra
alacaklının ikametgahını değiştirmesi sebebiyle ehemmiyetli bir
surette güçleşmiş ise borç alacaklının evvelki ikametgahında
ifa olunabilir.
(C) İFANIN ZAMANI
I - Muaccel borç
Madde 74 – Ecel meşrut olmadığı veya işin mahiyetinden
anlaşılmadığı takdirde borcun heman ifa ve derhal icrası talep
olunabilir.
II - Müeccel borç
1
– Ay üzerine ecel
Madde 75 – Borcun ifası için bir ayın iptidası veya nihayeti
tayin olunmuş ise ayın birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Bir
ayın ortası tayin olunmuş ise bundan ayın on beşi anlaşılır.
2
– Diğer eceller
Madde 76 – Bir borç veya sair her hangi bir tasarruf akdin
inikadından itibaren bir müddetin hitamında ifa ve icra edilmek
lazım geldiği takdirde, vade aşağıdaki veçhile tayin olunur:
1 - Müddet, gün ile tayin edilmiş ise borç, akdin inikat
ettiği gün sayılmıyarak müddetin son günü muaccel olur.
Müddet, sekiz veya on beş gün ise bu müddet bir veya iki haftayı
değil tamam sekiz veya on beş günü ifade eder.
2 - Müddet haftalar ile tayin edilmiş ise borç son haftanın,
akdin münakit olduğu güne ismen tevafuk eden gününde muaccel
olur.
3 - Müddet ay ile veya sene, yarı sene ve senenin dörtte biri
gibi birden ziyade ayları ihtiva eden bir zaman ile tayin edildiği
surette borç, akdin münakit olduğu gün ayın kaçıncı günü
ise son ayın buna tekabül eden günü muaccel olur. Son ayda
tekabül eden gün mevcut değil ise borç son ayın son günü ifa
olunur.
Yarım ay tabiri, on beş günlük bir müddete muadildir. Müddet
bir veya birden ziyade ay ile yarım ay ise on beş gün son olarak
hesap edilir.
Bu kaideler, müddet, akdin inikadından başka bir zamandan
itibaren cereyan ettiği surettede tatbik olunur. Muayyen bir zaman
içinde ifa edilmek lazım gelen bir borcu borçlu, müddetin
hitamından evvel ifa ile mükelleftir.
3
– Cuma ve tatil günleri2
Madde 77 – Bir cumaya veya kanunen tatil olarak kabul edilen
diğer bir güne tesadüf eden vade kendiliğinden bu günü takip
edip tatil olmıyan ilk güne geçer. Hilafına mukavele muteberdir.
III - İşlere tahsis olunan saatlerde ifa
Madde 78 – Borç vade gününde işlere tahsis olunan saatler
zarfında ifa ve alacaklı tarafından kabul edilmek lazım gelir.
IV - Ecelin uzatılması
Madde 79 – Borcun ifası için tayin olunan ecel uzatılmış
ise yeni mehil, aksi şart edilmedikçe evvelki mehlin hitamını
takip eden birinci günden başlar.
V - Vaktinden evvel ifa
Madde 80 – Akdin hükmünden veya mahiyetinden veya hal
icabından iki tarafın hilafını kast ettikleri anlaşılmadığı
takdirde, borçlu borcunu vadesinden evvel ifa edebilir. Şu kadarki
borçlunun, vadeden evvel tediyede bulunmasından dolayı mukavele
ile veya adeten mezun olmadıkça bir miktar tenzilat icrasına hakkı
yoktur.
I - Mütekabil taahhüdatı ihtiva eden akitte
1
– İfanın tarzı
Madde 81 – Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin
ifasını talep eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran
bir ecelden istifade hakkını haiz olmadıkça kendi borcunu ifa
etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmak lazımdır.
2
– Borcunu ödemekten aciz halinde bir tarafın fesih hakkı
Madde 82 – Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akitte
akitlerden birinin borcunu edadan aciz olması ve bilhassa iflas veya
aleyhindeki haczin neticesiz kalması sebebi ile diğer tarafın
hakkı tehlikeye düşerse, bu taraf, lehindeki borcun ifası temin
edilinceye kadar kendisine terettüp eden borcun ifasından imtina ve
talebi üzerine bu teminat münasip bir müddet içinde verilmediği
surette akti feshedebilir.
(D) TEDİYE
I - Memleket parasiyle
Madde 83 – Mevzuu para olan borç memleket parasiyle ödenir.
Akit tediye mahallinde kanuni rayici olmayan bir para üzerine
varit olmuş ise akdin harfiyen icrası "aynen ödemek"
kelimeleri veya buna muadil sair tabirat ile şart edilmiş olmadıkça
borç vadenin hulülü günündeki rayici üzerinden memleket
parasiyle ödenebilir.
(Ek: 14/11/1990 – 3678/29 md.) Yabancı para borcunun vadesinde
ödenmemesi halinde alacaklı, bu borcu vade veya fiili ödeme
günündeki rayice göre Türk parası ile ödenmesini isteyebilir.3
II - Mahsup
1
– Kısmen tediye halinde
Madde 84 – Borçlu faiz veya masrafları tediyede gecikmiş
değil ise kısmen icra eylediği tediyeyi resülmale mahsup
edebilir.
Alacaklı alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya sair
teminat almış ise borçlu kısmen icra eylediği tediyeyi temin
edilen veya teminatı daha iyi olan kısma mahsup etmek hakkını
haiz değildir.
2
– Birden fazla borçlar olduğu surette
a)
Alacaklının beyanına tevfikan
Madde 85 – Birden fazla borçları bulunan borçlu, borçları
ödemek zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini
alacaklıya beyan etmek hakkını haizdir.
Borçlu beyanatta bulunmadığı surette vukubulan tediye kendisi
tarafından derhal itiraz edilmiş olmadıkça alacaklının makbuzda
irae ettiği borca mahsup edilmiş olur.
b)
Kanuna tevfikan
Madde 86 – Kanunen muteber bir beyan vaki olmadığı yahut
makbuzda bir güna mahsup gösterilmediği takdirde, tediye muaccel
olan borca mahsup edilir.
Müteaddit borçlar muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci
olarak takip edilen borca mahsup edilir. Takibat vaki olmamış ise
tediye, vadesi iptida hulül etmiş olan borca mahsup edilir.
Müteaddit borçların vadeleri aynı zamanda hulül etmiş ise
mahsup mütenasiben vaki olur. Hiç bir borcun vadesi hulül etmemiş
ise alacaklı için en az teminatı haiz olan borca mahsup edilir.
III - Makbuz ve senetlerin iadesi
1
– Borçlunun hakkı
Madde 87 – Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz veya borcun tamamı
tediye edilmiş ise senedin geri verilmesini veya iptalini istemek
hakkını haizdir. Borcun tamamı ödenmemiş veya senet alacaklıya
başka haklar da vermekte ise borçlu ancak makbuz itasını ve
tediyenin senede dercini isteyebilir.
2
– Hükümleri
Madde 88 – Faizden veya icar bedeli gibi muayyen zamanlarda
ödenmesi lazım gelen sair borçlardan ihtirazi bir kayıt dermeyan
etmeksizin bir taksit için makbuz veren alacaklı ondan evvelki
taksitleri de tahsil etmiş sayılır. Alacaklı resülmal için
makbuz vermiş ise faizlerinide tahsil etmiş sayılır. Senet
borçluya iade edildikte borç sakıt olmuş sayılır.
3
– Senedin iadesinin mümkün olamaması
Madde 89 – Alacaklı senedi zayi ettiğini iddia eder ise
tediyede bulunan borçlu kendisine senedin iptalini ve borcun
sukutunu mübeyyin resmen tanzim veya usulen tasdik edilmiş bir
ilmühaber vermeğe alacaklıyı mecbur edebilir. Kıymetli evrakın
iptaline müteallik hükümler mahfuzdur.
(H) ALACAKLININ TEMERRÜDÜ
I - Şartları
Madde 90 – Yapılacak veya verilecek şey usulü dairesinde
kendisine arz olunan alacaklı muhik bir sebep olmaksızın onu
reddeder veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için tekaddümen
kendi tarafından yapılması lazım gelen muameleleri icradan imtina
eder ise, mütemerrit addolunur.
II - Hükümleri
1
– Borcun mevzuu bir ayın olduğu surette
a)
Tevdi hakkı
Madde 91 – Alacaklı mütemerrit olduğu takdirde borçlu hasar
ve masrafları alacaklıya ait olmak üzere vereceği şeyi tevdi
ederek borcundan beraet edebilir. Tevdi edilecek yeri, tediye
yerindeki hakim tayin eder. Fakat ticari eşya, hakimin kararı
olmaksızın dahi bir ardiyeye tevdi edilebilir.
b)
Satmak hakkı
Madde 92 – Akdin mevzuu olan şeyin mahiyeti veya işin nevi
tevdia mani olur veya verilecek şey bozulmağa maruz veya muhafazası
masrafı mucip veya tevdii büyük masrafları müstelzim olur ise
borçlu evvelen ihtarda bulunduktan sonra hakimin izniyle onu alenen
sattırarak bedelini tevdi edebilir. Verilecek şey borsada mukayyet
veya cari fiatı mevcut veya masraflarına nispetle kıymeti az ise
satışın aleni olması lazım olmadığı gibi ihtara lüzum
görmeksizinde hakim, satışa müsaade edebilir.
c)
Tevdi edilen şeyin isdirdadı
Madde 93 – Alacaklı tevdi edilen şeyi kabul eylediğini beyan
etmiş veya tevdi bir rehnin fekkini tevlit eylemiş bulunmadıkça,
borçlu tevdi edilen şeyi istirdat edebilir. Tevdii edilen şeyin
istirdadı ile beraber, alacak bütün teferrüatiyle yeniden
tevellüt eder.
2
– Borcun mevzuu bir şey olmadığı surette
Madde 94 – Borcun mevzuu bir aynın teslimini tazammun etmediği
surette eğer alacaklı mütemerrit ise borçlunun temerrürdüne
müteallik hükümlere tevfikan, borçlu akdi feshedebilir.
(V) BORCUN İFASINA MANİ OLAN DİĞER SEBEPLER
Madde 95 – Verilecek şey ve yapılacak iş ne alacaklıya nede
alacaklıya müteallik şahsi diğer bir sebeple mümessiline arz
edilemez veya borçlunun kusuru olmaksızın alacaklının şahsında
tereddüt olunursa borçlu, alacaklının temerrüdü halinde olduğu
gibi tevdi etmek veya akdi fesheylemek hakkını haizdir.
İKİNCİ FASIL
Borçların ödenmemesinin
neticeleri
(A) BORCUN İFA EDİLMEMESİ
I - Borçlunun mesuliyeti
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 96 – Alacaklı hakkını kısmen veya tamamen istifa
edemediği takdirde borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat
edilemiyeceğini ispat etmedikçe bundan mütevellit zararı tazmine
mecburdur.
2
– Bir şeyin yapılması veya yapılmaması borçları
Madde 97 – Bir şeyin yapılmasına müteallik borç borçlu
tarafından ifa edilmediği takdirde, alacaklı masrafı borçluya
ait olmak üzere borcun kendisi tarafından ifasına izin verilmesini
talep edebilir. Her türlü zarar ve ziyan davası hakkı mahfuzdur.
Bir şeyin yapılmamasına tallük eyleyen borca muhalif surette
hareket eden kimse mücerret muhalefet ile zarar ve ziyan tediyesine
mecburdur.
Bundan başka alacaklı taahhüde muhalif olarak yapılan şeyin
ref'ini isteyebilir. Alacaklı, masrafları borçluya ait olmak
üzere, kendisi tarafından ref'a izin verilmesini de isteyebilir.
II - Mesuliyetin vüsati
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 98 – Borçlu, umumiyet itibariyle her kusurdan mesuldur.
Bu mesuliyetin vüsati işin hususi mahiyetine göre çok veya az
olabilir. Hususiyle iş borçlu için bir faideyi mucip olmadığı
surette, mesuliyet daha az şiddetle takdir olunur.
Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler,
kıyasen akde muhalif hareketlerede tatbik olunur.
2
– Mesuliyetten beraaet şartı
Madde 99 – Hile veya ağır kusur halinde düçar olacağı
mesuliyetten borçlunun iptidaen beraetini tazammun edecek her şart,
batıldır.
Hafif kusur halinde, borçlu iptidaen mesuliyetten beraeti
tazammun eden şartın dermeyanı sırasında alacaklı borçlunun
hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet tarafından imtiyaz suretiyle
verilen bir sanatin icrasından tevellüt ediyorsa; haiz olduğu
takdir salahiyetine istinat ile hakim, bu şartı batıl addedebilir.
3
– Muavin şahısların mesuliyeti
Madde 100 – Bir borcun ifasını veya bir borçdan mütevellit
bir hakkın kullanılmasını kendisi ile beraber yaşayan şahıslara
veya maiyetinde çalışanlara velev kanuna muvafık surette tevdi
eden kimse, bunların işlerini icra esnasında ika ettikleri
zarardan dolayı diğer tarafa karşı mesuldür.
Bunların fiilinden mütevellit mesuliyeti, evvelce iki taraf
arasında yapılan bir mukavele tamamen veya kısmen bertaraf
edebilir.
Alacaklı, borçlunun hizmetinde ise veya mesuliyet hükümet
tarafından imtiyaz suretiyle verilen bir sanatin icrasından
tevellüt ediyorsa; borçlu mukavele ile ancak hafif bir kusurdan
mütevellit mesuliyetten kendisini beri kılabilir.
(B) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ
I - Şartlar
Madde 101 – Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının
ihtariyle, mütemerrit olur.
Borcun ifa edileceği gün müttefikan tayin edilmiş veya
muhafaza edilen bir hakka istinaden iki taraftan birisi bunu usulen
bir ihbarda bulunmak suretiyle tesbit etmiş ise, mücerret bugünün
hitamı ile borçlu mütemerrit olur.
II - Hükümleri
1
– Kaza halinde mesuliyet
Madde 102 – Mütemerrit olan borçlu, borcun teahhürle
ifasından dolayı zarar ve ziyan tediyesine mecbur olduğu gibi
kazara vukua gelecek zarardan da mesuldür.
Borçlu, kendisi tarafından bir güna kusur olmaksızın
teahhürde bulunmuş olduğunu veya borç vakit ve zamaniyle ifa
edilmiş olsa bile kazanın alacaklının zararına olarak tediye
olunacak şeye isabet edeceğini ispat ederek, bu mesuliyetten
kurtulabilir.
2
– Geçmiş günler faizi
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 103 – Bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden
borçlu mukavele ile daha az bir faiz tayin edilmiş olsa bile geçmiş
günler için senevi yüzde beş hesabiyle faiz tediyesine
mecburdur.4
Akitte doğrudan doğruya veya taksite raptedilmiş komüsyon
şeklinde yüzde beşten ziyade bir faiz şart edilmiş ise bu faizde
temerrüt eden borçludan istenebilir.
(Üçüncü fıkra mülga: 29/6/1956-6763/41 md.)
b)
Faizin, mütedahil taksitlerin, hibe ettiği mebaliğin tediyesinde
mütemerrit olan borçlu
Madde 104 – Faiz veya mütedahil iratların yahut hibe ettiği
bir miktar paranın tediyesinden temerrüt eden borçlu bunlar için
geçmiş günler faizini ancak icraya veya mahkemeye müracaat
gününden itibaren tediyeye mecburdur.
Bunun aksine olan her şart, cezai şart hakkındaki hükümlere
tevfikan takdir olunur.
Geçmiş günler faizinin tediyesinde temerrüt sebebi ile faiz
yürütülemez.
3
– Munzam zarar
Madde 105 – Alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler
faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiç bir kusur
isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile
mükelleftir.
Bu munzam zarar derhal takdir olunabilirse hakim, esasa dair karar
verir iken bu zararın miktarını dahi tayin edebilir.
4
– Bir mehil tayini suretiyle
a)
Fesih hakkı
Madde 106 – Karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitte iki
taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeri borcun ifa
edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin
tayinini hakimden isteyebilir.
Bu mehil zarfında borç ifa edilmemiş bulunduğu surette
alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar
ve ziyan davası ikame eylemek hakkını haizdir; birde aktin
icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vaz
geçtiğini derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit
zarar ve ziyanı talep veya akdi fesh edebilir.
b)
Derhal fesih
Madde 107 – Aşağıdaki hallerde bir mehil tayinine lüzum
yoktur.
1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin tesirsiz olacağı
anlaşılırsa.
2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun ifası alacaklı
için faidesiz kalmış ise.
3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen bir
zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifa edilmek lazım geliyorsa.
c)
Rücuun hükümleri
Madde 108 – Akitten rücu eden alacaklı, vaidolunan şeyi
vermekten imtina ve tediye eylediği şeyi istirdat edebilir.
Bundan başka borçlu kendisine hiç bir kusurun isnat
edilemiyeceğini ispat edemezse alacaklı akdin hükümsüzlüğünden
mütevellit zararın tazminini de talep edebilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Borçların üçüncü şahıs
hakkındaki tesiri
(A) ALACAKLIYA HALEF OLMAK
Madde 109 – Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahıs
aşağıdaki hallerde tediye eylediği miktar nispetinde alacaklının
haklarına kanunen halef olur:
1 – Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden
kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet hakkı veya sair diğer
bir ayni hakkı haiz bulunduğu takdirde.
2 – Alacaklıya tediyede bulunan üçüncü şahsın ona halef
olacağı borçlu tarafından alacaklıya haber verildiği takdirde.
(B) BAŞKASININ FİİLİNİ TAAHHÜT
Madde 110 – Bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt
eden kimse bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa
edilmemesi halinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur.
(Ek: 8/7/1981-2486/1 md.) Muayyen bir müddet için yapılan
taahhütlerde, müddetin bitimine kadar taahhüt edene yazılı
olarak başvurulmaması halinde taahhüdün hükümsüz olacağına
dair sözleşme muteberdir.
C) BAŞKASI LEHİNE ŞART
I - Umumiyet itibariyle
Madde 111 – Kendi namına akit yapan bir kimse, üçüncü şahıs
lehine bir borç şart etmiş ise, o borcun ifasını talebetmek
hakkını haizdir.
Üçüncü şahıs veya o borçta üçüncü şahsa halef olanlar
dahi, iki tarafın niyetine veya örf ve adete tevafuk ettiği
takdirde, borcun ifasını şahsan talebedebilirler.
Bu takdirde üçüncü şahıs veya onu istihlaf edenler bu hakkı
kullanmak istediklerini borçluya beyan ettiklerinden itibaren
alacaklının borçluyu ibraya hakkı kalmaz.
II - Sigorta ile temin edilmiş hukuki
mesuliyetler
Madde 112 – Başkasını istihdam eden bir kimse çalıştırdığı
ameleye karşı hukuki mesuliyetlerini temin için sigorta yapıpta
amele, sigorta ücretinin en aşağı yarısını tediyeye iştirak
etmiş ise; sigortadan mütevellit haklar, münhasıran ameleye ait
olur.
ÜÇÜNCÜ BAP
Borçların sukutu
(A) BORÇLARIN FERİLERİNİN SUKUTU
Madde 113 – Asıl borç tediye ile veya sair bir suretle sakıt
olduğu takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi sakıt
olur.
Evvelce işleyen faizleri talep hakkının mahfuz bulunduğu beyan
edilmiş veya hal icabından neşet eylemiş olmadıkça bu faizler
talep olunamaz.
Gayrimenkul rehine ve kıymetli evraka ve konkordatoya müteallik
hususi hükümler mahfuzdur.
(B) TECDİT
I - Umumiyet itibariyle
Madde 114 – Borcun tecdidi akitten vazıh surette anlaşılmak
lazımdır.
Hususiyle mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak
veya yeni bir alacak senedi veya yeni bir kefaletname imza etmek,
tecdidi tazammun etmez. Bununla beraber, bu hükmün aksine dair
akdolunan mukaveleler muteberdir.
II - Cari hesap
Madde 115 – Muhtelif kalemlerin bir hesabı cariye mücerret
kaydedilmesiyle borç tecdit edilmiş olmaz.
Şu kadarki hesap kesilipte diğer tarafçada kabul edilmiş
olduğu takdirde, borç tecdit edilmiş olur.
Eğer kalemlerden biri mukabilinde teminat varsa hesap kesilip
tasdik edilmiş olsa bile hilafı şart edilmedikçe bu teminata
halel gelmez.
(C) ALACAKLI VE BORÇLU SIFATLARININ BİRLEŞMESİ:
Madde 116 –Alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının bir
şahısta içtimaiyle borç sakıt olur.
Bu içtimaın zevaliyle borç avdet eder.
Gayrimenkul rehni ile kıymetli evrak hakkındaki hususi hükümler
bakidir.
(D) İFANIN MÜMKÜN OLMAMASI:
Madde 117 – Borçluya isnat olunamıyan haller münasebetiyle
borcun ifası mümkün olmazsa, borç sakıt olur.
Karşılıklı taahhütleri havi akitlerde bu suretle beri olan
borçlu haksız iktisaplara müteallik hükümlere tevfikan almış
olduğu şeyleri iadeye mecbur ve kendisine henüz tediye edilmemiş
bulunan şeyi istemek hakkından mahrum olur. Kanun veya akit ile,
borcun ifasından evvel bile vukua gelen zararın, alacaklıya tahmil
edilmiş olduğu haller bundan müstesnadır.
(H) TAKAS:
I - Şartları
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 118 – İki şahıs karşılıklı bir miktar meblağı
veya yekdiğerine mümasil başka malları birbirine borçlu
oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise iki taraftan her biri
borcunu alacağı ile takas edebilir.
Alacaklardan biri, münazaalı olsa bile takas dermeyan
olunabilir.
Müruru zamana uğramış bir alacak, takas dermeyan edebileceği
zamanda müruru zaman ile sakıt olmuş değil ise onun da takası
dermeyan olunabilir.
2
– Kefalet halinde
Madde 119 – Asıl borçlunun takası dermeyan etmeğe hakkı
oldukça, kefili alacaklıya tediyede bulunmaktan imtina edebilir.
3
– Üçüncü şahıs lehine taahhüt halinde
Madde 120 – Bir üçüncü şahıs lehine taahütte bulunan
kimse borcunu, diğer akidin kendisine borçlu olduğu şey ile takas
edemez.
4
– Borçlunun iflası halinde
Madde 121 – Borçlunun iflası halinde alacaklılar, muaccel
olmasa bile alacaklarının müflisin kendilerinde olan alacağı ile
takas edebilirler.
II - Hükümleri:
Madde 122 – Takas, ancak borçlunun takası dermeyan etmek
kastini alacaklıya bildirmesiyle vaki olur.
Bu takdirde iki borç takas edilebilecekleri andan itibaren en az
olan borcun miktarı nispetinde sakıt olmuş addolunur.
Hesabı cari meselesinde ticarete müteallik hususi taamüller
bakidir.
III - Takası kabil olmıyan alacaklar:
Madde 123 – Aşağıdaki alacaklar, alacaklıların arzusu
hilafında takas ile ıskat edilemez.
1 – Tevdi edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile
alıkonulmuş bulunan bir şeyin iadesine veya bedeline taallük eden
mutalebeler.
2 – Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin iaşesi
için mutlak surette zaruri olup hususi mahiyeti itibariyle fiilen
alacaklının eline verilmesi icap eden alacaklar.
3 – Devlet ve vilayet ve köyler lehine olarak hukuku ammeden
neşet eden alacaklar.
IV - Takastan feragat:
Madde 124 – Borçlu, iptidaen takastan feragat edebilir.
(V) MÜRURU ZAMAN:
I - Müddetler:
1
– On senelik müruru zaman
Madde 125 – Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı
takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.
2
– Beş senelik müruru zaman
Madde 126 – Aşağıdaki alacak veya davalar hakkında beş
senelik müruru zaman cari olur:
1 – Alelümum kiralar ile resülmal faizleri ve muayyen
zamanlarda tediyesi meşrut aidat hakkındaki davalar,
2 – Erzak bedeli ve nafaka ve otel ve lokanta masraflarına
müteallik davalar.
3 – (Değişik: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Sanatkarların veya
esnafın emeklerinin karşılığı, perakendecilerin sattıkları
malların parası, noterlerin mesleki hizmetleri karşılığı,
başkalarının maiyetinde çalışan veya müstahdemi olan
kimselerin, hizmetçilerin, yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri
hakkındaki davalar;
4 – (Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Ticari olsun olmasın bir
şirket akdine dayanan ve ortaklar arasında veya şirketle ortaklar
arasında açılmış bulunan bütün davalar ile bir şirketin
müdürleri, temsilcileri,murakıplariyle şirket veya ortaklar
arasındaki davalar, vekalet akdinden, komüsyon aktinden,acentalık
mukavelesinden, ticari tellallık ücreti davası hariç,tellallık
akdinden doğan bütün davalar, mütaahhidin kasıt veya ağır
kusuru ile akdi hiç veya gereği gibi yerine getirmemiş ve bilhassa
ayıplı malzeme kullanmış veya ayıplı bir iş meydana getirmiş
olması sebebiyle açılacak davalar hariç olmak üzere istisna
akdinden doğan bütün davalar.
3
– Müruru zaman müddetlerinin katiyeti
Madde 127 – Bu üçüncü bapta tayin olunan müruru zaman
müddetleri, mukavele ile tadil olunamaz.
4
- Müruru zamanın başlangıcı
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 128 – Müruru zaman alacağın muaccel olduğu zamandan
başlar, alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise müruru
zaman bu haberin verilebileceği günden itibaren cereyan eder.
b)
Muayyen zamanlarda verilen ivazlarda
Madde 129 – Kaydi hayat şartiyle irat ve muayyen zamanlarda
tediye olunan sair şeylerin tesviyesini talep hususunda müruru
zaman ilk tediye edilmemiş olarak kalan taksitin muacceliyet kesp
ettiği günden başlar.
Alacak hakkında müruru zaman vaki olunca mütedahil taksitler
hakkında da müruru zaman vaki olmuş olur.
5
– Müddetlerin hesabı
Madde 130 – Müddetlerin hesabında müruru zamanın başladığı
gün nazarı itibare alınmaz ve müruru zaman ancak müddetin son
günü kullanılmaksızın geçtiği surette vaki olmuş olur.
Bununla beraber borçların ifası meselesinde müddetlerin
hesabına müteallik kaideler buradada tatbik olunur.
II - Fer'iler hakkında müruru zaman:
Madde 131 – Asıl alacak hakkında müruru zaman vakı olunca
faiz ve sair fer'i alacaklar hakkında da müruru zaman vakı olmuş
olur.
III - Müruru zamanın cereyanına mani olan ve
müruru zamanı tatil eden sebepler:
Madde 132 – Aşağıdaki hallerde müruru zaman cereyan etmez ve
cereyana başlamış ise inkıtaa uğrar:
1 - Velayet devam ettiği müddetçe çocukların baba ve
analarına karşı olan alacakları hakkında.
2 - Vesayet devam ettiği müddetçe vesayet altında bulunanların
vasi veya Sulh Hakimi ve Mahkemei Asliye Hakimleri zimmetinde olan
alacakları hakkında.
3 - Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri
zimmetinde olan alacakları hakkında.
4 - Hizmet mukavelesinin devam ettiği müddetçe hizmetçilerin,
istihdam edenlere karşı olan alacakları hakkında.
5 - Borçlu alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu
müddetçe.
6 - Alacağı, bir Türk mahkemesi huzurunda iddia etmek imkanı
olmadığı müddetçe.
Müruru zaman, tatil eden sebeplerin zail olduğu günün
hitamından itibaren başlar veya tevakkuftan evvel başlamış olan
cereyanına devam eder.
IV - Müruru zamanın kat'ı:
1
– Katı sebepleri
Madde 133 – Aşağıdaki hallerde müruru zaman katedilmiş
olur:
1 - Borçlu borcu ikrar ettiği, hususiyle faiz veya mahsuben bir
miktar para veya rehin yahut kefil verdiği takdirde.
2 - Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme
müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile
hakkını talep eylediği halde.
2
– Borçlulara karşı kat'ın neticeleri
Madde 134 – Müruru zaman, müteselsilen borçlu olanlardan veya
taksimi kabil olmıyan bir borcun müşterek borçlularından birine
karşı katedilmiş olunca diğerlerine karşıda katedilmiş olur.
Müruru zaman, asıl borçluya karşı katedilmiş olunca kefile
karşıda katedilmiş olur.
Müruru zaman, kefile karşı katedilmiş olunca asıl borçluya
karşı katedilmiş olmaz.
3
– Yeni müddetin mebdei
a)
İkrar ve hüküm halinde
Madde 135 – Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren
yeni bir müddet cereyan etmeğe başlar.
Borç bir senette ikrar edilmiş veya bir hüküm ile sabit olmuş
ise yeni müddet daima on senedir.
b)
Alacaklının fiili halinde
Madde 136 – Bir dava veya defi ile katedilmiş olan müruru
zaman, dava devam ettiği müddetçe iki tarafın muhakemeye
müteallik her muamelesinden ve hakimin her emir ve hükmünden
itibaren yeniden cereyana başlar.
Katı, icrai takibattan neşet etmiş ise müruru zaman takibe
müteallik her muameleden itibaren yeniden cereyana başlar.
Katı, bir iflasa müdahaleden neşet etmiş ise müruru zaman,
iflasa müteallik hükümlere göre alacağı yeniden talep etmek
mümkün olduğu zamandan itibaren yeniden cereyana başlar.
V - Davanın reddi halinde munzam müddet:
Madde 137 – Dava veya defi, vazıyed eden hakimin salahiyeti
olmaması veya tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksan veya
vaktinden evvel ikame edilmiş olması sebebi ile reddolunmuş olupta
arada müruru zaman müddeti hitam bulmuş ise alacaklı hakkını
talep etmek için altmış günlük munzam bir müddeten istifade
eder.
VI - Menkul rehni ile temin edilmiş alacak
halinde:
Madde 138 – Alacağın bir menkul rehni ile temin edilmiş
bulunması, bu alacak hakkında müruru zaman cereyanına mani olmaz.
Fakat alacaklı rehinden hakkını istifa etmek salahiyetini muhafaza
eder.
VII - Müruru zamandan feragat:
Madde 139 – İptidaen müruru zamandan feragat batıldır.
Müteselsil borçlulardan biri tarafından vukubulan feragat,
diğerlerine karşı dermeyan olunamaz.
Feragat, taksimi kabil olmayan bir borcun müşterek
borçlularından biri tarafından sadır olduğu takdirdede hüküm
böyledir. Asıl borçlu tarafından vukubulan feragat, kezalik
kefile karşı dermeyan olunamaz.
VIII - Müruru zamanın dermeyanı lüzumu:
Madde 140 – Müruru zaman dermeyan edilmediği surette hakim,
müruru zamanı kendiliğinden nazara alamaz.
DÖRDÜNCÜ BAP
Borçların nevileri
BİRİNCİ FASIL
Müteselsil borçlar
(A) BORÇLULAR ARASINDA TESELSÜL:
I - Şartları:
Madde 141 – Alacaklıya karşı, her biri borcun mecmuundan
mesul olmağı iltizam ettiklerini beyan eden müteaddit borçlular
arasında teselsül vardır.
Böyle bir beyanın fikdanı halinde teselsül ancak kanunun tayın
ettiği hallerde olur.
II – Alacaklı ve borçlu arasındaki
münasebet:
1
– Hükümleri
a)
Müşterek borçluların mesuliyeti
Madde 142 – Alacaklı müteselsil borçluların cümlesinden
veya birinden borcun tamamen veya kısmen edasını istemekte
muhayyerdir.
Borcun tamamen edasına kadar bütün borçluların mesuliyeti
devam eder.
b)
Müşterek borçlulara ait defiler
Madde 143 – Müteselsil borçlulardan biri alacaklıya karşı
onunla kendi arasındaki şahsi münasebetlerden veya müteselsil
borcun sebep veya mevzuundan tevellüt etmiş olanlardan maada bir
şey dermeyan edemez ve bütün borçlular arasında müşterek olan
defileri dermeyan etmediği halde onlara karşı mesul olur.
c)
Müşterek borçlulardan birinin şahsi fiili
Madde 144 – Hilafına makavele olmadıkça müteselsil
borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların vaziyetlerini
ağırlaştıramaz.
2
– Müteselsil borcun sukutu
Madde 145 – Tediyesi ile veya yaptığı takas ile borcun
tamamını veya bir kısmını iskat etmiş olan müteselsil
borçlulardan biri, sakıt olan borç nispetinde, diğer borçluları
halas etmiş olur.
Eğer müteselsil borçlulardan biri borç tediye olunmamış iken
ondan tahallüs etmiş ise, diğer borçlular ancak halin veya borcun
mahiyetinin irae ettiği nispette bu beraetten istifade edebilirler.
III – Müşterek borçlular arasındaki
münasebetler:
1
– Taksim
Madde 146 – Borcun mahiyetinden hilafı istidlal olunmadıkça,
müteselsil borçlulardan her biri alacaklıya yapılan tediyeden
birbirine müsavi birer hisseyi üzerlerine almağa mecburdur. Ve
hissesinden fazla tediyede bulunan, fazla ile diğerlerine rücu
hakkını haizdir.
Birinden tahsili mümkün olmayan miktar, diğerleri arasında
mütesaviyen taksim olunur.
2
– Halefiyet
Madde 147 – Rücu hakkından istifade eden müteselsil
borçlulardan her biri, tediye ettiği miktar nispetinde alacaklının
haklarına halef olur.
Alacaklı, diğerlerinin zararına olarak müteselsil borçlulardan
birinin vaziyetini iyileştirdiği takdirde bu fiilinin neticelerini
şahsan tahammül eder.
(B) ALACAKLILARIN ARASINDA TESELSÜL:
Madde 148 – Borcun tamamını tediyesini istemek hakkını her
birine bahş ettiğini borçlu beyan ettiği hallerde, müteaddit
alacaklılar arasında teselsül mevcut olacağı gibi kanunun tayin
ettiği maddelerde dahi bu nevi teselsül bulunur.
Müteselsil alacaklılardan birine vakı tediye ile borçlu bütün
alacaklılara karşı beri olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye müracaatından
haberdar edilmedikçe borçlu onlardan dilediğine tediyede
muhayyerdir.
İKİNCİ FASIL
Şarta bağlı borçlar
(A) TALİKİ ŞART:
I - Umumiyet itibariyle:
Madde 149 – Bir akdin mevzuunu teşkil eden borcun mevcudiyeti,
meşkük bir hadisenin tahakkukuna talik edilmiş ise o akit şarta
bağlı akit olur.
İki taraf hilafını kast etmedikleri halde şarta bağlı akit,
ancak şartın tahakkuku anından itibaren hüküm ifade eder.
II - Şartın bağlı olduğu sıradaki vaziyet:
Madde 150 – Şart tahakkuk edinceye kadar borçlu, borcun layıkı
veçhile edasına mani olacak her nevi tasarruftan içtinap etmekle
mükelleftir.
Şarta bağlı hakkı tehlikeye düçar edilen alacaklı, alacağı
mutlak olan alacaklıların haklarını muhafaza için yapmağa
salahiyettar oldukları tedbirleri ittihaz edebilir.
Şartın tahakkukundan evvel yapılan temliki her tasarruf, şartın
hükümlerini ihlal ettiği nispette batıl olur.
III - Fasıla esnasında tahakkuk eden
menfaatler:
Madde 151 – Şartın tahakkukundan evvel taahhüt olunan şey
kendisine teslim olunan alacaklı, şartın tahakkuku halinde, fasıla
esnasında o şeyden elde ettiği menfaatlerede malik olur.
Şart tahakkuk etmezse alacaklı elde ettiği menfaatleri red ile
mükelleftir.
(B) İNFİSAHİ ŞARTLAR:
Madde 152 – İnfisahı, meşkük bir hadisenin tahakkukuna talik
edilen akit, şartın tahakkuku anından itibaren hüküm ifade
etmez.
Kaideten, infisah makabline şamil olmaz.
(C) MÜŞTEREK HÜKÜMLER:
I - Şartın tahakkuku:
Madde 153 – Eğer şart, iki taraftan birinin bizzat yapması
lazım olmayan bir şeyin icrasından ibaret ise, o tarafın vefatı
halinde mirasçısı onun yerine kaim olabilir.
II - Hileli mümanaat:
Madde 154 – Şartın tahakkukuna iki taraftan biri hüsnü niyet
kaidelerine muhalif bir hareketle mani olursa, o şart tahakkuk etmiş
addolunur.
III - Memnu şartlar:
Madde 155 – Kanuna veya ahlaka (adaba) mugayir bir fiil veya
ihmal, şart olarak tayin edilmiş olduğu takdirde bu şarta bağlı
olan borç hükümsüz olur.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Pey akçesi, zamanı rücu,
ücret tevkifi ve cezai şart
(A) PEY AKÇESİ VE ZAMANI RÜCU:
Madde 156 – Bir kimse pey akçesi verdiği takdirde, bunu zamanı
rücu olarak değil; belki akdin inikadına delil olmak üzere vermiş
addolunur.
Hilafına mahalli adet veya mukavele olmadıkça, pey akçesini
alan, matlubuna mahsup etmiyerek onu muhafaza eder.
Zamanı rücu şart edildiği halde, akitlerden her biri akitten
rücu salahiyetini haiz addolunur. Pey akçesi vermiş olan rücu
ederse, verdiğini terk eder ve pey akçesini almış olan rücu
ederse, aldığının iki mislini iade eder.
(B) ÜCRET TEVKİFİ:
Madde 157 – Hizmet akdinde mukavele mucibince ücretin bir kısmı
tevkif edildiği halde, hilafına şart veya adet bulunmadıkça
tevkif olunan ücret cezai şart olarak değil belki istihdam eden
kimsenin zararına karşılık olmak üzere tutulmuş addolunur.
Bu tevkif, ancak amele ücretinin tazminat ile mahsubu caiz olduğu
nispette muteber olur.
(C) CEZAİ ŞART:
I - Alacaklının hakları:
1
– İcra ile eda arasındaki münasebet
Madde 158 – Akdin icra edilmemesi veya natamam olarak icrası
halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise,
hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını
veya cezanın tediyesini isteyebilir.
Akdin muayyen zamanda veya meşrut mahalde icra edilmemesi halinde
tediye olunmak üzere cezai şart kabul edilmiş ise, alacaklı hem
akdin icrasını hem meşrut cezanın tediyesini talep edebilir.
Meğer ki alacaklı bu hakkından sarahaten feragat etmiş veya kayıt
dermeyan etmeksizin edayı kabul eylemiş olsun.
Borçlunun, cezai şartı tediye ile akitten rücu etmek hakkını
ispat edebilmek salahiyeti mahfuzdur.
2
– Ceza ile zarar arasındaki münasebet
Madde 159 – Alacaklı zarara düçar olmasa bile ceza lazım
olur.
Şart olunan ceza miktarından fazla zarara düçar olan alacaklı,
borçlunun bir kusuru olduğunu ispat etmedikçe fazlasını
isteyemez.
3
– Fesih halinde alacaklının kısmen vukubulan tediyeye müteallik
hakları
Madde 160 – Cezai şarta müteallik hükümler, kısmen vakı
olan tediyenin fesih halinde alacaklıya kalması şartını
mutazammın olan mukaveleyede, tatbik olunur.
Taksitle satışa dair olan hükümler bakidir.
II - Cezanın butlanı ve tenkisi:
Madde 161 – Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler.
Ceza, kanuna veya ahlaka (adaba) muğayir bir borcu teyit için
şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı halde borcun ifası
borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün
olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez.
Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.
BEŞİNCİ BAP
Alacağın temliki ve borcun
nakli
(A) ALACAĞIN TEMLİKİ:
I - Şartları:
1
– Rızai temlik
a)
Cezaevi
Madde 162 – Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı
olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın
alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir.
Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu
şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını
temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez.
b)
Akdin şekli
Madde 163 – Tahriri şekilde yapılmış olmadıkça alacağın
temliki muteber olmaz.
Bir alacağın temlikini va'detmek, hususi şekle tabi değildir.
2
– Kanuni veya kazai temlik
Madde 164 – Alacağın temliki kanun veya mahkeme kararı
mucibince vuku bulduğu halde bir güna merasime tabi olmaksızın ve
evvelki alacaklı tarafından rıza izhar edilmesine bile ihtiyaç
bulunmaksızın üçüncü şahıslara karşı dermeyan edilebilir.
II - Temlikin hükümleri:
1
– Borçlunun vaziyeti
a)
Hüsnüniyetle yapılan tediye
Madde 165 – Temlik veya temellük eden tarafından alacağın
temlik olunduğu kendisine bildirilmezden mukaddem evvelki alacaklıya
ve mütevali temlikler vaki olmuş ise alacağı temellük edenlerden
tercihi lazım gelen biri var iken diğerine hüsnü niyetle tediyede
bulunan borçlu, beri olur.
b)
Tediyeden imtina ve tevdi
Madde 166 – Aidiyeti münazaalı bulunan bir alacağın borçlusu
tediyeden imtina edebilir ve alacağı mahkemeye tevdi ile borçtan
beri olur.
Borçlu, alacağın münazaalı olduğunu bildiği halde tediyede
bulunursa, tehlike ve hasarı kendisine ait olur.
İki alacaklı arasındaki dava henüz görülmekte ve borç
muaccel ise her biri borçluyu, borcu olan meblağı tevdie icbar
edebilir.
c)
Borçluya ait defiler
Madde 167 – Borçlu, temlike vakıf olduğu zaman; temlik edene
karşı haiz olduğu defileri, temellük edene karşı dahi dermeyan
edebilir.
Borçlunun matlubu temlik eden zimmetinde temlike vakıf olduğu
zaman müeccel bir alacağı var idise bu alacağın temlik edilen
matluptan sonra muacceliyet iktisap etmiş olmaması şartiyle borç
ile takas edilmesini talep edebilir.
2
– Fer'i hakların ve senetlerin ve esbabı sübutiyenin devri
Madde 168 – Alacağın temlikinde, temlik eden kimsenin şahsına
has olanlardan maada rüçhan hakları ve diğer müteferri haklar
dahil olur.
Temlik eden kimse, temellük edene alacak senedini teslim ve
mevcut esbabı sübutiyeyi ve haklarının izhar için lüzumlu olan
malümatı ita ile mükelleftir.
Gecikmiş faizler, asıl alacak ile birlikte temlik edilmiş
addolunur.
3
– Zaman
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 169 – Alacağın temliki ıvaz mukabilinde icra edilmiş
ise temlik eden kimse alacağın temlik zamanında mevcudiyetini
zamındır.
Ayrıca taahhüt etmedikçe borçlunun aczinden mesul değildir.
Temlik meccanen vakı olmuş ise temellük eden kimse alacağın
mevcudiyetini dahi zamın olmaz.
b)
Tediye makamına yapılan temlik
Madde 170 – Tediye makamına kaim olmak üzere bir alacak temlik
edilipte ne miktar tenzil edileceği tayin edilmemiş ise temellük
eden kimse ancak borçludan bilfiil tahsil ettiği yahut lazım olan
ikdamı sarf eylediği halde tahsil etmiş olduğu miktarı kendi
alacağına mahsup etmekle mükelleftir.
c)
Zamanın şümulü
Madde 1 – Temlik eden zaman ile mükellef ise; temellük edene
karşı ancak resülmal ve faiz olarak almış olduğu miktar
nispetinde mesuldür. Bundan başka temlikin mucip olduğu ve
alacaklının borçluya karşı semeresiz takibi dolayısiyle ihtiyar
ettiği masraflarıda zamin olur.
Temlik, kanun icabı vakı olmuş ise evvelki alacaklı, ne
alacağın mevcudiyetine ne de borçlunun eda kabiliyetine kefildir.
III - Hususi kaidelerin mahfuziyeti:
Madde 172 – Bazı hakların temlikine mahsus olarak kanunen
muayyen olan hükümler bakidir.
(B) BORCUN NAKLİ:
I - Borçlu ve borcun nakli müteahhidi:
Madde 173 – Bir borçluya karşı yapılan, borcun nakli
taahhüdü, müteahhidi ya borcu tediye etmek yahut alacaklının
rızasını istihsal ederek borcu üzerine almak suretiyle borçlunun
beraetini tahsile mecbur eder.
Borçlu, borcun nakli müteahhidine karşı borcun nakli akdinden
mütevellit borçlarını ifa etmedikçe, müteahhit aleyhine
taahhüdünü ifa için dava ikame edemez.
Borçtan beraet etmemiş olan evvelki borçlu, borcun nakli
müteahhidinden teminat isteyebilir.
II - Nakil müteahhidi ile borçlu arasındaki
akit:
1
– İcap ve kabul
Madde 174 – Evvelki borçlunun yerine yenisinin kaim olması ve
borçtan beraeti borcun naklı müteahhidi ile alacaklı arasında
yapılacak akit ile vukubulur.
Bu akdin icap edildiği, borcun nakli müteahhidi veya onun
müsaadesiyle evvelki borçlu tarafından borcun nakli mukavelesinin
alacaklıya bildirilmesinden istidlal olunabilir.
Alacaklının rızası ya sarih olur veya halin icabından
anlaşılır. Alacaklı ihtirazi kayıt dermeyan etmeksizin borcun
nakli müteahhidinin tediyesini kabul eder veya bunun borçlu sıfatı
ile yaptığı diğer her hangi bir muameleye razı olursa borcun
naklini kabul etmiş addolunur.
2
– İptal olunan icap
Madde 175 – İcap, alacaklı tarafından her zaman kabul
edilebilir. Şu kadarki borcun nakli müteahhidi veya borçlu kabul
için bir mehil tayin edebilir ve bu mehlin inkızasına kadar
alacaklı süküt ederse icap, reddolunmuş addedilir.
Borcun nakli hakkında vukubulan icabın kabulünden evvel yeni
bir borcun nakli mukavelesi yapılır ve borcun naklinin yeni
müteahhidi alacaklıya icapta bulunursa, birinci icabı yapan beri
olur.
III - Borçlunun değişmesinin hükmü:
1
– Borcun ferileri
Madde 176 – Borçlu değişmiş olsa bile borçlunun şahsına
hasolanlardan maada müteferri haklar, baki olur.
Bununla beraber borcu temin için bir rehin tesis etmiş olan
üçüncü şahsın ve kefilin mesuliyetleri ancak borcun nakline
razı oldukları halde devam eder.
2
– İstisnalar
Madde 177 – Nakledilen borca müteferri hakları dermeyan etmek
hakkı, borçludan yenisine geçer.
Yeni borçlu alacaklı ile yapılan akitten hilafı anlaşılmadıkça
evvelki borçlunun alacaklıya karşı dermeyan edebileceği şahsi
defilerde bulunamaz.
Yeni borçlu borcun naklini tevlit etmiş olan hadiseler
dolayısiyle evvelki borçluya karşı dermeyan edebileceği defileri
alacaklıya karşı kullanamaz.
IV - Akdin iptali:
Madde 178 – Borcun nakli mukavelesi iptal edildiği halde, hüsnü
niyet sahibi üçüncü şahıslara ait olan haklar baki kalmak üzere
evvelki borç, bütün feri'leriyle birlikte avdet eder.
Bundan başka akdin iptali ve ika olunan zarar kendisine isnat
olunamıyacağını nakil müteahhidi ispat edemez ise, alacaklı,
evvelce müesses teminatı zayi etmesi dolayısiyle veya diğer her
hangi bir suretle düçar olduğu zararı nakil müteahhidine tazmin
ettirebilir.
V - Bir Mamelekin veya bir işletmenin
devralınması:
Madde 179 – (Değişik: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Bir mameleki veya bir işletmeyi aktif ve pasifleriyle birlikte
devralan kimse, bunu alacaklılara ihbar veya gazetelerde ilan ettiği
tarihten itibaren onlara karşı mamelekin veya işletmenin
borçlarından mesul olur; şu kadar ki, iki yıl müddetle evvelki
borçlu dahi yenisiyle birlikte müteselsilen mesul kalır; bu müddet
muaccel borçlar için ihbar veya ilan tarihinden ve daha sonra
muaccel olacak borçlar için de muacceliyet tarihinden itibaren
işlemeye başlar.
Borçların bu suretle naklinin hükümleri, tek bir borcun nakli
akdinden doğan hükümlerin aynıdır.
VI - Bir işletmenin diğeriyle birleşmesi ve
şeklini değiştirmesi:
Madde 180 – (Değişik: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
Bir işletme diğer bir işletme ile aktif veya pasiflerin
karşılıklı olarak devralınması suretiyle birleştirilse, her
iki işletmenin alacaklıları bir mamelekin devralınmasından doğan
hakları haiz olup bütün alacaklarını yeni işletmeden
alabilirler.
Evvelce hakiki veya hükmi tek bir şahsa ait olup da kollektif
veya komandit şirket haline konulan bir işletmenin borçları
hakkında da aynı hüküm tatbik olunur.
VII - Taksim halinde ve gayrimenkulün bey'i
halinde:
Madde 181 – Miras taksimindeki ve rehin ile mukayyet
gayrimenkullerin bey'indeki borcun nakline mütedair hususi hükümler
bakidir.
İKİNCİ KISIM
Aktin muhtelif nevileri
ALTINCI BAP
Beyi ve trampa
BİRİNCİ FASIL
Umumi hükümler
(A) İKİ TARAFIN HAK VE VAZİFELERİ:
Madde 182 – Beyi bir akittirki onunla bayi, satılan malı
müşterinin iltizam ettiği semen mukabilinde müşteriye teslim ve
mülkiyeti ona nakleylemek borcunu tahammül eder.
Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise bayi ile müşteri
borçları aynı zamanda ifa etmekle mükelleftirler.
Hale göre tayini mümkün olan semen, tesmiye edilmiş
hükmündedir.
(B) NEFİ VE HASAR:
Madde 183 – Halin icabından veya hususi şartlardan mütevellit
istisnaların maadasında, satılan şeyin nefi ve hasarı akdin
in'ikadı anından itibaren müşteriye intikal eder.
Bununla beraber yalnız nevan tayin edilmiş olan mebiin ayırt
edilmiş olmasıda lazımdır ve başka bir yere gönderilecek ise
bayiın bu maksata mebi üzerinden yedini refetmiş bulunmasıda
şarttır.
Taliki şart ile yapılan akitlerde temlik edilen şeyin nefi ve
hasarı ancak şartın tahakkuku anından itibaren iktisap edene
geçer.
İKİNCİ FASIL
Menkul bey'i
(A) MEVZUU:
Madde 184 – Menkul bey'i, araziden veya gayrimenkul olmak üzere
tapu siciline kaydedilen haklardan başka her türlü şeyin
bey'idir.
Mahsul veya yıkılması matlup bir binanın enkazı veya taş
ocağından çıkarılacak taşlar gibi bir gayrimenkulden
ayrıldıktan sonra menkul olarak mülkiyeti nakledilecek mütemmim
cüzülerin satılmasıda menkul bey'idir.
(B) BAYİİN BORÇLARI:
I - Teslim:
1
– Teslim masrafları
Madde 185 – Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise
ölçmek ve tartmak gibi teslim masrafları bayie, senet yapmak ve
mebii kabzetmek için yapılan masraflar müşteriye aittir.
2
– Nakil masrafları
Madde 186 – Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise,
satılan şeyin teslim mahallinden başka bir yere nakli lazım
geldiği zaman, nakil masrafları müşteriye aittir.
Masrafsız teslim şart edilmiş ise bayi nakil masraflarını
üzerine almış addolunur.
Liman ve gümrük masrafı olmaksızın teslim mukavele edilmiş
ise bayi ihracat, transit ve ithalat rüsumunu üzerine almış
addolunur; fakat eşyanın müşteri tarafından kabzedildiği
zamanda istifa edilen istihlak rüsumunu deruhde etmiş sayılmaz.
3
– Bayiin temerrüdü
a)
Ticari alım satımlar
Madde 187 – Ticari muamelelerde teslim için bir zaman tayin
edilmiş olupta bayi temerrüt ederse müşterinin teslim talebinden
vaz geçerek ademi ifa sebebi ile zarar ve ziyan isteyeceğini kabule
cevaz vardır.
Müşteri teslimini istemek niyetinde ise muayyen müddetin
inkızasında bayii bundan haberdar etmesi lazımdır.
b)
Tazmin borcu ve zararın nasıl hesap edileceği
Madde 188 – Borcu ifa etmeyen bayi, müşteriye bu yüzden
terettüp eden zararı zamın olur.
Ticari muamelesinde bayi, borcunu ifa etmezse müşteri mebiin
semeni ile kendisine teslim edilmiyen şey yerine bir diğerini almak
için hüsnü niyetle verdiği semen arasındaki farkı bayie tazmin
ettirebilir.
Mebi, borsaya kayıt ve kabul edilmiş olan veya cari fiatı
bulunan mallardan ise müşteri yerine bir diğerini almağa muhtaç
olmaksızın mebiin semeni ile teslim için muayyen olan günün
fiatı arasındaki farkı zarar ve ziyan olmak üzere isteyebilir.
II - Zapta karşı teminat:
1
– Teminat borcu
Madde 189 – Bayi, satılan şeyin bir üçüncü şahıs
tarafından bey'in akdi zamanında mevcut bir hak sebebi ile tamamen
veya kısmen zaptedilmesinden müşteriye karşı mesul ve zamındır.
Müşteri zabıt tehlikelerinden bey'in in'ikadı zamanında
haberdar idise bayi, yalnız tahsisan iltizam ettiği kefalet
hasebiyle mesul ve zamın olur.
Bayi üçüncü şahsa ait olan hakkı bilerek gizlemiş ise,
zaman ve mesuliyetini refi veya tahdit yolunda kararlaşmış olan
şart batıldır.
2
– Usulü muhakeme
a)
Davayı ihbar
Madde 190 – Mebiin zaptı ile tehdit edilen müşteri, aleyhine
ikame edilen davayı zamanla mükellef olan bayie ihbar ettiği zaman
bayi halin icabına göre ve usulü muhakemeye tevfikan ya müşteri
lehinde davaya müdahalede yahut müşteri makamına kaim olarak
üçüncü şahsa karşı husumet ve müdafaada bulunmağa mecburdur.
İhbar, müdahale ve müdafaaya müsait bir zamanda yapılmış
ise müşterinin aleyhinde hasıl olan neticei hükmiye müşterinin
hilesi veya ağır bir hatası eseri olduğu ispat edilmedikçe
bayyiede sari olur.
Davanın ihbar edilmemesi mesuliyeti bayie isnat edilemiyen
hallerde bayi, kendisine zamanında haber verilmiş olması farz ve
takdirinde ne derece daha müsait bir neticei hükmiye istihsal
edilebileceğini ispat ederse mesuliyetten o derecede beri olur.
b)
Mahkeme kararı olmaksızın iade
Madde 191 – Müşteri, bayii vaktinde davadan haberdar ve kendi
namına müdafaa ve husumette bulunmasını talep ve ihtar edipte
dinletememiş ise; üçüncü şahsın mebi üzerindeki hakkını
hüküm beklemeksizin hüsnü niyetle tanımış yahut istihkak
müddeisiyle sulh akdetmiş olsa bile, bayie zaman terettüp eder.
3
– Müşterinin hakları
a)
Tamamen zabıt halinde
Madde 192 – Mebiin tamamen zaptolunması halinde beyi münfesih
addolunur ve müşteri bayiden aşağıdaki taleplerde bulunabilir:
1 – Mebiden istihsal ettiği veya istihsalini ihmal ettiği
semereler tenzil edilmek üzere tediye etmiş olduğu semenin
faiziyle birlikte iadesini.
2 – Mebii zapteden üçüncü şahıstan mutalebe edemiyeceği
sarfiyatı.
3 – Davayı bayie ihbar etmekle içtinap edilmesi mümkün
olanlar müstesna olmak üzere bütün muhakeme masraflariyle
muhakeme haricindeki masrafları.
4 – Doğrudan doğruya mebiin zaptından mütevellit diğer
zarar ve ziyanları.
Bayi, hiç bir hatanın kendisine isnadı kabil olmadığını
ispat etmedikçe müşteriye mebiin zaptı yüzünden terettüp eden
diğer her türlü zararıda tazmin etmekle mükelleftir.
b)
Kısmen zabıt halinde
Madde 193 – Satılan şey kısmen zaptedildiği yahut bayiin
kefil olduğu ayni bir mükellefiyetle takyit edilmiş bulunduğu
halde müşteri bey'in feshini talep edemeyip yalnız bu yüzden
düçar olduğu zararın tazminini isteyebilir.
Şu kadarki mebiin bu ayıbını bilmiş olsa onu satın
almayacağı hal karinesiyle anlaşılıyorsa her halde feshi dava
edebilir.
Bu takdirde müşterinin bayie mebiin zaptedilmeyen kısmını o
zamana kadar istihsal etmiş olduğu menfaatlerle birlikte iade
etmesi lazım gelir.
III - Mebiin ayıptan salim olmasını tekeffül:
1
– Mevzuu
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 194 – Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği
vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple
kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir
suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.
Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür.
b)
Hayvan alım satımında
Madde 195 – Hayvan alım satımında bayi tahriren kefalet
etmedikçe yahut müşteriyi iğfal etmiş olmadıkça tekeffül
etmiş addolunmaz.
2
– Tekeffüle karşı
Madde 196 – Bayi, mebiin ayıbını müşteriden hile ile
gizlemiş ise bey'ide tekeffül hükmünü iskat veya tahdit eden her
şart batıldır.
3
– Müşterinin bildiği ayıplar
Madde 197 – Bayi, müşterinin bey'i zamanında malümu olan
ayıptan mesul olmadığı gibi mebii kafi derecede muayene etmekle
fark etmiş olacağı ayıptanda ancak bunun mevcut olmadığını
temin etmiş ise mesul olur.
4
– Keşif ve muayene ve bayie ihbar
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 198 – Müşteri kabz ettiği mebiin halini örf ve adete
göre imkan hasıl olur olmaz muayene etmek borcu ile mükellef olup
mebi de bayiin tekeffül altında olan bir ayıp gördüğü zaman
bunu derhal bayie ihbar etmesi lazım gelir.
Bunu ihmal ettiği halde mebii kabul etmiş sayılır. Meğerki
mebide adi bir muayene ile meydana çıkarılamıyacak bir ayıp
bulunsun.
Bu kabilden bir ayıp sonradan meydana çıkarsa derhal bayie
ihbar edilmelidir. Aksi takdirde, mebi bu ayıp ile beraber kabul
edilmiş addolunur.
b)
Hayvan alım satımında
Madde 199 – Hayvan alım satımında kefalet müddeti tahirren
tayin edilmemiş olupta kefalet hayvanın bir vasfına müteallik
değil ise mebide keşfedilen ayıptan bayiin mesuliyeti, teslim vakı
olduğu veya müşterinin kabızda temerrüdü tahakkuk ettiği
günden itibaren dokuz gün içinde bayie ihbar edilmekle beraber
hayvanın ehli vukuf marifetiyle muayenesinin icrası yine bu müddet
zarfında merciinden talep olunmasına mütevakkıftır.
Hakim, ehli vukuf raporunu serbestçe takdir eder.
5
– Bayiin hilesine müterettip hükümler
Madde 200 – Müşteriyi iğfal etmiş olan bayi, ayıbın
kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek
mesuliyetten kurtulamaz.
6
– Başka mahalden vakı olan beyi
Madde 201 – Başka bir mahalden gönderilen mebiin ayıplı
olduğunu iddia eden müşteri, bulunduğu yerde bayiin mümessili
yok ise mebiin muhafazası için lazım gelen tedbirleri muvakkaten
ittihaz etmekle mükelleftir. Müşteri, ayıplı olduğunu iddia
ettiği mebii muhafaza için icabeden tedbirleri yapmaksızın bayie
gönderemez.
Müşteri, vakit kaybetmeksizin mebiin halini usulen tasdik
ettirmekle mükelleftir. Aksi halde, iddia olunan ayıbın mebi
kendisine vasıl olduğunu zaman mevcut bulunduğunu ispat etmeğe
mecbur olur.
Mebiin az zamanda bozulmak korkusu varsa müşterinin onu bulduğu
yerde mercii marifetiyle sattırmağa salahiyeti ve hatta bayiin
menfaati böyle iktiza ediyorsa mecburiyeti vardır. Müşteri, her
halde bayii mümkün olan süratle keyfiyetten haberdar etmekle
mükellef ve etmediği takdirde zarar ve ziyan davasına maruzdur.
7
– Tekeffüle müstenit dava
a)
Bey'in feshi yahut semenin tenzili
Madde 202 – Bayiin tekeffülü altındaki mebiin ayıbı
anlaşıldığı zaman müşteri muhayyerdir. Dilerse mebii redde
hazır olduğunu beyanla bey'in fesh edilmesini, dilerse mebii
alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını
dava eder.
Hakim, müşterinin mebii ret davası üzerine hal icabı bey'in
feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir.
Kıymetinin noksanı mebiin semenine müsavi ise müşteri ancak
bey'in feshini talep edebilir.
b)
Mebiin tebdili
Madde 203 – Mebi, miktarı muayyen misli şeylerden ise müşteri
dilerse fesih veya semenin tenzilinden hiç birini talep etmeyip
mebiin ayıptan ari mislile değiştirilmesini dava edebilir.
Mebi, başka bir yerden gönderilmiyorsa bayiin de müşteriye
derhal ayıptan ari mislini teslim ve müşterinin düçar olduğu
zararı tamamen tazmin ederek aleyhine ikame edilecek davadan
kurtulmağa salahiyeti vardır.
c)
Mebiin zıyaı halinde bey'in feshi
Madde 204 – Mebiin ayıp sebebi ile yahut kazaen telef ve ziyaa
veya hasara uğraması, ayıptan dolayı feshi davaya mani olmaz. Bu
takdirde müşterinin red ile mükellef olduğu şey mebiden elinde
kalandır.
Mebi müşterinin taksiri yüzünden telef olmuş yahut müşteri
onu başkasına temlik veya şeklini tağyir etmiş ise ancak kıymet
noksanına mukabil semenin tenzilini dava edebilir.
8
– Feshin hükümleri
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 205 – Beyi fesh edilince müşteri bayie mebi ile beraber
ondan istihsal ettiği menfaatleri iade etmekle mükelleftir.
Bayiin müşteriye almış olduğu semeni faiziyle beraber iade
ettikten başka mebiin tamamen zaptı halinde olduğu gibi muhakeme
masrafiyle müşterinin mebia vaki olan masrafları ödemesi
lazımdır. Bayi bunlardan maada müşteriye ayıplı mal teslim
etmesinden doğrudan doğruya tevellüt etmiş olan zararı da ayrıca
tazmin etmeğe mecburdur.
Bayi, kendisine hiç bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat
etmedikçe müşterinin diğer her türlü zararlarını tazmin
etmeğe borçludur.
b)
Birden ziyade malın bey'i halinde fesih
Madde 206 – Bİrden ziyade şey veya parça birlikte satılmış
olupta bunlardan bazısı ayıplı çıktığı halde fesih, ancak,
ayıplı çıkanlar hakkında dava olunabilir.
Şu kadarki ayıplı kısmın diğerinden tefriki müşteriye veya
bayie ehemmiyetli bir zarar husule gelmeksizin mümkün olmazsa,
feshin bütün mebie teşmili zaruri olur.
Mebiin aslı hakkında bey'in feshi, ayrı semen beyan edilerek
satılmış olsa bile ferilerinede şamil olur; amma feriler
hakkındaki fesih mebiin aslına şamil olmaz.
9
– Müruru zaman
Madde 207 – Bayi daha uzun müddet için kefalet etmemiş ise,
mebii ayıba karşı tekeffülden mütevellit her türlü dava,
mebideki ayıp daha sonra meydana çıksa bile müşteriye teslim
vukuundan itibaren bir sene geçmekle sakıt olur.
Fakat müşterinin, bayi tarafından aleyhine ikame edilen davaya
karşı mebiin tesliminden itibaren bir sene geçmeksizin ihbar
ettiği ayıptan dolayı defi hakkı sene geçmekle sakıt olmayıp
devam eder.
Bayi müşteriyi iğfal etmiş ise bu bir senelik müruru zamandan
istifade edemez.
(C) MÜŞTERİNİN BORÇLARI:
I - Semenin edası ve mebiin kabzı:
Madde 208 – Müşteri bey'i aktinde mukarrer olan surete
tevfikan semeni eda ve kendisine mukarrer olan şartlar dairesinde
arzedilen mebii kabz etmekle mükelleftir.
Hilafına adet veya mukavele mevcut değil ise, kabzın derhal
vukuu lazımdır.
II - Semenin tayini:
Madde 209 – Müşteri kat'i sipariş yapmış fakat semeni tayin
etmemiş ise beyi siparişin yapıldığı gün ve mahalde cari fiat
üzerinden aktedilmiş sayılır.
Semen, mebiin veznine göre hesap ediliyorsa darası tenzil
olunur.
Ticarette bazı emtianın semenin gayri safi vezin üzerinden
yahut muayyen bir miktar veya yüzde şu kadar tenzil edilerek hesap
edilmesi yolundaki hususi taamüller mahfuzdur.
III- Semene istihkak ve semenin faizi:
Madde 210 – Hilafına mukavele mevcut değil ise mebi müşterinin
yedine girince bayi semene müstehak olur.
Adet bu yolda ise yahut müşteri mebiden semene veya diğer türlü
hasılat istifa imkanını elde etmiş ise mebiin semeni mücerret
vadeye nazaran müşteri tarafından vukua gelen temerrüt üzerine
müterettip hükümlerden başka hatta hiç bir ihtar dahi
yapılmaksızın faize tabidir.
IV - Müşterinin temerrüdü:
1
– Bayiin fesih hakkı
Madde 211 – Mebi ancak semenin tediyesinden sonra veya tediyesi
akabinde teslim edilmek lazım gelen hallerde müşteri tediyeden
temerrüt ederse, bayi hiç bir merasime muhtaç olmaksızın bey'i
feshedebilir.
Fakat bu hakkını kullanmak istiyorsa keyfiyetten müşteriyi
derhal haberdar etmekle mükelleftir.
Mebi, müşteriye teslim edilmiş ise bayi bu hakkı sarahaten
muhafaza etmiş olmadıkça bey'i feshedilip mebii istirdat edemez.
2
– Zarar ve ziyan nasıl hesap edileceği
Madde 212 – Ticari muamelelerde bayi, mebiin semenini tediyeden
temerrüt eden müşteriden, bu semenle mebii diğerine hüsnü
niyetle sattığı semen arasındaki farktan ibaret olan zarar ve
ziyanı istiyebilir.
Mebi borsada mukayyet olan veya cari fiyatı bulunan emtiadan ise,
bayi, bunu diğerine satmağa muhtaç olmaksızın mebiin semeni ile
tediye için muayyen olan vade gününün fiyatı arasındaki farkı
zarar ve ziyan olmak üzere müşteriden talebedebilir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Gayrimenkul bey'i
(A) AKDİN ŞEKLİ:
Madde 213 – Gayrimenkul bey'i muteber olmak için resmi senede
raptedilmek şarttır. Gayrimenkule dair beyi vadi ve bey'i bilvefa
ve istimlak mukavelesi resmi senede raptedilmedikçe muteber
değildir. Mukaveleden mütevellit şuf'a hakkı için tahriri şekil
kafidir.
(B) ŞARTLA BEYİ VE MÜLKiYETİN MUHAFAZASI:
Madde 214 – Bir gayrimenkulün şartla bey'i halinde şart
tahakkuk etmedikçe beyi, tapu siciline kaydedilmez.
Mülkiyetin bayi uhdesinde mahfuziyetine dair olan şart dahi
tescil olunmaz.
(C) TEKEFFÜL:
Madde 215 – Hilafına mukavele mevcut değil ise, satılan
gayrimenkul beyi senedinde yazılı olan ölçü miktarını ihtiva
etmediği takdirde; bayi, noksanını müşteriye tazmin etmekle
mükelleftir. Satılan gayrimenkul resmi bir mesahaya müsteniden
sicilde yazılı olan ölçü miktarını ihtiva etmediği takdirde,
bayi, tahsisen taahhüt altına girmemiş ise tazmin ile mükellef
değildir.
Bir binanın ayıplı olmasından mütevellit ve tekeffüle
müstenit davalar mülkiyetin devrinden beş sene geçmekle sakıt
olur.
(D) MENFAAT VE MUHATARA:
Madde 216 – Mebiin müşteri tarafından kabzedilmesi için
mukavele ile bir müddet tayin edildiği halde onun nefi ve hasarının
müşteriye intikal etmemesi asıldır.
(H) MENKUL BEY'İ HAKKINDAKİ HÜKÜMLERE
MÜRACAAT:
Madde 217 – Menkul bey'ine müteallik hükümler, kıyas
tarikiyle gayrimenkul bey'ine de tatbik olunur.
DÖRDÜNCÜ FASIL
Bey'in bazı nevileri
(A) NÜMUNE ÜZERİNE BEYİ:
Madde 218 – Nümune üzerine beyide nümune kendisine tevdi
edilen taraf, yedindeki nümunenin kendisine teslim edilen nümune
olduğunu ispata mecbur olmayıp nümunenin şekli değişse bile bu
tagayyür muayenenin zaruri icabatından ise söz ile tasdik olunur;
diğer tarafın her halde hilafını ispata hakkı vardır.
Nümune müşterinin velev kusuru olmaksızın yedinde bozulmuş
veya zıyaa uğramış ise bayi mebıin nümuneye muvafakatini ispat
ile mükellef tutulmayıp, aksini iddia eden müşterinin, ispat
etmesi lazımgelir.
(B) TECRÜBE VE MUAYENE ŞARTİYLE BEYİ:
I - Mahiyeti:
Madde 219 – Tecrübe veya muayene şartiyle beyide, müşteri
mebii kabul yahut reddetmekte serbesttir. Mebi müşterinin yedine
geçmiş olsa bile kabul edilinceye kadar bayiin mülkünde kalır.
II - Bayiin nezdinde muayene:
Madde 220 – Muayene bayiin nezdinde icra edilmek icabedip te
müşteri mebi mukavelenin veya adetin tayin ettiği müddet içinde
kabul etmediği halde bayi serbest olur.
Böyle bir müddet tayin edilmemiş ise, bayi münasip bir müddet
geçtikten sonra mebii kabul veya reddetmesini, müşteriye ihtar
edebilir; derhal cevap verilmezse serbest olur.
III - Müşteri nezdinde muayene:
Madde 221 – Mebi muayene edilmeksizin müşteriye teslim
edildiği takdirde, mukavelenin veya adetin tayin ettiği müddet
içinde ve böyle bir müddet tayin etmiş değil ise bayiin ihtarı
akabinde müşteri bey'i kabul etmediğini beyan veya bayie
reddetmezse, beyi tekemmül etmiş addolunur. Müşterinin, semeni
ihtirazi kayıt beyan etmeksizin tamamen veya kısmen tesviye veya
mebii tecrübe için zaruri olan suretten başka bir surette tasarruf
edilmesiyle de beyi tamam olmuş olur.
(C) TAKSİTLE BEYİ:
I - Bayiin muhayyerliği:
Madde 222 – Menkul bir mal semeni taksitle tesviye edilmek
şartiyle beyi ve teslim edilip te müşteri taksitlerden birini
tediyeden temerrüt ettiği halde bayi o taksitin tediyesini talep
edebileceği gibi kendisi için bu hakkı muhafaza etmiş ise mebiin
mülkiyetini iddia veya bey'i feshedebilir.
II - Bayiin diğer hakları:
Madde 223 – Mebiin mülkiyetini iddia eden bayi hakkında
mülkiyeti muhafaza şartına müteallik olan hükümler tatbik
olunur.
Bayi bey'i feshettiği halde bayi ve müşterinin her biri,
diğerinden aldığı şeyi iade ile mükelleftir. Bayi her halde
münasip bir icar bedeli talep edebileceği gibi mebi bozulmuş ise
tazminat dahi istiyebilir.
Müşteriye bundan ziyade borç tahmil eden mukaveleler batıldır.
III - Muacceliyet şartları:
Madde 224 – Taksitlerden birinin tediye edilmemesi halinde
semenin mecmuunun muacceliyet kesbetmesi şart edilmiş ise bayiin bu
şarttan istifade edebilmesi müşterinin iki mütevali taksiti
vermekten temerrüt etmesine ve bu iki taksit mecmuunun semenin en
aşağı onda birini teşkil eylemesine mütevakkıftır.
(D) MÜZAYEDE:
I - Bey'in inikadı:
Madde 225 – Cebri müzayedelerde beyi, müzayede memurunun
ihalesiyle münakit olur.
Herkesin iştirak edebildiği ihtiyari ve aleni müzayedelerde
beyi, bayiin ihalesiyle münakit olur. Bayi buna muhalif bir arzu
beyan etmemiş ise, müzayedeyi idare eden kimsenin, müzayede edilen
malı en çok verene ihale etmeğe hakkı vardır.
II - Müzayedenin butlanı:
Madde 226 – Kanuna veya ahlaka (adaba) mugayir tertibatla
müzayedeye fesat karıştırılmış ise her alakadar tarafından on
gün zarfında itiraz edilebilir. Bu itiraz cebri müzayedelerde icra
ve iflas muamelelerine nezaret eden makamlara ve diğer hallerde
mahkemeye arz olunur.
III - Müzayede iştirak edenin ne zaman mülzem
olacağı:
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 227 – Müzayedeye iştirak eden kimse, beyi için muayyen
olan şartlar dairesinde, teklifiyle mülzem olur. Hilafına bir şart
mevcut değil ise pey sürenin mülzemiyeti kendisinden fazla veren
zuhur etmesiyle yahut teklifinin müzayede hitamında mutat olan
nidalar akibinde kabul olunmıyarak ihalenin icra edilmemesiyle zail
olur.
2
– Gayrimenkul müzayedesi
Madde 228 – Gayrimenkul müzayedesinde ihalenin veya ihalenin
reddinin müzayede akebinde vukuu lazımdır. Pey süren kimsenin
müzayededen sonra mülzemiyetinin imtidadını mutazammın şart
batıldır. Şu kadarki bu hüküm cebri müzayedeler ile ihalenin
resmi bir merci tarafından tasdika muhtaç olduğu hallerde tatbik
olunmaz.
IV - Tediyenin peşin olması lüzumu:
Madde 229 – Hilafı, beyi'de şart edilmemiş ise ihale
bedelinin peşin tediyesi lazımdır. İhale bedeli peşin veya beyi
şartlarına tevfikan tesviye edilmezse bayi, bey'i derhal
feshedebilir.
V - Tekeffül:
Madde 230 – Müzayede şartnamesinde sarih bir taahüdün
bulunması veya müzayedeye iştirak edenlere karşı bir hile
yapılmış olması halleri müstesna olmak üzere, cebri
müzayedelerde tekeffüle mahal yoktur.
Müzayede ile mal alan kimse o mala tapu siciline ve beyi
şartlarına ve kanuna nazaran muayyen olan hali ve hakları ve
mükellefiyetleri ile malik olur.
İhtiyari ve aleni müzayedelerde bayi, adi beyide olduğu gibi
mebii tekeffül ile mükelleftir. Şu kadarki hilesinden mütevellit
olandan maada tekeffüllerde usulü dairesinde ilan edilen beyi
şartları zımnında, tahallüs edebilir.
VI - Mülkiyetin intikali:
Madde 231 – Müzayede ile menkul bir mal alan kimse onun
mülkiyetini ihale anında iktisabeder. Müzayededen alınan
gayrimenkulün mülkiyeti ancak tapu sicilline kaydedilmekle
müşteriye intikal eder. Müzayede memuru ihalesi beyi
zabıtnamesinde gösterilen gayrimenkulün müşteri namına tescil
edilmesini derhal tapu memuruna tebliğ eder.
Cebri müzayedelerin cereyanı sırasındaki ihalelere müteallik
hükümler bakidir.
BEŞİNCİ FASIL
Trampa
(A) TRAMPA BEYİ HÜKÜMLERİNE TABİDİR:
Madde 232 – Beyi hükümleri trampada da tatbik olunur. Şöyleki
trampa edenlerden her biri, itasını taahhüt ettiği şeye nazaran
bayi ve kendisine verilmesi taahhüt olunan şeye göre müşteri
hükmünde tutulur.
(B) TEKEFFÜL:
Madde 233 – Trampa suretiyle aldığı şey yedinden zaptolunan
yahut onu ayıbından dolayı reddeden taraf, muhayyerdir; dilerse
zarar ve ziyanı diğer tarafa tanzim ettirir, dilerse vermiş olduğu
şeyi istirdat eder.
YEDİNCİ BAP
Hibe
(A) MEVZUU:
Madde 234 – Hibe, hayatta olan kimseler arasında bir
tasarrufturki onunla bir kimse, mukabilinde bir ıvaz taahhüt
edilmeksizin malının tamamını veya bir kısmını diğer bir
kimseye temlik eder.
Henüz iktisap edilmemiş olan bir haktan feragat yahut bir mirası
reddetmek, hibe değildir. Ahlaki bir vazifenin ifasıda, hibe
sayılmaz.
(B) HİBEYE EHLİYET:
I - Vahip hakkında:
Madde 235 – Karı koca malının idaresi usulünden yahut
mirasçılık hakından neşet eden tahditler mahfuz kalmak üzere
medeni haklarını kullanmak salahiyetine sahip olan herkes, hibe
yapabilir. Tasarrufa ehil olmayanın malı, ancak kanuni
mümessillerinin mesuliyetleri kaydiyle ve vesayet hakkındaki
hükümlere riayetle hibe olunabilir.
Bir hibeyi takip eden sene içinde başlayan bir muhakeme
neticesinde vahibin israfından dolayı hacrine hüküm olunursa, o
hibe Sulh Mahkemesince iptal olunabilir.
II - Hibeyi kabul eden hakkında:
Madde 236 – Medeni haklarını kullanmak salahiyetinden mahrum
olan kimse, temyiz kudretine malik ise hibeyi kabul ve bu sebeple mal
iktisap edebilir.
Fakat o kimsenin kanuni mümessili kendisini hibeyi kabulden meni
veya hibe olunan şeyin iadesini emrederse hibe keenlemyekün veya
merdut olur.
(C) ŞEKLİ:
I - Elden hibe:
Madde 237 – Elden hibe, vahibin bir şeyi mevhubünlehe teslim
etmesiyle vücut bulur.
Gayrimenkulün veya gayrimenkul üzerindeki ayni hakların hibesi,
ancak tapu sicilline kaydedilmekle tamam olur.
Bu tescil, ancak muteber bir hibe taahhüdüne istinaden
yapılabilir.
II - Hibe vadi:
Madde 238 – Hibe taahüdünün muteber olması tahriri olmasına
mütevakkıftır.
Bir gayrimenkulün yahut gayrimenkul üzerindeki ayni bir hakkın
hibesi taahhüdü, ancak resmi senetle yapılmış ise muteber olur.
Hibe taahhüdü, tenfiz edilince elden yapılmış hibe gibi olur.
III- Kabulün neticeleri:
Madde 239 – Bir kimse, diğerine hibe ettiği malı; diğer
mallardan bilfiil tefrik etmiş olsa bile, mevhubünlehin kabulüne
kadar hibesinden rücu edebilir.
(D) ŞARTLARI VE MÜKELLEFİYETLERİ:
I - Umumiyet itibariyle:
Madde 240 – Hibe, şartla yahut mükellefiyetle takyit
olunabilir. Tenfizi vahibin ölümüne bağlı hibede vasiyet hükmü
cereyan eder.
II - Şartın icrası:
Madde 241 – Vahip, mukavele mucibince mevhubünleh tarafından
kabul edilmiş olan mükellefiyetin icrasını talep edebilir.
Ammenin menfaati için mevhubunlehe tahmil edilmiş olan
mükellefiyetin icrasını talebetmek salahiyeti, vahibin vefatından
sonra, ait olduğu mercie intikal eder.
Hibe edilen şeyin kıymeti masrafını korumaz ve masraf fazlası
kendisine tesviye edilmezse mevhubunlehin, mükellefiyeti icradan
imtina etmeğe hakkı vardır.
III - Rücü şartları:
Madde 242 – Vahip, mevhubunlehin kendisinden evvel vefatı
halinde hibe edilen şeyin mülküne rücu etmesini şart edebilir.
Hibe edilen gayrimenkule veya bir gayrimenkul üzerindeki ayni
hakka taallük eden rücu şartı tapu siciline şerh verilebilir.
(H) VAHİBİN MESULİYETİ:
Madde 243 – Vahip, hileden veya ağır dikkatsizlikten maada
hallerde, hibeden neşet eden zarardan mevhubunlehe karşı mesul
olmayıp ancak hibe edilen şeyin veya alacağın tekeffülünü
vadetmiş ise; bununla mükelleftir.
(V) İPTAL:
I - Hibe edilen malların istirdadı:
Madde 244 – Vahip, aşağıdaki hallerden biri vukuunda elden
yaptığı hibeden veya tenfiz ettiği taahhüdünden rücu ve
mevhubunlehin elinde halen ne kalmış ise onun iadesini dava
edebilir.
1 – Mevhubunleh, vahibe yahut yakınlarından birine karşı
ağır bir cürum irtikap ederse.
2 – Mevhubunleh, vahide veya ailesi için kanunen mükellef
olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir suretle riayetsizlikte
bulunmuş ise.
3 – Mevhubunleh, hibeyi takyit eden mükellefiyeti haklı bir
sebep olmaksızın icra etmezse.
II - Hibe taahhüdünden rücu ve iptal:
Madde 245 – Hibeyi taahhüt eden kimse, aşağıdaki hallerde
taahhüdünden rücu ve tenfizinden imtina edebilir:
1 – Elden hibe edilen bir malın istirdadını talebe salahiyet
veren sebeplerden biri varsa.
2 – Hibeyi taahhüt ettikten sonra tenfizi müteahhit için
fevkalade külfetli olacak derecede mali vaziyeti değişmiş ise.
3 – Hibeyi taahhütten sonra yeni veya hissolunacak derecede
külfetli aile vazifeleri tehaddüs etmiş ise.
Hibeyi taahhüt eden kimse borcunu edadan aczi tevsik veya iflası
ilan olunur ise, hibe taahhüdü iptal olunur.
III - Müruru zaman ve dava hakkının
mirasçılara intikali:
Madde 246 – Vahibin, rücu sebebine vakıf olduğu günden
itibaren bir sene içinde hibeden rücu etmeğe hakkı vardır.
Vahip sene geçmeden vefat ederse dava hakkı, mirasçılarına
intikal eder ve mirasçılar senenin hitamına kadar rücu davası
ikame edebilirler.
Mevhubunleh, haksız olarak tasavvur ve tasmim ile vahibi öldürür
veya rücu hakkını kullanmaktan menederse, mirasçılar hibenin
feshini dava edebilirler.
IV - Vahibin vefatı:
Madde 247 – Hilafına hüküm mevcut değil ise, muayyen
zamanlarda bir şey verilmesini tazammun eden hibenin hükmü,
vahibin vefatiyle nihayet bulur.
SEKİZİNCİ BAP
İcar
BİRİNCİ FASIL
Adi icar
(A) TARİFİ:
Madde 248 – Adi icar, bir akittirki mucir onunla, müstecire
ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam
eder.
(B) MUCİRİN VAZİFELERİ :
I - Mecurun teslimi :
1
– Kullanılmağa salih bir halde
Madde 249 – Mucir, mecuru akitten maksut olan kullanmağa salih
bir halde müstecire teslim etmek ve icar müddeti zarfında bu halde
bulundurmak ile mükelleftir.
Mecur, akitten maksut olan kullanmak mümkün olmıyacak yahut
intifa ehemmiyetli suretle azalacak bir halde teslim olunursa
müstecir akdi feshe yahut ücretten münasip bir miktarın tenzilini
istemeğe salahiyettardır.
Eğer ayıp, müstecirin yahut kendisiyle birlikte yaşayan
kimselerin yahut işçilerin sıhhati için ciddi bir tehlike teşkil
etmekte ise; mucir, bu tehlikeye akdi yaparken vakıf olmuş veya
fesih hakkından feragat etmiş olsa bile yine icarı feshedebilir.
2
– Bilahara akde muhalif hal hudusü
Madde 250 – Mecur, icare müddeti zarfında müstecirin bir
kusuru olmaksızın akitten maksut olan kullanılmak mümkün
olamıyacak veya ehemmiyetli surette azalacak bir hale düştüğü
takdirde, müstecir, ücretten mütenasip bir miktarın tenzilini
talep edebileceği gibi; ayıp münasip bir müddet zarfında
bertaraf edilmezse, akdi dahi feshedebilir.
Mucir, kendisinin bir kusuru olmadığını ispat edemez ise
tazminat ile mükellef olur.
3
– Ayıp halinde muamele
Madde 251 – Mecur, icare müddeti zarfında zaruri tamirata
muhtaç olduğu takdirde; müstecir, hakkına halel gelmemek şartiyle
bu tamiratın icrasına müsaade etmeğe mecburdur.
İntifa başladığı zaman mevcut yahut intifa esnasında hadis
olupta külfeti kendine ait olmayan ve mucire yapılan ihbar üzerine
münasip bir mehil zarfında bertaraf edilmiyen ufak tefek ayıpları,
müstecir, mucir hesabına izale edebilir.
4
– Kullanmanın mümkün olamaması
Madde 252 – Müstecir, kendi kusurundan yahut şahsında hadis
olan mücbir bir sebebten dolayı mecuru kullanamadığı yahut
mahdut surette kullandığı takdirde mucir, mecuru akit dairesinde
kullanmağa hazır bulundurmuş oldukça; müstecir, kiranın
tamamını vermekle mükellef olur.
Bu takdirde mucir, sarfıyattan tasarruf eylediği miktarı ve
mecurun diğer suretle kullanılmasından elde ettiği menfaatleri
kiraya mahsup etmeğe mecburdur.
Mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler
hudusünde, iki tarafın akdi feshetmek hakları mahfuzdur.
II - Üçüncü şahsın iddasına karşı
mesuliyet :
1
– Teminat
Madde 253 – Üçüncü bir şahıs, mecur üzerinde müstecirin
haklariyle telifi kabil olmayacak bir iddiade bulunduğu takdirde;
mucir, müstecirin ihbarı üzerine muhasamayı deruhte ve müstecirin
akit mucibince mecurdan intifaına halel gelmiş ise tazminat
itasiyle mükellef olur.
2
– Beyi ile icarın infisahı
Madde 254 – İcarın akdinden sonra, mecur, mucir tarafından
ahara temlik yahut icraen takibat veya iflas tariki ile kendisinden
nezedildiği takdirde; müstecir, mecurun ahiren maliki olan üçüncü
şahıstan ancak kabulü şarti ile icarenin devamını ve mucirden
akdi icra yahut tazminat ita etmesini isteyebilir.
Bununla beraber icar edilen şey bir gayrimenkul olduğu takdirde,
akit daha evvel feshe müsait olmadıkça kanunen ihbar caiz olan
miada kadar üçüncü şahıs, icara riayet etmekle mükellef
tutulur ve feshi ihbar etmediği takdirde akdi kabul etmiş
addolunur.
Ammenin menfaati için istimlake dair olan hususi hükümler
mahfuzdur.
3
– Tapu siciline şerh
Madde 255 – Bir gayrimenkulün icarında akdin tapu siciline
şerh verilmesini iki taraf mukavele edebilirler.
Bu şerh, sonraki maliklere müstecirin icar akdi dairesinde
gayrimenkulden intifaına müsaade etmek mecburiyetini tahmil eder.
(C) MÜSTECİRİN BORÇLARI:
I - Borca muvafık surette tekayyüt:
Madde 256 – Müstecir mecuru kullanırken tam bir ihtimam
dairesinde hareket ve apartman icarında bina dahilinde oturanlara
karşı icabeden vazifeleri ifa ile mükelleftir.
Müstecir vukubulan ihtara rağmen bu mükellefiyete daimi surette
muhalefet eder yahut açıktan açığa fena kullanarak mecura daimi
bir zarar iras eylerse mucir tazminat ile birlikte icar akdinin hemen
feshini talep edebilir.
Mecurda, icrası mucire ait tamirata lüzum hasıl olduğu yahut
üçüncü bir şahıs mecur üzerinde bir hak iddia ettiği
takdirde; müstecir, keyfiyeti hemen mucire ihbar etmekle
mükelleftir. Aksi takdirde zarardan mesul olur.
II - Kiranın tediyesi:
Madde 257 – Müstecir kirayı akit ile yahut mahalli adet ile
muayyen olan zamanda tediyeye mecburdur.
Böyle muayyen bir zaman bulunmadığı takdirde, icar altı aylık
yahut senelik ise her altı ayın mürurunda ve daha az bir müddet
için ise beher ayın mürurundan sonra nihayet icar müddetinin
hitamında verilmek lazımdır.
(D) MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ VE TAMİRİ
TAHAMMÜL:
Madde 258 – Mecurun mükellefiyeti ve vergileri mucire aittir.
Mecurun alelade kullanılması için muktazi tathir ve ıslah
masrafı müstecire ve tamir mucire aittir. Bu hususta mahalli adete
bakılır.
(H) MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ:
Madde 259 – Müstecir, mucire zarar verecek bir tebeddülü
mucip olmamak şartiyle, mecuru tamamen yahut kısmen ahara icar
yahut icarı bir üçüncü şahsa ferağ edebilir.
İkinci müstecir, birinci müstecire müsaade edilenden başka
bir tarzda kullandığı takdirde; birinci müstecir, bundan dolayı
mucire karşı mesul olur.
Mucir, ikinci müsteciri bu hususa riayet ettirmeğe
selahiyettardır.
(V) HİTAM:
I - Müstecirin temerrüdü :
Madde 260 – Müstecir icar müddetinin hitamından evvel
muacceliyet kesp eden kiraları tediye etmemiş bulunursa, mucir altı
ay veya daha fazla müddetli icarlarda otuz günlük ve daha az
müddetli icarlarda altı günlük bir mehil tayin ederek birikmiş
olan kira bu müddet zarfında verilmediği takdirde mehlin hitamında
akdi feshedeceğini müstecire ihtar edebilir.
Bu mehil, ihtarın müstecire tebliğ edildiği günden itibaren
başlar.
Bu mehlin tenkisine yahut tediyeden teahhür halinde akdin hemen
feshedilebileceğine dair yapılan mukaveleler batıldır.
II - Müstecirin iflası:
Madde 261 – Müstecir iflas eder ve birikmiş ve işliyecek
kiralar için münasip bir müddet zarfında teminat da verilmezse
mucir, icarı feshe salahiyettardır.
III - Feshin ihbarı:
Madde 262 – İcar için ne sarih ne de zımmi bir müddet tayin
edilmemiş olursa, gerek müstecir gerek mucir, ihbar suretiyle akdi
feshedebilir.
Akitte, hilafına bir hüküm tayin edilmemiş ise, iki taraftan
her biri aşağıdaki kaideler dairesinde feshi ihbar edebilir:
1 – Mefruş olmayan apartmanlar, yazıhane, tezgah, dükkan,
mağaza, mahzen, samanlık, ahır, ve bu gibi mahaller ancak mahalli
adetince muayyen en yakın vakit için ve böyle bir adetin fıkdanı
halinde altı aylık bir müddetin hitamı için ve her iki halde üç
ay evvel yapılması lazım gelen bir ihbar ile.
2 – Mefruş apartmanlar yahut müstakil odalar yahut süknaya
mahsus mefruşat ancak bir aylık müddetin hitamı için ve iki
hafta evvel yapılması lazım gelen bir ihbar ile.
3 – Diğer menkul şeyler her istenilen zaman için ve üç gün
evvel yapılması lazım gelen bir ihbar ile.
IV - Süküt ile tecdit:
Madde 263 – İcar, muayyen bir müddetle akdedilip te bu
müddetin hitamında mucirin malümatı ile ve muhalefeti olmaksızın
mecurun kullanılmasına devam olunduğu yahut mukavelede fesih
hakkında gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı
takdirde, hilafına mukavele yok ise akit, gayri muayyen bir müddet
için tecdit edilmiş sayılır.
V - Fesih:
1
– Mühim sebeplerden dolayı
Madde 264 – Muayyen bir müddetle aktedilen gayrimenkul
icarında, mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir hale getiren
sebepler hudusünde; iki taraftan her biri, diğerine tam bir
tazminat vermek ve kanuni mehillere riayet etmek şartiyle ve icar
müddetinin hitamından evvel feshi ihbar edebilir.
İcar bir sene veya daha uzun bir müddet için akdedilmiş ise,
mucir veya müstecire verilecek tazminat altı aylık bedeli icardan
az olamaz.
Müstecir kendisine tazminat verilmedikçe mecuru terke icbar
olunamaz.
2
– Müstecirin ölümü
Madde 265 – Müstecirin vefatı halinde gerek mirasçıları
gerek mucir, bir sene veya daha uzun müddetli icarlarda kanuni
mehillere riayet şartiyle, en yakın vakit için tazminat
vermeksizin akdin feshini ihbar edebilirler.
VI - Mecurun iadesi:
Madde 266 – Müstecir, mecuru ne halde tesellüm etmiş ise
icarın hitamında o halde ve mahalli adete tevfikan geri vermekle
mükelleftir.
Müstecir, akit mucibince etmiş olduğu intifa sebebiyle husule
gelen eskilik yahut değişiklikten mesul değildir.
Müstecirin mecuru iyi bir halde tesellüm etmiş olduğu,
asıldır.
(Z) MUCİRİN HAPİS HAKKI:
I - Şümulü:
Madde 267 – Bir gayrimenkulün muciri, nihayet geçmiş bir
senelik ve cereyan etmekte olan altı aylık kiranın temini için
mecurun tefrişatına ve tezyinatına ve ondan intifaı temine mahsus
olup mecur dahilinde bulunan menkul eşya üzerinde hapis hakkını
haizdir.
Mucirin hapis hakkı, ikinci müstecirin birinci müstecire karşı
borcu olan miktar nispetinde ikinci müstecir tarafından mecur
dahiline getirilen eşyaya da şamildir.
Müstecirin dayinleri tarafından haczedilmesi caiz olmayan eşya
üzerinde mucirin, hapis hakkı yoktur.
II – Üçüncü şahıslara ait eşyada:
Madde 268 – Müstecire ait olmadığını, mucirin bildiği veya
bilmesi iktiza ettiği eşya ile çalınmış veya zayi olmuş yahut
başka suretle zilyedin elinden zaptolunmuş şeyler üzerindeki
üçüncü şahsın hakları, mucirin hapis hakkına karşı dahi
mahfuzdur.
Mucir, müstecir tarafından getirilen eşyanın ona ait
olmadığını icarin devamı esnasında öğrenip te en yakın vakit
için akdin feshini ihbar etmez ise bu şeyler üzerindeki hapis
hakkı sakıt olur.
III - Nasıl dermeyan edileceği:
Madde 269 – Müstecir mecurdan çıkmak yahut mecur dahilinde
bulunan şeyleri alup götürmek teşebbüsünde bulunduğu takdirde;
mucir, hapis hakkına istinaden kiraların teminine muktazi miktarda
eşyayı,Sulh Hakimi marifetiyle hapsedebilir.
Bu eşya, gizlice yahut cebir ile nakledildikleri surette;
götürüldükleri tarihten itibaren on gün içinde polis kuvveti
ile yeniden mecure iade olunabilirler.
İKİNCİ FASIL
Hasılat icarı
(A) TARİFİ:
Madde 270 – Hasılat icarı, bir akittirki onunla mucir,
müstecire ücret mukabilinde hasılat veren bir malın veya hakkın
kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etmeği iltizam
eder.
Kira, ya nakit yahut devşirilecek semere veya hasılatın bir
hissesi olabilir; ikinci surete, iştirakli icar denir.
İştirakli icarda, mucirin semereler üzerindeki hakkı
noktasından, mahalli adete riayet olunur.
(B) DEFTER TESBİTİ:
Madde 2 – İcarda alat, hayvan yahut zahirede dahil ise iki
taraftan her biri diğerine bu eşyanın tamam ve imzalı bir
defterini vermek ve bunların kıymetlerini müştereken takdir ve
tesbit etmekle mükelleftir.
(C) MUCİRİN BORÇLARI:
I - Mecurun teslimi:
1
– Kullanmağa salih halde teslim
Madde 272 – Mucir, birlikte icar edilmiş menkul şeyler varsa
bunlar dahi dahil olduğu halde mecuru akitten maksut olan kullanmağa
ve işletmeğe salih bir halde müstecire teslim ile mükelleftir.
Bu borcun ifa edilmemesi halinde,adi icar hakkındaki hükümler
tatbik olunur.
2
– Esaslı tamirat
Madde 273 – Mucir, icar müddeti zarfında icrasına zaruret
hasıl olan esaslı tamiratı müstecir tarafından ihbar edilir
edilmez masrafı kendisine ait olmak üzere yapmağa mecburdur.
3
– Kullanmanın mümkün olmaması halinde mesuliyet
Madde 274 – Müstecir, kendi kusurundan yahut şahsında hadis
olan bir arızadan dolayı mecuru kullanamadığı yahut mahdut
surette kullandığı takdirde; mucir mecuru akit dairesinde
kullanmağa hazır bulundurmuş oldukça müstecir, kiranın tamamını
vermekle mükellef olur.
Bu takdirde sarfiyattan tasarruf eylediği miktarı ve mecurun
diğer suretle kullanılmasından elde ettiği menfaatleri kiraya
mahsup etmeğe mecburdur.
Mucip akdin icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler
hudusünde her iki tarafın akdi feshetmek hakları mahfuzdur.
II - Üçüncü şahısların iddialarına karşı
teminat:
Madde 275 – Üçüncü şahıs tarafından hak iddiası halinde
mucirin mükellefiyeti hakkında, adi icara mütedair hükümler
tatbik olunur.
III - Mecurun başkasına temliki :
Madde 276 – Mecur icarın akdinden sonra mucir tarafından
başkasına temlik yahut icraen takip veya iflas tarikiyle
kendisinden nezedildiği takdirde; müstecir, mecurun ahiren maliki
olan üçüncü şahıstan ancak kabulü şartiyle icarenin devamını
ve mucirden akdi icra yahut tazminat ita etmesini istiyebilir.
Bununla beraber akit daha evvel feshe müsait olmadıkça üçüncü
şahıs, feshi ihbar halinde kanunen muktazi altı aylık mehle
riayet mecburiyetindedir; ihbar etmediği surette akdi kabul etmiş
sayılır.
Ammenin menfaati için istimlake dair olan hususi hükümler
mahfuzdur.
IV - Tapu sicilline şerh :
Madde 277 – Bir gayrimenkul hasılat icarı, adi icardaki
esaslara göre aynı hükümleri haiz olmak üzere tapu siciline şerh
verilebilir.
(D) MÜSTECİRİN BORÇLARI :
I - Borca muvafık surette tekayyüt :
1
– İşletme
Madde 278 – Müstecir, mecuru tahsis olunduğu dairede iyi bir
surette işletmeğe bilhassa hasilata kabiliyetli bir halde
bulundurmağa mecburdur.
Müstecir, mucirin muvafakati olmaksızın icar müddetinin
hitamından sonra mecur üzerinde tesirleri görülebilecek surette
işletmenin tarzını tebdil edemez.
2
– İyi bir halde muhafaza
Madde 279 – Müstecir, mecurun iyi bir halde muhafazası için
lazım gelen tekayyüdü ifa ile mükelleftir.
Müstecir, ufak tefek termimatı zirai mecurlarda bilhassa yol,
geçit, hendek, set, çit, çatı, su yolları ve sairenin
muhafazasını mahalli adete göre deruhte etmek ve bundan başka
eskilikten yahut kullanmaktan dolayı telef olan ehemmiyetsiz
kıymetteki alat ve edavatın yerine başkalarını koymakla
mükelleftir.
3
– İhbar mükellefiyeti
Madde 280 – Esaslı tamirata zaruret hasıl olduğu yahut bir
üçüncü şahıs mecur üzerinde hak iddia ettiği takdirde
müstecir keyfiyeti heman mucire ihbar etmekle mükelleftir. Etmezse
zarardan mesul olur.
II – Kiranın tediyesi:
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 281 – Müstecir kirayı, akit ile yahut mahalli adet ile
taayyün eden zamanda tediye ile mükelleftir.
Böyle bir zaman taayyün etmemiş ise kira, beher senenin
mürurundan sonra ve nihayet icar müddetinin hitamında verilmek
lazımdır.
Mucir, işlemiş ve işleyecek olan bir kira için adi icarda
olduğu gibi hapis hakkına maliktir.
2
– Felaketli vakalarda tenzil
Madde 282 – Fevkalade felaket hallerinde yahut tabii
hadiselerden dolayı bir zirai gayrimenkulün her vakitki hasılatı
ehemmiyetli surette azalırsa müstecir kiradan mütenasip bir
miktarının indirilmesini isteyebilir.
Evvelce bu haktan feragat edilmiş olması, ancak kiranın tesbiti
sırasında bu gibi vakaların ihtimali nazara alınmış yahut
husule gelen zarar bir sigorta ile telafi edilmiş ise muteber olur.
(H) MÜKELLEFİYET VE VERGİLERİ TAHAMMÜL :
Madde 283 – Mecurun mükellefiyet ve vergileri mucire aittir.
(V) MÜSTECİRİN MÜSTECİRİ :
Madde 284 – Müstecir, mucirin muvafakati olmaksızın mecuru
başkasına icar edemez.
Bununla beraber müstecir, mecurda dahil olan bazı mahalleri
mucire zarar verecek bir tebeddülü mucip olmamak şartiyle icara
verebilir.
Böyle bir icara ve mucir tarafından müsaade edilen ikinci
icara, alelade ikinci icara mütedair kaideler, kıyasen tatbik
olunur.
(Z) HİTAMI :
I - Fesih hakkı:
Madde 285 – Müddet hakkında akit veya mahalli adet ile
hilafına bir hüküm tayin edilmemiş ise iki taraftan her biri en
aşağı altı aylık bir ihbar müddetine riayet şartiyle akdi
feshetmek salahiyetini haizdir.
Hilafına bir mukavele yok ise, zirai gayrimenkullerde mahalli
adetçe cari ilk veya son bahar mevsimleri için diğer bütün
icarlarda her hangi bir zaman için feshin ihbarı caizdir.
II - Mühim sebeplerden dolayı fesih :
Madde 286 – İcar, birden ziyade seneler için akdedilmiş ise
mucir akdin icrasını tahammül edilmez bir hale getiren sebepler
hudusünde iki taraftan her biri diğerine tam bir tazminat vermek ve
kanuni müddetlere riayet etmek şartiyle akdi hitamından evvel
feshedebilir.
Bu takdirde, mucire veya müstecire verilecek tazminat bir senelik
kiradan aşağı olamaz.
Müstecir, kendisine tazminat verilmedikçe mecuru terke icbar
olunamaz.
III - Sükut ile tecdit :
Madde 287 – İcar, muayyen bir müddet için akdolunupta bu
müddetin hitamında mucirin malumatiyle ve muhalefeti olmaksızın
mecurun istimaline devam olunduğu yahut mukavelede fesih hakkında
gösterilen ihbarı iki taraftan hiç biri yapmadığı takdirde;
hilafına mukavele yok ise, bir senelik bir müddetin hitamından
altı ay evvel ihbar suretiyle fesholununcaya kadar seneden seneye
akit tecdit edilmiş sayılır.
IV - Müstecirin temerrüdü:
Madde 288 – Müstecir kirayı vadesi hululünde tediye etmezse
mucir, altmış günlük bir mehil tayin ederek birikmiş olan kira
bu müddet zarfında verilmediği takdirde; mehlin hitamında akdi
feshedeceğini, müstecire ihtar edebilir.
Bu mehil, ihtarın müstecire tebliğ edildiği günden başlar.
Bu mehlin tenkisine yahut kiranın tediye edilmemesi halinde akdin
hemen feshedileceğine dair yapılan mukaveleler batıldır.
V - Mucirin fesih hakkı:
Madde 289 – Müstecir, mecurun işletilmesine ve muhafazasına
müteallik borçlarına ehemmiyetli bir tarzda muhalefet eder ve
mucirin ihtarına rağmen ve tayin ettiği münasip bir mehil
zarfında borçlarını ifa etmezse mucir, başka bir muameleye hacet
kalmaksızın akdi feshedebilir.
VI - Müstecirin iflası:
Madde 290 – Müstecirin iflası halinde icare, iflasın
açılmasiyle beraber nihayet bulur.
Şu kadarki, işlemekte olan kira ve defterin ihtiva ettiği eşya
için kafi teminat verildiği takdirde mucir, icar senesinin hitamına
kadar akdi idame ile mükelleftir.
VII - Müstecirin vefatı:
Madde 291 – Müstecir vefat ederse gerek mirasçıları gerek
mucir altı aylık kanuni mehillere riayet şartiyle icarın feshini
ihbar edebilirler.
(C) İCARIN HİTAMINDA MECURUN İADESİ:
I - İade borcu
Madde 292 – İcarın hitamında müstecir mecuru defterdeki
bütün eşya ile beraber bulundukları hal üzere iadeye mecburdur.
İyi işletildiği surette ictinabı mümkün olan kıymet
noksanları için müstecir tazminat itası ile mükelleftir.
Müstecir mecur hakkındaki mecburi ihtimamı neticesi olan
ıslahat için hiç bir tazminat talep edemez.
II - Defterdeki eşyanın kıymetinin takdiri:
Madde 293 – Mecur teslim edilirken defterdeki eşyanın
kıymetleri takdir edilmiş ise müstecir, icarın hitamında bunları
aynı nevi ve kıymette olarak iade yahut kıymet noksanlarını
tazmin ile mükelleftir.
Müstecir, noksan eşyanın mucirin kusuriyle yahut mücbir bir
kuvvetin tesiriyle telef olduğunu ispat ederse tazmin borcu, sakıt
olur.
Müstecir, kendi masraflarından ve sayinden husule gelen ziyade
kıymet için tazminat talep edebilir.
III - İcarın hitamında semereler ve ziraat
masrafları:
Madde 294 – Zirai bir gayrimenkulün müsteciri akdin feshi
zamanında henüz devşirilmemiş semereler üzerinde bir hak iddia
edemez.
Şu kadarki müstecir ziraat masrafını hakimin tayin ettiği
miktarda olarak mucire tazmin ettirebilir ve bu tazminat işlemekte
olan kiralara mahsup edilir.
IV - Saman ve gübre gibi şeyler:
Madde 295 – Mecuru iade ve teslim eden müstecir, muntazam bir
işletmenin icap ettiği nispette son senenin samanlarını, hayvan
yataklıklarını kuru ot ve gübrelerini mecurda bırakmağa
mucburdur.
Müstecir, aldığından fazla bırakıyorsa ziyadesi için
tazminat istemeğe hakkı vardır ve aldığından az bırakıyorsa
eksikleri tamamlamak yahut kıymet noksanını tazmin etmekle
mükelleftir.
(T) HAYVAN İCARI:
I - Akdin mevzuu:
Madde 296 – Zirai bir mal icariyle murtabıt olmayan mevaşi
icarında, hilafına bir akit veya mahalli adet yok ise, icar müddeti
zarfında mecur hayvanların bütün hasılatı müstecire ait olur.
Müstecir mecur hayvanları beslemeğe ve onlara iyi bakmağa
mecbur ve mucire nakit veya hasılat hissesi olarak bir bedel tediye
etmekle mükelleftir.
II - Mesuliyet :
Madde 297 – Hilafına mukavele veya mahalli adet yok ise,
müstecir, mecur hayvanlara arız olan bir zarardan; bunun,
muhafazadaki tekayyüt ve ihtimama rağmen husule geldiğini ispat
etmedikçe mesuldür.
Müstecir, kendi kusuriyle sebebiyet vermediği fevkalade muhafaza
masrafları için mucirden tazminat talep edebilir.
Müstecir ehemmiyeti haiz kazaları ve hastalıkları mümkün
olduğu kadar süratle mucire bildirmekle mükelleftir.
III - Fesih:
Madde 298 – Hilafına mukavele veya mahalli adet yok ise, gayri
muayyen bir zaman için yapılan akdin feshini iki taraftan her biri,
diledikleri vakit ihbar edebilirler.
Şu kadarki bu ihbar hüsnü niyetle olmak ve münasebetsiz bir
zamanda yapılmamak lazımdır.
DOKUZUNCU BAP
Ariyet ve karz
BİRİNCİ FASIL
Ariyet
(A) TARİFİ:
Madde 299 – Ariyet, bir akittirki onunla ariyet veren, bir şeyin
bedava kullanılmasını ariyet alana bırakmak ve alan dahi o şeyin
kullandıktan sonra geri vermekle mükellef olur.
(B) HÜKÜMLERİ:
I - Ariyet alanın borçları:
Madde 300 – Ariyet alan, ariyet şeyi ancak akitte tayin edilen
ve akitte birşey tayin edilmemiş ise o şeyin mahiyetinden veya
tahsis olunduğu maksattan anlaşılan şekilde kullanabilir.
Ariyet alan, ariyeti başkasına kullandıramaz.
Bu kaideye muhalif hareket ettiği takdirde zuhura gelen kazadan
dahi mesul olur.
Meğerki, bu kaideye riayet etmiş olsaydı bile yine bu kazanın
vukua geleceğini ispat eder.
II - Muhafaza masrafları:
Madde 301 – Ariyet alan, ariyet şeyin adi muhafaza masraflarını
ve hususiyle ariyet hayvanın yiyecek masraflarını tahammül eder.
Ariyet verenin menfaatine yapmağa mecbur olduğu fevkalade
masraflar için, ariyet alan ondan tazminat isteyebilir.
III - Müteselsil mesuliyet :
Madde 302 – Birden ziyade kimseler bir şeyi birlikte ariyet
alırlarsa, müteselsilen mesul olurlar.
(C) HİTAMI:
I - Muayyen bir kullanmada:
Madde 303 – Muayyen bir müddet mukavele edilmemiş ise, ariyet
alanın, ariyet şeyi akit mucibince kullanmasiyle yahut
kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle akit nihayet bulur.
Ariyet şey, alan tarafından mukavele hilafına kullanıldığı
yahut bozulduğu yahut kullanmak için diğer bir şahsa verildiği
yahut evvelden bilinemiyen bir halden dolayı ariyeti veren ona acele
muhtaç bulunduğu takdirde,daha evvel geri istenebilir.
II - Ariyetin zamanı muayyen olmayan kullanmada
:
Madde 304 – Ariyet veren ariyet şeyi ne müddetini ne de niçin
kullanılacağını tayin etmiyerek vermiş ise, dilediği vakit geri
istiyebilir.
III - Ariyet alanın vefatı :
Madde 305 – Ariyet akdi, ariyet alanın ölmesiyle nihayet
bulur.
İKİNCİ FASIL
Karz
(A) TARİFİ :
Madde 306 – Karz, bir akittir ki onunla ödÜnç veren, bir
miktar paranın yahut diğer bir misli şeyin mülkiyetini ödünç
alan kimseye nakil ve bu kimse dahi buna karşı miktar ve vasıfta
müsavi aynı neviden şeyleri geri vermekle mükellef olur.
(B) HÜKÜMLERİ :
I - Faiz :
1
– Hangi muamelelerde faiz lazım geleceği
Madde 307 – Karzda faiz şart kılınmamış ise adi
muamelelerde faiz lazım gelmez.
Ticaret muamelelerinde, şart edilmemiş olsa dahi faiz verilmek
lazımdır.
2
– Faize müteallik kaideler
Madde 308 – Karzda faiz miktarı tayin edilmemiş ise, asıl
olan karzın alındığı zaman ve mekanda o nevi karzlarda adet olan
faiz miktarıdır.
Hilafına mukavele yok ise tayin edilen faiz senelik olarak tediye
olunur.
Faizin, anaya zammedilerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi
evvelden mukavele edilmiş olsa bile, batıldır. (Son cümle
mülga:29/6/1956-6763/41 md.)
II - Karzın teslim ve tesellümü hakkındaki
iddialarda müruru zaman :
Madde 309 – Ödünç alan kimsenin verilecek şeyin teslim
edilmesine ve ödünç verenin dahi o şeyin tesellüm edilmesine
dair olan iddiaları, diğer tarafın bu baptaki temerrüdünden
itibaren altı ay geçmekle müruru zamana uğrar.
III - Ödünç alan kimsenin borcu ödemekten
aczi:
Madde 310 – Ödünç alan kimse karzdan sonra borcunu edadan
aciz haline girmiş bulunursa, borç veren, taahhüt ettiği şeyin
tesliminden imtina edebilir.
Ödünç alan kimse, akitten evvel borcunu ödemekten aciz halinde
bulunup da ödünç veren akitten sonra bundan haberdar olmuş ise,
yine bu salahiyeti kullanabilir.
(C) NAKiT YERİNE VERİLEN ŞEYLER :
Madde 311 – Ödünç alan kimseye taahhüt edilen nakit yerine
kıymetli evrak yahut emtia verildiği takdirde borcun miktarı
teslim zamanında ve mekanında bu evrak veya emtianın haiz
oldukları borsa rayicinden ve cari fiyattan ibaret olur; bunun
hilafına mukavele batıldır.
(D) İADE ZAMANI :
Madde 312 – Geriye verilmesi için, ne bir muayyen vade ne ihbar
müddetine de istenildiği zaman muacceliyet kesbedeceği mukavele
edilmemiş olan bir borç ilk talepten itibaren altı hafta içinde
geri verilmek lazımdır.
ONUNCU BAP
Hizmet akdi
(A) TARİFİ :
Madde 313 – Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi,
muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi
dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.
Ücret, zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği
takdirde dahi işçi muayyen veya gayri muayyen bir zaman için
alınmış veya çalışmış oldukça, hizmet akdi yine mevcuttur;
buna parça üzerine hizmet veya götürü hizmet denir.
Hizmet akdi hakkındaki hükümler, kıyasen çıraklık akdine
tatbik olunur.
(B) TEŞEKKÜLÜ :
I - Umumiyet itibariyle:
Madde 314 – Hilafına bir hüküm bulunmadıkça, hizmet akdi
hususi bir şekle tabi değildir.
Ezcümle hizmet muayyen bir zaman için kabul edilmiş olur ve
işin iktizasına göre o hizmet ancak ücret mukabilinde
yapılabilirse, hizmet akdi inikad etmiş sayılır.
II - Mesai kaideleri:
Madde 315 – Sınai veya ticari bir teşebbüste, iş sahibi
tarafından mesai veya dahili bir intizam için muttarit bir kaide
ittihaz edilmiş ise bunlar evvelce yazılmış ve işçiye dahi
bildirilmiş olmadıkça işçiye bir borç tahmil etmez.
III - Umumi mukavele:
1
– Nasıl yapılacağı
Madde 316 – İş sahibi kimselerin veya cemiyetlerinin,
işçilerle veya cemiyetleriyle yaptıkları mukavelede hizmete
mütaallik hükümler vazolunabilir.
Bu umumi mukavele, tahriri olmadıkça muteber değildir.
Alakadarlar bu mukavelenin müddetinde ittifak edemezlerse, bir
sene mürurundan sonra altı aylık müddet için yapılacak bir
ihbar ile, her zaman mukaveleyi feshedebilirler.
2
– Hükümleri
Madde 317 – Umumi bir mukavele ile bağlı bulunan iş
sahipleriyle işçiler arasında yapılacak hususi hizmet
akitlerinin, umumi mukaveleye muhalif hükümleri batıldır.
Bu batıl hükümlerin yerine, umumi mukavele hükümleri kaim
olur.
VI - Çıraklık mukavelesi :
Madde 318 – Küçükler veya mahcurlar ile yapılan çıraklık
mukaveleleri, tahriri yapılmış ve usta ve velayeti haiz kimse
yahut sulh hakiminin muvafakatiyle vasi tarafından imza edilmiş
olmadıkça, muteber değildir.
Mukavele, yapılacak işin ve çıraklığın nevi ve müddetine
ve günde çalışılacak saatlere ve iaşe yahut diğer yapılacak
ve verilecek şeylere ve kezalik tecrübe zamanına dair muktazi
şartları ihtiva etmek lazımdır.
Bu şartlara riayet olunup olunmadığı salahiyettar daire
tarafından murakabe edilir.
(C) HÜKMÜ :
I - Şartları :
Madde 319 – Hizmet mukavelesinin şartları kanuna, ahlaka
(adaba) mugayir olmamak üzere istenildiği gibi tayin olunabilir.
II - İşçinin borçları :
1
– Bizzat ifa
Madde 320 – Hilafı mukaveleden veya hal icabından
anlaşılmadıkça işçi taahhüt ettiği şeyi kendisi yapmağa
mecbur olup başkasına devredemez.
İş sahibinin dahi hakkını başkasına devredebilmesi, aynı
kayıtlara tabidir.
2
– İhtimam mecburiyeti
Madde 321 – İşçi, taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya
mecburdur.
Kasıt veya ihmal ve dikkatsizlik ile iş sahibine iras ettiği
zarardan mesuldür. İşçiye terettüp eden ihtimamın derecesi,
akde göre tayin olunur ve işçinin o iş için muktazi olup iş
sahibinin malümu olan veya olması icabeden malümatı derecesi ve
mesleki vukufu kezalik istidat ve evsafı gözetebilir.
3
– Parça veya götürü işte mesuliyet
Madde 322 – İşçi parça üzerine yahut götürü çalışıp
da iş sahibinin nezareti altında bulunmaz ise işlenen madde ve
işin akit mucibince icrası noktasından mesuliyeti hakkında
istisna akdine dair hükümler, kıyasen tatbik olunur.
III - İş sahibinin borçları :
1
– Ücret
a)
Miktarı
Madde 323 – (Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/82 md.) İş
sahibi mukavele edilen yahut adet olan yahut kendisinin bağlı
bulunduğu umumi mukavelede tespit olunan ücreti tediye ile
mükelleftir. Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve
bu nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde ödenenlerin özel
olarak açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi
hususunda; tabi olduğu vergi mükellefiyeti türü, işletme
büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin
bulunduğu il ve benzeri gibi unsurları dikkate alarak iş
sahiplerini zorunlu tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret,
prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakın, brüt ya da
kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net miktar üzerinden
olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından
sorumlu Devlet Bakanlığı müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı
işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkakını özel olarak açılan banka hesapları vasıtasıyla
ödeme zorunluluğuna tabi tutulan iş sahipleri, işçilerinin
ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkakını
özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler.
(Ek fıkra: 17/4/2008-5754/82 md.) İşçilerin ücret, prim,
ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit istihkaklarının özel olarak
açılan banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin
diğer usûl ve esaslar anılan bakanlıklarca müştereken
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.
Ücretle birlikte kardan bir hisse verilmesi mukavele edilmiş ise
iş sahibi işçiye yahut onun yerine iki tarafın veya hakimin tayin
ettiği bigaraz kimseye kar ve zarar hakkında muktazi malümatı
vermeğe ve lüzumu olan hesap defterlerinin muayenesine müsaade
etmeğe mecburdur.
b)
İş verilmesini istemek hakkı
Madde 324 – İş için muayyen olan zamanda parça üzerine
yahut götürü olarak münhasıran bir iş sahibine çalışmakta
olan işçi, akit müddetinde her gün için kendisine kafi miktarda
iş verilmesini istemek hakkını haizdir.
Bu takdirde parça yahut götürü iş bulunmazsa, iş saat
hesabiyle veya gündelikle verilebilir; bu da bulunmazsa, iş sahibi,
bu bapta kendisine bir kusur isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe
vukua gelen zararı tazmine mecbur olur.
c)
İş sahibinin temerrüdü
Madde 325 – İş sahibi işi kabulde temerrüt ederse, işçi
taahhüt ettiği işi yapmağa mecbur olmaksızın mukaveledeki
ücreti istiyebilir.
Şu kadar ki, işi yapmadığından dolayı tasarruf ettiği yahut
diğer bir iş ile kazandığı ve kazanmaktan kasten feragat
eylediği şeyi mahsup ettirmeğe mecburdur.
d)
Tediye günü
Madde 326 – Mukavele yahut adet ile daha kısa mehiller tayin
edilmemiş ise ücret, aşağıdaki dairede verilir.
1 – Amele ve iş sahibi ile birlikte yaşamıyan hizmetçilere
haftada bir.
2 – İdarehane memurlarına ve müstahdemlerine ve iş sahibi
ile birlikte yaşıyan hizmetçilere her ay.
Hizmet akdinin hitamiyle ücret herhalde muacceliyet kesbeder.
h)
Avans
Madde 327 – İş sahibi işçinin zarureti dolayisiyle ihtiyacı
bulunan ve tediyesi kendisi için zarar ve müzayakayı mucip olmıyan
avansları, yapılan iş nispetinde işçiye vermekle mükelleftir.
v)
İş ifa edilemediği halde ücret
Madde 328 – Uzun müddet için yapılan hizmet akdinde, işçi
hastalıktan ve askerlikten veya bu gibi sebeplerden dolayı kusuru
olmaksızın nispeten kısa bir müddet için işi ifa edemediği
takdirde o müddet için ücret istemeğe hakkı vardır.
z)
Fazla iş için ücret
Madde 329 – Akit ile tayin edilen yahut adet mucibince icabeden
iş miktarından ziyade bir işin ifasına zaruret hasıl olupta
işçi, bunu yapmağa muktedir olur ve imtinaıda hüsnü niyet
kaidelerine muhalif bulunursa cebrolunur.
İşçi, bu ziyade iş için fazla bir ücrete müstahak olur ve
bu, mukavele edilen ücretle mütenasip bir suretle hususi haller
nazara alınmak şartiyle takdir edilir.
2
– Çırağın talimi
Madde 330 – Çıraklık mukavelesinde, usta, çırağa sanatı
olanca dikkat ve itinasiyle öğretmeğe mecburdur.
Usta, çırağın mecburi derslere devamına nezaret ve meslekine
ait mekteplere ve kurslara gitmesi ve çıraklık imtihanlarına
iştirak eylemesi için lüzumu olan zamanlarda müsaade etmekle
mükelleftir.
Çırağa, kaideten, ne geceleri nede cuma günleri iş verilmez.5
3
– Alat ve malzeme
Madde 331 – Hilafına mukavele veya adet yoksa iş sahibi,
çalışması için, işçiye muktazi alat ve malzemeyi vermekle
mükelleftir.
İşçi, mükellef olmadığı halde bu işleri iş sahibinin
rızasiyle tamamen veya kısmen tedarik ederse iş sahibi bunun için
bir tazminat vermeye mecbur olur.
4
– Tedbirler ve mesai mahalleri
Madde 332 – İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti
noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği
derecede çalışmak dolayısıyle maruz kaldığı tehlikelere karşı
icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma
mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir
yer tedarikine mecburdur.
(Ek : 29/6/1956 - 6763/41 md.) İş sahibinin yukarıki fıkra
hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde
onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları
zararlara karşı istiyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı
hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi
olur.
5
– Mahsup
Madde 333 – İşçi ücretinin tediyesi, işçinin ve ailesinin
nafakası için zaruri bulunduğu takdirde;işçinin muvafakatı
olmaksızın iş sahibi ücreti kendi alacağı ile mahsup edemez.
Şu kadarki kasten iras edilen zararların tazmini için mahsup
icrası daima caizdir.
6
– İstirahat zamanları
Madde 334 – İş sahibi işçinin istirahati için mutat olan
saat ve günlerde müsaade vermekle mükelleftir.
İş sahibi, mukavelenin feshi ihbar olunduktan sonra başka bir
iş araması için işçiye münasip bir zaman vermek
mecburiyetindedir.
Her halde mümkün olduğu kadar iş sahibinin menfaati gözetilmek
lazımdır.
7
– Şahadetname
Madde 335 – İşçi yalnız hizmetinin nevini ve müddetini havi
bir şahadetname vermesini, iş sahibinden isteyebilir.
İşçi sarahaten talep ettiği takdirde şahadetname, hal ve
hareketini ve sa'yinin keyfiyetini de ihtiva etmek lazımdır.
8
– İşçinin ihtiraı
Madde 336 – İşçi hizmetini yaparken bir şey ihtira ettikte
iş sahibi böyle bir ihtiraın kendisine ait olacağını akitte
şart koymuş yahut bu ihtira işçinin taahhüt eylediği hizmetin
levazımından bulunmuş ise ihtira olunan şey, iş sahibinin olur.
Birinci surette ihtira mühim bir iktisadi kıymeti haiz ise,
işçinin hakkaniyet dairesinde tayin edilecek bir bedel istemeğe
hakkı vardır.
Bu bedel, ihtiraın meydana gelmesinde iş sahibinin iştiraki ve
tesissatından edilen istifade nazara alınarak tesbit olunur.
IV - Birlikte yaşama:
Madde 337 – Hilafına mukavele ve adet yok ise, iş sahibi ile
birlikte ikamet eden işçinin iaşe ve süknası, ücretten bir
kısım teşkil eder.
İş sahibi, bu halde kendi kusuru olmaksızın nispeten kısa bir
zaman için hizmetini ifaya muktedir olamayan işçiyi görüp
gözetmek ve muktazi tedaviyi ifa ettirmek üzere iaşesiyle de
mükelleftir.
(D) HİTAMI :
I - Müddetin müruru:
Madde 338 – Hizmet akdi, muayyen bir müddet için yapılmış
yahut böyle bir müddet işin maksut olan gayesinden anlaşılmakta
bulunmuş ise, hilafı mukavele edilmiş olmadıkça feshi ihbara
hacet olmaksızın bu müddetin müruriyle, akit nihayet bulur.
II - Süküt ile tecdit:
Madde 339 – Muayyen bir müddet için yapılan hizmet akdi bu
müddetin mürurundan sonra her iki tarafın sükütu ile temdit
edildiği takdirde,akit, aynı müddet ve fakat nihayet bir sene için
tecdit edilmiş sayılır.
Akdin feshi ihbar vukuuna mütevakkıf iken iki taraftan hiç biri
ihbar etmemiş ise, akit, tecdit edilmiş sayılır.
III – Feshin ihbarı ve kanuni müddetler:
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 340 – Hizmet akdinde, bir müddet tayin edilmez ve böyle
bir müddet işin maksut olan gayesinden de anlaşılmazsa, her iki
tarafça feshi ihbar olunabilir.
Böyle ne akit nede kanun ile diğer bir müddet tesbit edilmemiş
olduğu takdirde,amele hakkında ihbardan sonra girecek hafta
nihayeti için,idarehane memur ve müstahdemleri hakkında ihbardan
sonra girecek ikinci hafta ve diğer hizmet akitlerinde ihbardan
sonra girecek keza ikinci hafta nihayeti için akit fesholunabilir.
İş sahipleri ve işçiler için muhtelif ihbar müddetleri,
mukavele edilmesi caiz değildir.
2
– Bir seneden fazla devam eden işlerde
Madde 341 – Bir hizmet akdi, bir seneden fazla devam ettiği
takdirde bu akit iş sahibi ve işçi tarafından ihbar edildikten
sonra girecek ikinci haftanın nihayeti için fesholunabilir.
Bu müddetin bir haftadan eksik olmamak üzere mukavele ile
tebdili caizdir.
3
– Tecrübe müddeti
Madde 342 – Uzun müddet ile yapılan akitte, bir tecrübe
zamanı şart edilmiş olduğu takdirde hilafına mukavele edilmemiş
ise ilk iki ay zarfında ihbardan sonra girecek haftanın nihayeti
için akit fesholunabilir.
Çırak ve hizmetçi akitlerinde hilafına bir mukavele yok ise
hizmete duhulden itibaren ilk iki hafta tecrübe müddeti sayılır
ve bu müddet zarfında iki taraftan her biri bir gün evvel ihbar
etmek şartiyle akdi fesihte serbesttir.
4
– Hayat müddetince yahut on seneden fazla için yapılan akit
Madde 343 – Bir hizmet akdi, bir tarafın yaşadığı müddetçe
yahut on seneden fazla için yapılmış ise işçi, bunu on sene
geçtikten sonra her zaman ve bir aylık bir ihbar müddetine riayet
şartiyle tazminat dahi vermeksizin fehedebilir.
IV – Fesih:
1
– Muhik sebeplerden dolayı
a)
Salahiyet
Madde 344 – Muhik sebeplerden dolayı gerek işçi gerek iş
sahibi, bir ihbara lüzum olmaksızın her vakit akdi
feshedebilir.Ezcümle ahlaka müteallik sebeplerden dolayı yahut
hüsnü niyet kaideleri noktasından iki taraftan birini artık akdi
icra etmemekte haklı gösteren her hal, muhik bir sebep teşkil
eder.
Bu gibi hallerin mevcudiyetini hakim takdir eder. Fakat işçinin
kendi kusuru olmaksızın düçar olduğu nispeten kısa bir
hastalığı yahut kısa müddetli bir askeri mükellefiyeti ifa
etmesi, muhik sebep olarak kabul edilemez.
b)
Tazminat
Madde 345 – Muhik sebepler bir tarafın akte riayet etmemesinden
ibaret olduğu takdirde bu taraf diğer tarafa, onun akit ile
müstahak iken mahrum kaldığı fer'i menfaatlerde nazara alınmak
üzere tam bir tazminat itasiyle mükellef olur.
Bundan başka hakim vaktinden evvel feshin mali neticelerini, hali
ve mahalli adeti göz önünde tutarak takdir eder.
2
– Ücretin tehlikede bulunmasından dolayı
Madde 346 – İş sahibi borcu ödemekten aciz olduğu
takdirde,işçi,talebi üzerine münasip bir müddet zarfında ücreti
için teminat verilmezse akitten rücua salahiyettar olur.
V – Ölüm:
Madde 347 – Hizmet Akdi, işçinin ölümü ile son bulunur.
İş sahibi öldüğü takdirde, akit, başlıca onun şahsı
nazara alınarak yapılmış ise nihayet bulur.
Bu ikinci halde işçi akdin vaktinden evvel nihayet bulması
hasebiyle düçar olduğu zarar için hakkaniyet dairesinde bir
tazminat isteyebilir.
(H) REKABET MEMNUİYETİ:
I - Cevazı:
Madde 348 – İş sahibinin müşterilerini tanımak veya
işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan
bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin
kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve
rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede
şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını, şart edebilirler.
Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri
tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine
hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise,
caizdir.
İşçi, akdin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet
memnuiyetine dair olan şart batıldır.
II - Hududu:
Madde 349 – Rekabet memnuiyeti ancak işçinin iktisadi
istikbalinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek
surette zaman, mahal ve işin nevi noktasından hal icabına göre
münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise muteberdir.
III - Şekli:
Madde 350 – Rekabet memnuiyeti, sahih olmak için tahriri
mukaveleye merbut olmak lazımdır.
IV - Muhalefetin hükümleri:
Madde 351 – Rekabet memnuiyetine muhalif harekette bulunan işçi,
bu muhalefet sebebi ile eski iş sahibinin düçar olduğu zararları
tazmin ile mükelleftir.
Memnuiyete muhalif hareket hakkında cezai şart konulmuş ise,
işçi, kaideten meşrut ceza miktarını tediye ile memnuiyetten
kurtulabilir.Fakat zarar bu miktarı mütecaviz ise, fazlasını da
tazmin ile mükellef olur.
İşçinin hareketi tarzı ve ihlal veya tehdit edilen
menfaatlerin ehemmiyeti haklı gösteriyorsa ve tahriri bir mukavele
ile sarahaten bu hak muhafaza edilmiş ise, iş sahibi, müstesna
olarak meşrut olan cezanın tediyesinden ve onu mütecaviz olan
zararın tazmininden başka muhalefetin menini de talep edebilir.
V - MEMNUİYETİN NİHAYETİ
Madde 352 – Rekabet memnuiyetinin bakasında iş sahibinin
hakiki menfaati bulunmadığı sabit olursa, bu memnuiyet nihayet
bulur.
İş sahibi işçinin feshi muhik gösterecek bir kusuru yok iken
akdi feshetmiş yahut iş sahibinin feshi haklı gösteren bir kusuru
dolayısiyle akit işçi tarafından feshedilmiş ise, işçi
aleyhine memnuiyete muhalefetinden dolayı dava ikame edilemez.
(V) SERBEST HİZMETLERDE TATBİK EDİLECEK
HÜKÜMLER
Madde 353 – Bu babın hükümleri hizmet akdinin teşekkül
unsurlarını havi olmakla beraber ilmi veya bedii malümatı
mahsusayı haiz olanlar tarafından ücretle yapıla gelen mesai
hakkındaki akitlere de tatbik olunur.
(Z) HUSUSİ KANUNLARIN HÜKÜMLERİNİN
MAHFUZİYETİ
Madde 354 – Resmi memurlar ve müstahdemler hakkındaki hususi
kanunların hükümleri mahfuzdur.
ON BİRİNCİ BAP
İstisna akdi
(A) TARİFİ
Madde 355 – İstisna, bir akittirki onunla bir taraf
(müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeği taahhüt eylediği
semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.
(B) AKDİN HÜKÜMLERİ
I - Müteahhidin borçları:
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 356 – Mütaahhidin mesuliyeti, umumi surette işçinin
hizmet akdindeki mesuliyetine dair olan hükümlere tabidir.
Mütaahhit, imal olunacak şeyi bizzat yapmağa veya kendi idaresi
altında yaptırmağa mecburdur. Fakat işin mahiyetine nazaran şahsi
maharetinin ehemmiyeti yok ise, taahhüt ettiği şeyi başkasına
dahi imal ettirebilir.
Hilafına adet veya mukavele olmadıkça, mütaahhit, imal
olunacak şeyin icrası için lazım olan vasıtaları ve alat ve
edevatı kendi masrafiyle tedarik etmeğe mecburdur.
2
– Malzeme itibariyle
Madde 357 – Mütaahhit, imal ettiği şeyde kullandığı
malzemenin iyi cinsten olmamasından dolayı iş sahibine karşı
mesul ve bu hususta bayi gibi mütekeffildir.
Malzeme iş sahibi tarafından verilmiş ise, müteahhit, onları
layik olan bütün ihtimam ile kullanmak ve bundan dolayı hesap
vermek ve artanı iade etmekle mükelleftir.
İş devam ettiği sırada, iş sahibinin, verdiği malzemenin
veya gösterdiği arsanın kusurlu olduğu anlaşılır yahut
imalatın noktası noktasına muntazaman icrasını tehlikeye koyacak
diğer bir hal hadis olursa mütaahhit, iş sahibini bundan derhal
haberdar etmeğe mecbur aksi takdirde bunların neticelerini tahammül
etmekle mükelleftir.
3
– Akit dairesinde işe başlama ve icra
Madde 358 – Mütaahhit, işe zamanında başlamaz veya mukavele
şartlarına muhalif olarak işi tehir eder yahut iş sahibinin
kusuru olmaksızın vakı olan teehhür bütün tahminlere nazaran
mütaahhidin işi muayyen zamanda bitirmesine imkan vermiyecek
derecede olursa iş sahibi teslim için tayin edilen zamanı
beklemeğe mecbur olmaksızın akdi feshedebilir.
İmal sırasında işin müteahhidin kusuru sebebi ile ayıplı
veya mukaveleye muhalif bir surette yapılacağını katiyetle tahmin
etmek mümkün olursa, iş sahibi, bunlara mani olmak için
müteahhide münasip bir mühlet tayin ederek veya ettirerek bu
mühlet içinde icabını icra etmediği halde hasar ve masraflar
müteahhide ait olmak üzere tamiratın veya imalata devamın üçüncü
bir şahsa tevdi olunacağını ihtar edebilir.
4
– İşin kusuruna mütedair teminat
a)
Kusurun tesbiti
Madde 359 – İmal olunan şeyin tesliminden sonra iş sahibi,
işlerin mutat cereyanına göre imkanını bulur bulmaz o şeyi
muayeneye ve kusurları varsa bunları müteahhide bildirmeğe
mecburdur.
İki taraftan her birinin, imal olunan şeyi masrafı kendisinden
olmak üzere ehli hibreye muayene ettirilmesini ve muayene
neticesinin bir raporla tesbitini istemeğe hakkı vardır.
b)
Kusur halinde iş sahibinin hakkı
Madde 360 – Yapılan şey iş sahibinin kullanamıyacağı ve
nısfet kaidesine göre kabule icbar edilemiyeceği derecede kusurlu
veya mukavele şartlarına muhalif olursa, iş sahibi, o şeyi
kabulden imtina edebilir; bu hususta mütaahhidin taksiri bulunursa
zarar ve ziyan da isteyebilir.
İşin kusurlu olması veya mukaveleye muhalif bulunması yukarıki
derecede ehemmiyeti haiz değil ise iş sahibi, işin kıymetinin
noksanı nispetinde fiatı tenzil ve eğer o işin ıslahı büyük
bir masrafı mucip değil ise mütaahhidi tamire mecbur edebilir. Bu
hususta mütaahhidin taksiri varsa iş sahibi zarar ve ziyan da
istiyebilir.
Yapılan şey iş sahibinin arsası üzerine yapılmış olup da
mahiyeti itibariyle refi ve kal'ı fazla bir zararı mucip ise iş
sahibi, ancak ikinci fıkra mucibince muamele yapar.
c)
İş sahibinin mesuliyeti
Madde 361 – Yapılan şeyin kusurlu olması müteahhidin
sarahaten beyan eylediği mütalaaya mugayir olarak iş sahibinin
verdiği emirlerden neşet etmiş bulunur veya her hangi bir sebeple
iş sahibine isnadı kabil olursa, iş sahibi o şeyin kusurlu
olmasından mütevellit hakları dermeyan edemez.
d)
İşin kabulü
Madde 362 – Yapılan şeyin sarahaten veya zımnen kabulünü
müteakıp mütaahhit, her türlü mesuliyetten beri olur. Ancak
mütaahhidin kasten sakladığı usulü veçhile muayenesinde
müşahade edilemiyecek olan kusurlar hakkında, mesuliyeti bakidir.
Eğer iş sahibi kanunen tayin olunan muayene ve ihbarı ihmal
ederse zımnen kabul etmiş sayılır.
Yapılan şeydeki kusur, sonradan meydana çıkarsa iş sahibi,
vakıf olur olmaz keyfiyeti mütaahhide haber vermeğe mecburdur.
Aksi takdirde iş sahibi kabul etmiş sayılır.
h)
Müruru zaman
Madde 363 – Yapılan şeyin kusurlu olmasından dolayı iş
sahibinin haiz olduğu haklar, müşterinin haklarının tabi olduğu
müruru zaman hükmüne tabidir.
Fakat gayrimenkul inşaata müteallik kusurlardan dolayı iş
sahibinin mütaahhide ve inşaata iştirak eyliyen mimar ve mühendise
karşı mütalebesi, tesellüm zamanından itibaren beş senelik
müruru zamana tabidir.
II - İş sahibinin borçları:
1
– Ücretin muacceliyeti
Madde 364 – İşin parası, teslim zamanında ödenir.
Yapılan şey parça parça teslim edildikçe bedeli ifa olunmak
üzere mukavele edilmiş ise her kısmın bedeli o kısmın teslimi
zamanında ödenmek lazımdır.
2
– Ücretin miktarı
a)
Götürü taahhüt
Madde 365 – Götürü pazarlık edilmiş ise, mütaahhit
yapılacak şeyi kararlaştırılan fiata yapmağa mecburdur.
Yapılacak şey, tahmin edilen miktardan fazla say ve masrafı mucip
olsa bile, müteahhit bedelin arttırılmasını isteyemez.
Fakat evvelce tahmin olunamıyan veya tahmin olunup ta iki tarafça
nazara alınmıyan haller işin yapılmasına mani olur veya
yapılmasını son derece işkal ederse hakim, haiz olduğu takdir
hakkı dolayısiyle ya tekarrür eden bedeli tezyit veya mukaveleyi
fesheyler.
Yapılacak şey, evvelce tahmin edilen miktardan daha az bir say
ile vücuda gelmiş ise, iş sahibi bedeli tamamen vermeğe
mecburdur.
b)
İşin kıymetine göre bedelin tayini
Madde 366 – Evvelce kararlaştırılmamış veya takribi bir
surette kararlaştırılmış olan bedel, yapılan şeyin kıymetine
ve mütaahhidin masrafına göre tayin edilir.
(C) AKDİN HİTAMI
I - Keşif bedelinin tecavüzü halinde fesih:
Madde 367 – Yapılan şeyin masrafı, evvelce mütaahhit ile
takribi bir surette tesbit edilen keşfi iş sahibihin sun'u
olmaksızın çok fazla tecavüz ederse gerek o şeyin imali
esnasında gerek imalinden sonra iş sahibi mukaveleyi feshedebilir.
Bu suretle yapılan şey iş sahibinin arsası üzerinde inşa
ediliyorsa iş sahibi, bedelden münasip bir miktarın tenzilini
isteyebileceği gibi inşaat henüz bitmemiş ise müteahhidi
devamdan meni ve yapılan kısmı hakkaniyet dairesinde tazmin ederek
mukaveleyi feshedebilir.
II - Yapılan şeyin telefi:
Madde 368 – Yapılan şey teslimden evvel kazara telef olmuş
ise iş sahibi, onu tesellümden temerrüt etmiş bulunmadıkça
müteahhit ne yaptığı işin ücretini ne de masraflarının
tediyesini isteyemez.
Bu takdirde, telef olan malzeme kime ait ise hasarı da ona
aittir.
Eğer yapılan şey, iş sahibi tarafından verilen malzemenin
veya gösterilen arsanın kusurundan yahut iş sahibi tarafından
imal ve inşa tarzı hakkında verilen emirden dolayı telef olmuş
ise; müteahhit, bu tehlikeleri zamanında ihbar eylemiş bulunduğu
takdirde yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette dahil olmıyan
masrafın tesviyesini talep edebilir. İş sahibinin taksiri olduğu
takdirde mütaahhidin, fazla olarak zarar ve ziyan istemeğe hakkı
vardır.
III - Zararı baliğan mabelağ tazmin ederek
fesih:
Madde 369 – Yapılan şey; bitmezden evvel iş sahibi yapılmış
olan kısmın bedelini vermek ve mütaahhidin zarar ve ziyanını
baliğan mabelağ tazmin etmek şartiyle mukaveleyi feshedebilir.
IV - İş sahibinin yüzünden hizmetin ifası
mümkün olmaması:
Madde 370 – Taahhüt olunan şeyin yapılması iş sahibi
nezdinde zuhur eden bir kaza yüzünden mümkün olamıyorsa
müteahhit yaptığı işin kıymetini ve bu kıymette dahil olmıyan
masrafını alır.
Bu hususta iş sahibinin taksiri varsa müteahhidin başkaca zarar
ve ziyan istemeğe hakkı olur.
V - Mütaahhidin vefatı yahut aczi:
Madde 3 – Mütaahhit öldüğü yahut sun'u taksiri olmaksızın
işi bitirmekten aciz kaldığı takdirde, mukavele müteahhidin
şahsı nazara alınarak yapılmış ise istisna akdi münfesih olur.
Bu takdirde yapılan miktarın kullanılması kabil ise iş sahibi
onu kabule ve bedelini vermeğe mecburdur.
ON İKİNCİ BAP
Neşir mukavelesi
(A) TARİFİ
Madde 372 – Neşir mukavelesi, bir akittir ki onunla edebi ve
sınai bir eserin müellifi veya halefi, o eseri bir naşire terk
etmeği taahhüt ve naşir de o eseri azçok teksir ile halk arasında
neşir etmeği iltizam eder.
(B) HÜKÜMLERİ
I - Telif hakkının nakli ve teminatı:
Madde 373 – Neşir mukavelesi, müellifin haklarını,
mukavelenin ifasının icap ettirdiği miktar ve zaman için naşire
nakleyler.
Neşredilecek eseri terk eyleyen kimse; akit zamanında o eserde
tasarruf etmek hakkını kullanmağa muktedir olmalıdır. Bu
cihetten dolayı naşire karşı mütekeffildir ve eğer telif hakkı
varsa bu tekeffül, onuda şamildir.
Eserin tamamı veya bir kısmı, başka bir naşire terk yahut
terk edenin malümatı dahilinde neşredilmiş bulunursa; terkeden,
neşir mukavelesinin akdinden evvel diğer tarafı, bundan haberdar
etmek lazımdır.
II - Müellifin tasarrufu :
Madde 374 – Naşirin yapmağa hakkı olduğu tabılar bitmedikçe
müellif veya halefi, eserin tamamında veya bir kısmında naşirin
zararına bir tasarrufta bulunamaz.
Gazete makaleleri ve mevkut bir risalede neşredilmiş kısa
makaleler, müellif veya halefleri tarafından daima başka bir yerde
neşredilebilir.
Müşterek bir eserin kısımlarından olan yazılar ve mevkut bir
risalenin uzun olan makaleleri, müellif veya halefleri tarafından
neşrin hitamından üç ay geçmezden evvel tekrar neşredilemez.
III - Basılacak nüshaların tayini:
Madde 375 – Eğer mukavelede tabı adedi tasrih edilmemiş ise
naşirin hakkı ancak bir tab'a maksurdur.
Hilafı şart edilmemiş ise, naşir, her tabı için basacağı
nüsha adedini tesbitte serbesttir. Fakat diğer taraf talep eyler
ise eserin mahiyeti ile mütenasip derecede bir intişarı temin
eyleyecek miktarda nüsha tabetmeğe mecburdur. Birinci tabı
bittikten sonra naşir tekrar tabedemez.
Eğer makale naşire muayyen ve birden fazla tab'a veya eserin her
tab'ına salahiyet vermiş olupta naşirde eserin nüshaları
tükenmiş iken yeniden tab'ı ihmal ediyorsa müellif veya
halefleri, yeni bir tabı için naşire hakim tarafından bir mühlet
tayin ettirtebilirler. Naşir, bu mühlet zarfında borcunu ifa
eylemezse hakkı sakıt olur.
IV - Teksir ve satış için mesai:
Madde 376 – Naşir, eserde hiç bir suretle ihtisar, ilave ve
tadil yapmaksızın münasip bir şekilde teksir etmekle mükelleftir.
Naşir aynı zamanda lazım olan ilanları yapmağa ve satışın
muvaffakiyetini temin için mutat tedbirleri ittihaza mecburdur.
Satışın fiatını, eserin satılmasına mani olacak tarzda
tezyide salahiyettar olmaksızın naşir, tayin eder.
V - Tashih ve ıslah:
Madde 377 – Naşirin menfaatlerine muzır ve onun mesuliyetini
artıracak mahiyette olmamak şartiyle müellif için eserinde tashih
ve ıslah yapmak hakkı mahfuzdur. Müellif tashihiyle naşire melhuz
olmayan masraflar ihtiyar ettirirse onu tazmin eder.
Naşir, müellife eserini ıslah edebilmek imkanı bahş
etmeksizin tekrar neşrine veya yeniden tab'ına mübaşeret edemez.
VI - Bir arada ve ayrı ayrı neşir:
Madde 378 – Bir müellifin birden fazla eserlerini ayrı ayrı
neşretmek hakkı eserlerin bir arada tab'ı salahiyetini bahşetmez.
Bir müellifin külliyatını veya müellifin eserlerinden bir
nevini neşreylemek hakkı naşire külliyatın muhtevi olduğu
eserleri ayrı ayrı tabetmek hakkını veremez.
VII - Tercüme hakkı :
Madde 379 – Hilafı şart edilmedikçe, tercüme hakkı
müellifte veya halefinde mahfuz kalır.
VIII - Eser sahibinin bedele istihkakı:
1
– Bedelin miktarı
Madde 380 – Eser sahibinin bedelden feragat eylediği hal
icabından anlaşılmadıkça bedelle istihkakı, asıldır.
Bedelin miktarı ehlihibrenin reyi alındıktan sonra, hakim
tarafından takdir olunur.
Eğer naşirin müteaddit tab'a hakkı varsa birinci tabı için
tayin edilen bedel ve diğer şartlar müteakıp tab'ılarda da
muteber olmak, asıldır.
2
– Bedelin zamanı tediyesi, satış hesapları ve bedava nüsha
Madde 381 – Bir eser tamam olarak neşredilecek ise tamamının
ve (cilt, cüzü, forma, gibi) kısım kısım neşredilecek ise her
kısmının tab'ını ve satışa hazır bulundurulmasını müteakip
bedelin tediyesi lazım gelir.
Akitler bedelin kısmen veya tamamen tediyesini satışın
neticesine bırakmışlar ise naşir satış hesaplarını tanzime ve
teamül dairesinde ispat edici vesikalarını ihzara mecburdur.
Hilafı şart edilmedikçe, müellif veya halefinin, eserden örfün
tayin eylediği miktarda bedava nüsha almağa hakları vardır.
(C) AKDİN HİTAMI
I – Eserin zıyaı:
Madde 382 – Eser, naşire tevdi edildikten sonra kazaen zayi
olsa bile naşir, bedeli tediyeye mecburdur.
Eğer müellifte zayi olan eserin diğer nüshası var ise, o
nüshayı naşirin emrine amade kılması lazımdır. Eğer müellifte
eserin diğer nüshası olmaz ve eserin yeniden vücuda getirilmesi
nisbeten kolay bulunursa müellif eserini yeniden yazmağa mecburdur.
Müellif, her iki surettede münasip bir tazminat isteyebilir.
II - Tabolunan eserin ziyaı:
Madde 383 – Tabolunan eser satışa çıkarılmazdan evvel
tamamen veya kısmen kazara zayi olduğu takdirde naşir, müellif
veya halefine ayrıca bir bedel vermeğe mecbur olmaksızın zayi
olan nüshayı kendi masrafiyle tekrar tabedebilir.
Eğer naşir, fahiş masraf ihtiyarına mecbur olmaksızın zayi
olan nüshaların yerine yenilerini ikame edebilecek ise buna
mecburdur.
III - Müellifin ve naşirin şahsında hadis
olan hitam
Madde 384 – Eseri itmam etmezden evvel müellif ölür veya
ikmal kabiliyetini zayi eder yahut taksiri olmaksızın eseri ikmal
etmek imkansızlığında bulunursa neşir mukavelesi münfesih olur.
Şu kadar ki, mukavele tamamen veya kısmen mümkün ve muhik
bulunursa hakim mukavelenin muhafaza edilmesine müsaade ve bunun
için icabeden tedbirlerin ittihazını emredebilir.
Naşirin iflası takdirinde müellif veya halefi, eseri başkasına
tevdi edebilir. Fakat müellif veya halefi iflas zamanında henüz
vadesi hulül etmeyen borcun ifa edileceğine dair teminat alırsa
eseri başka bir naşire tevdi edemez.
(D) NAŞİRİN PLANI DAİRESİNDE ESER TELİFİ
Madde 385 – Bir veya müteaddit müellif,naşirin tayin eylediği
plan dairesinde bir eser telif eylemeği taahhüt ederlerse, ancak
mukavele edilen bedele müstahak olurlar.
Bu takdirde telif hakkı naşire ait olur.
ON ÜÇÜNCÜ BAP
Alelıtlak vekalet
BİRİNCİ FASIL
Vekalet
(A) TARİFİ
Madde 386 – Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele
dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül
eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.
Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde
dahi, vekalet hükümleri cari olur.
Mukavele veya teamül varsa vekil, ücrete müstahak olur.
(B) TEŞEKKÜLÜ
Madde 387 – Vekilin tevdi edilen işi idare hususunda resmi bir
sıfatı varsa veya işin icrası mesleğinin icabından ise yahut bu
gibi işleri kabul edeceğini ilan etmiş ise vekalet, vekil
tarafından derhal reddedilmedikçe kabul edilmiş sayılır.
(C) HÜKÜMLERİ
I - Vekaletin şümulü:
Madde 388 – Vekalet akdinin şumulü mukavele ile sarahaten
tesbit edilmemiş ise, taallük eylediği işin mahiyetine göre
tayin edilir.
Vekalet, vekilin takabbül eylediği işin yapılması için
icabeden hukuki tasarrufları ifa salahiyetini şamildir.
Hususi bir salahiyeti haiz olmadıkça vekil, dava ikame edemez,
sulh olamaz, tahkim edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, hibe
edemez, bir gayrimenkulü temlik veya bir hak ile takyit edemez.
II - Vekilin borçları:
1
– Talimat dairesinde vekaleti ifa
Madde 389 – Vekil, müvekkılinin sarih olan talimatına
muhalefet edemez. Ancak hal icabına göre müvekkilden mezuniyet
istihsaline imkan olmamakla beraber şayet imkan olupta istizan
olunsa idi müvekkilin muvafakat edeceği derkar bulunan hususlarda,
inhiraf edebilir. Bundan maada hallerde vekil aldığı talimata
müvekkilinin aleyhine olarak muhalefet ederse, bundan mütevellit
zararı deruhte etmedikçe,müvekkilünbih ifa edilmiş olmaz.
2
– Hüsü suretle ifa mükellefiyeti
a)
Umumiyet itibariyle
Madde 390 – Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin
mesuliyetine ait hükümlere tabidir.
Vekil, müvekkile karşı vekaleti iyi bir suretle ifa ile
mükelleftir.
Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur
olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait
bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur.
b)
İşi bir üçüncü şahsa yaptırmak halinde
Madde 391 – Vekil, salahiyeti haricinde başkasını tevkil
ettikte onun fiilinden kendi yapmış gibi mesuldür
Vekil, başkasını tevkile salahiyettar olduğu takdirde, yalnız
salahiyetini kullanırken ve talimat verirken tekayyüt ve ihtimam
göstermekle mükelleftir.
Her iki surette vekilin kendi yerine ikame ettiği şahsa karşı
haiz olduğu bütün hakları müvekkil, doğrudan doğruya o şahsa
karşı dermeyan edebilir.
3
– Hesap verme
Madde 392 – Vekil,müvekkilin talebi üzerine yapmış olduğu
işin hesabını vermeğe ve bu cihetten dolayı her ne nam ile
olursa olsun almış olduğu şeyi müvekkile tediyeye mecburdur.
Vekil zimmetinde kalan paranın faizini de vermeğe mecburdur.
4
– Vekilin iktisabettiği hakların müvekkiline intikali
Madde 393 – Müvekkil vekiline karşı olan muhtelif borçlarını
ifa edince, vekilin kendi namına ve müvekkili hesabına üçüncü
şahıstaki alacağı, müvekkilin olur.
Vekilin iflası halinde müvekkil, bu hakkını masaya karşıda
iddia edebilir.
Vekilin iflası halinde müvekkil, vekilin kendi namına ve
müvekkili hesabına iktisap eylemiş olduğu menkul eşya hakkında
dahi istihkak iddiasında bulunabilir.Vekilin haiz olduğu hapis
hakkını, masa dahi haizdir.
III - Müvekkilin borçları:
Madde 394 – Vekilin usulü dairesinde müvekkilünbihi ifa için
yaptığı masrafı ve verdiği avansları, müvekkilin,faiziyle
beraber vermesi ve vekilin deruhte eylediği borçlardan onu
kurtarması lazımdır.
Vekil, vekaleti ifa dolayısiyle uğramış olduğu zarar ve
ziyanın tazminini müvekkilinden isteyebilir. Meğerki müvekkil bu
hususta kendisinin su'nu taksiri olmadığını ispat eyleye.
IV - Birden ziyade müvekkillerin mesuliyetleri:
Madde 395 – Bir kimseyi birlikte tevkil eden müteaddit
kimseler, vekile karşı müteselsilen mesul olurlar.
Müteaddit kimseler, vekaleti birlikte kabul etmişler ise
müvekkilünbihi yapmakla müteselsilen mesuldurlar ve kendi
sıfatlarını başkasına devre salahiyettar olmadıkça müvekkili
yalnız birlikte yaptıkları tasarrufla ilzam edebilirler.
(D) VEKALETİN HİTAMI
I - Sebepleri :
1
– İstifa, azil
Madde 396 – Vekaletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir.
Şu kadarki münasip olmayan bir zamanda vekaletten azil veya
ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur.
2
– Ölüm , ehliyetsizlik, iflas
Madde 397 – Hilafı mukaveleden veya işin mahiyetinden
anlaşılmadıkça vekalet, gerek vekilin gerek müvekkilin ölümüyle
ve ehliyetinin zavali veya iflası ile nihayet bulur.
Şu kadarki vekaletin nihayet bulması müvekkilin menfaatlerini
tehlikeye koyuyorsa müvekkil veya mirasçısı veya mümessili
bizzat işlerini görebilecek hale gelinceye kadar vekil veya
mirasçısı veya mümessili vekaleti ifaya devam ile mükelleftirler.
II - Hitamın hükümleri:
Madde 398 – Vekilin vekaletinin nihayet bulduğuna ıttıla
peyda eylemeden evvel yaptığı işlerden müvekkil veya
mirasçıları, vekalet baki imiş gibi mesuldür.
İKİNCİ FASIL
İtibar mektubu ve itibar
emri
(A) İTİBAR MEKTUBU
Madde 399 – İtibar mektubu, vekalet ve havale hükümlerine
tabi olup onunla mürselünileyhe azami bir had tayinine hacet
olmaksızın talep edeceği miktarda, nakit ve emsali bir şeyin
muayyen bir kimseye teslimi emrolunur.
Verilecek şeyin azami haddi tayin edilmediği takdirde itibar
verilen kimse aşikar surette akitlerin vaziyetleri ile mütenasip
olmayacak derecede fazla bir miktar talebinde bulunursa mürselünileyh
mektup sahibine haber vermeğe ve cevap alıncaya kadar tediyeyi
tehir etmeğe mecburdur.
İtibar mektubunun tazammun ettiği vekalet ile mürselünileyhin
mülzem olması, muayyen bir meblağ için kabul etmiş olmasına
mütevakkıftır.
(B) İTİBAR EMRİ
I - Tarifi ve Şekli :
Madde 400 – Bir kimse,kendi nam ve hesabına ve amirin
mesuliyeti altında bir üçüncü şahsa itibar vermek veya itibari
tecdit etmek için emir almış ve kabul etmiş ise, memur vekaletini
tecavüz etmedikçe amir, itibar edilen borçtan dolayı kefil gibi
mesul olur.
Şu kadar ki tahriri emir olmadıkça amir, mesul olmaz.
II - İtibar verilen kimsenin ehliyetsizliği:
Madde 401 – Amir, itibar verilen kimsenin borç iltizamına
ehliyetsizliğini dermeyan ile memura karşı mesuliyetten
kurtulamaz.
III - Memurun kendi kendine mühlet vermesi:
Madde 402 – Memur, itibar verilen kimseye kendi kendine mühlet
verir veya amirin talimatına muhalefet ederse, amir mesuliyetten
beri olur.
IV - İki tarafın hakları ve borçları:
Madde 403 – Amirin ve kendisine itibar verilen kimsenin hak ve
borçlarında kefile ve asıl borçluya müteallik hükümler
caridir.
ÜÇÜNCÜ FASIL
Tellallık (simsarlık)
(A) TARİFİ VE ŞEKLİ
Madde 404 – Tellallık, bir akittirki onunla tellal, ücret
mukabilinde bir akdin yapılması imkanını hazırlamağa veya akdin
icrasına tavassut etmeğe memur edilir.
Tellallık hakkında, umumi surette vekalet hükümleri ceridir.
(Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Gayrimenkul tellallığı,akdi,
yazılı şekilde yapılmadıkça muteber olmaz.
(B) TELLAL ÜCRETİ
I - İstihkak zamanı:
Madde 405 – Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut
akdin icrasına müncer olunca, tellal ücrete müstahak olur.
Akit, taliki bir şart ile yapılmış ise ücret şartın
tahakkukunda lazım olur.
Yapacağı masrafın tellala verileceği mukavele edilmiş ise,iş
bir neticeye müncer olmasa bile tellal masrafını alır.
II - Ücretin tesbiti:
Madde 406 – Ücret tayin edilmediği takdirde tarife varsa ona
göre ücret verilmek lazım gelir.Tarife yoksa müteamil olan ücret
mukavele edilmiş sayılır.
III - Tellalın haklarını zayi etmesi:
Madde 407 – Tellal, borçlarına muhalefetle diğer tarafın
menfaatine hareket eder veya hüsnü niyet kaideleri hilafına diğer
akitten ücret vadi alırsa ücrete ve yaptığı masrafa ait olan
haklarını zayi eyler.
IV - Evlenme tellallığı:
Madde 408 – Evlenme tellallığı, ücrete hak bahşetmez.
V - Ücretten tenzil:
Madde 409 – Hizmet mukavelesi ve gayrimenkul satışı imkanını
hazırlamak veya bunlardan birinin icrasına tavassut etmek için
fahiş bir ücret şart edilmiş ise borçlunun talebi üzerine bu
ücret hakim tarafından adilane bir surette tenkis edilebilir.
ON DÖRDÜNCÜ BAP
Vekaleti olmadan başkası
hesabına tasarruf
(A) İŞ YAPAN KİMSENiN HAKLARI VE BORÇLARI
I - İşin İcrası:
Madde 410 – Vekaleti olmaksızın başkasının hesabına
tasarrufta bulunan kimse,o işi sahibinin menfatine ve tahmin olunan
maksadına göre yapmağa mecburdur.
II - Mesuliyet:
Madde 411 – Başkası namına tasarrufta bulunan kimse her türlü
ihmal ve ihtiyatsızlıktan mesuldür.
Şu kadarki o kimse, iş sahibinin maruz bulunduğu zararı
bertaraf etmek için yapmış ise, mesuliyeti tahfif olunur.
İş sahibinin sarahaten veya delaleten men'i var iken o kimse, bu
işi yapmış ve sahibinin men'ide kanuna ve adaba muhalif bulunmamış
ise kazadan dahi mesul olur. Meğerki o kimse, müdahalesi olmasa
bile kazanın vukua geleceğini ispat etsin.
III - İşi yapan kimsenin ehliyeti olmaması:
Madde 412 – Başkası hesabına tasarrufta bulunan kimse akit
ile iltizama ehil değil ise yaptığı tasarruftan ancak
iktisabettiği ve sui niyetle elinden çıkardığı miktarda mesul
olur.
Haksız fiillerden mütevellit daha şumüllü mesuliyet,
mahfuzdur.
(B) İŞ SAHiBİNİN HAKLARI VE BORÇLARI
I - İş, sahibinin menfaatine yapıldığı
halde :
Madde 413 – İş sahibinin menfaati için yapılmış olan bir
işte, yapan kimsenin hal icabına göre zaruri veya faideli bulunan
bilümum masraflarını faizi ile edaya ve bu kabil taahhütlerini
ifaya ve hakimin takdir edeceği zararı tazmine, iş sahibi
mecburdur.
Maksadı hasıl olmasa bile, işi yaparken icabeden ihtimamda
bulunan kimse hakkında dahi bu hüküm tatbik olunur.
İşi yapan kimse yaptığı masrafı istifa edemediği takdirde,
haksız bir fiil ile mal iktisabı faslındaki hükümlere göre
yaptığı şeyi ref ettirebilir.
II - İş, yapan kimsenin kendi menfaati için
yapıldığı halde:
Madde 414 – Kendi menfaati için yapılmamış olsa bile iş
sahibi yapılan işten hasıl olan faydaları temellük etmek hakkını
haizdir. Temellük ettiği faydalara göre, işi yapan kimsenin
masrafını tazmin ve yapmış olduğu taahhütlerden onu tahlis
eder.
III - İcazet
Madde 415 – İş sahibi yapılan işe icazet verirse, vekalet
hükümleri cari olur.
ON BEŞİNCİ BAP
Komisyon
(A) ALIM VE SATIM KOMÜSYONCUSU6
I - Tarifi :
Madde 416 – Alım ve satım işlerinde komüsyoncu, ücret
mukabilinde kendi namına ve müvekkil hesabına kıymetli evrak ve
menkul eşya alım ve satımını deruhte eden kimsedir.
Atide beyan olunacak hükümler müstesna olmak üzere komüsyon
mukavelelerinde vekalet hükümleri tatbik olunur.
II - Komüsyoncunun borçları :
1
– Mecburi ihbar ve sigorta
Madde 417 – Komüsyoncu yaptığı muamelenin cereyanından
müvekkilini haberdar etmeğe ve hususiyle emrinin icra edildiğini
kendisine derhal bildirmeğe mecburdur.
Müvekkilin emri olmadıkça komüsyoncu mukavelenin mevzuunu
teşkil eden şeyleri sigorta ettirmeğe mecbur değildir.
2
– Eşyaya ihtimam
Madde 418 – Satılmak üzere komüsyoncuya gönderilen eşyanın
bozukluğu göze çarpıyorsa, komüsyoncu nakliyeciye rücu hakkını
muhafazaya ve hasarı tesbit ettirmeğe ve muktedir olduğu kadar
eşyayı hıfza ve derhal müvekkiline haber vermeğe mecburdur.
Aksi takdirde ihmalin sebebiyet verdiği ziyandan mesul olur.
Satılmak üzere komüsyoncuya gönderilen eşyanın hemen
bozulacağından korkuluyorsa, komüsyoncu, müvekkiline derhal
malümat vermek şartiyle o eşyayı satmağa mecburdur.
3
– Müvekkil tarafından tayin olunan fiat
Madde 4l9 – Müvekkil tarafından tayin olunan asgari bedelden
noksanına mal satan komüsyoncu malı satmasaydı müvekkilinin daha
ziyade mutazarrır olacağını ve bu hal icabının yeniden emir
almağa müsait bulunmadığını ispat etmedikçe bedelin noksanını
tazmine mecbur olur.
Bu takdirde, komüsyoncunun kusuru varsa şarta muhalefetinden
dolayı başkaca tazminat vermeğe mecburdur.
Müvekkilin tayin ettiği bedelden noksanına mal alan veya
fazlasına satan komüsyoncu, bu muameleden istifade edemeyip aradaki
farkı, müvekkiline vermeğe mecburdur.
4
– Veresiye mal satma, mal tesellüm etmeden tediye
Madde 420 – Komüsyoncu, müvekkilin izni olmaksızın veresiye
mal satar veya malı tesellüm etmeden para verirse zararı kendine
ait olur.
Şu kadarki müvekkil hilafını emretmedikçe, satış
mahallindeki örfe göre, veresiye satabilir.
5
– Komüsyoncunun kefaleti
Madde 421 – Salahiyeti hilafına veresiye mal satması müstesna
olmak üzere komüsyoncu, muamelede bulunduğu kimselerin
tediyelerinden ve diğer borçlarını ifadan mesul olmaz. Şu
kadarki komüsyoncu, sarahaten kefil veya mesuliyeti mütearif olunca
mesul olur.
Kefil olan komüsyoncunun, bunun için ayrıca ücret almağa
hakkı vardır.
III - Komüsyoncunun hakları:
1
– Verdigi paralar ve masraflar
Madde 422 – Komüsyoncu, müvekkilin menfaati için yaptığı
bilcümle masrafları ve verdiği paraları faiziyle beraber
isteyebilir.
Komüsyoncu, ardiye ve nakliye ücretlerini müvekkilinin hesabına
geçirirsede kendi memurlarının ücretlerini hesaba dahil edemez.
2
– Komüsyon ücreti
a)
İstemek hakkı
Madde 423 – Komüsyoncu; kendisine tevdi olunan işi yaptıkta
ücretini alacağı gibi; komüsyoncunun o işi yapamamasına
müvekkil sebebiyet vermiş ise, yine ücrete müstahak olur.
Diğer bir sebeple yapılamayan işlerden dolayı komüsyoncu,
ancak emeği mukabilinde mahalli adete göre lazım gelen tazminatı
isteyebilir.
b)
Ücret hakkının sükutu ve müvekkilin aradan çıkması
Madde 424 – Komüsyoncu, müvekkiline karşı sui niyet ile
hareket eder ve hususiyle müvekkilin hesabına iştira ettiğinden
fazla ve sattığından noksan bir fiat geçirirse ücreti almak
hakkı tamamiyle sakıt olur.
Son iki halde muvekkil komüsyoncuyu doğrudan doğruya müşteri
veya bayi addederek aradan çıkabilir.
3
– Hapis hakkı
Madde 425 – Komüsyoncu sattığı malın bedeli ve aldığı
malın kendisi üzerinde hapis hakkına maliktir.
4
– Emtianın müzayede ile satılması
Madde 426 – Emtia satılamayıp veya müvekkilin verdiği satış
emrinden rücu edipte müvekkil emtiayı geri almakta veya onda diğer
suretle tasarruf etmekte hadden fazla teahhür ederse komüsyoncu
emtiayı bulunduğu mahal mahkemesi vasıtasiyle bilmüzayede
sattırabilir.
Eşyanın bulunduğu mahalde ne müvekkil nede mümessili hazır
bulunmazsa, diğer taraf istima edilmeksizin dahi satış kararı
verilebilir.
Şu kadarki emtia, süratle kıymeti tenezzül edecek emtiadan
değil ise, evvel emirde kendisine resmen ihbar edilmek lazımdır.
5
– Komüsyoncunun bizzat alıcı veya satıcı olması
a)
Ücreti ve masrafları
Madde 427 – Borsada mukayyet veya piyasada cari fiatı bulunan
kambiyo senedatı veya diğer kıymetli evrakı veya emtiayı satmağa
veya satın almağa memur edilen komüsyoncu, müvekkil tarafından
hilafına talimat verilmemiş ise, satın alacağı şey yerine kendi
şeylerini beyi yahut satacağı şeyi kendisi için iştira
edebilir.
Bu hallerde komüsyoncu vekaletin icrası zamanında borsa veya
piyasa fiyatını nazara almağa mecburdur. Komüsyoncu, komisyon
işlerinde mutat olan ücret ve masraflarını alabilir.
Sair hükümleri beyi gibidir.
b)
Komüsyoncunun zımni kabulü
Madde 428 – Komisyoncu bizzat alıcı veya satıcı olabildiği
hallerde bir akit göstermiyerek vekaletin icra edildiğini
müvekkiline bildirirse, akide ait olabilecek borçları bizzat
deruhte etmiş sayılır.
c)
Hakkının sukutu
Madde 429 – Komüsyoncu, müvekkil tarafından verilen emir
istirdat edilmiş ve istirdat haberi de vekaleti icra ettiği
haberini müvekkile göndermeden vasıl olmuş ise, artık bizzat
bayi ve müşteri olamaz.
(B) DİĞER KOMİSYON İŞLERİ
Madde 430 – (Değişik: 29/6/1956-6763/41 md.)
Malzemesi iş sahibi tarafından verilmek suretiyle imal edilecek
menkul eşya hakkındaki komüsyon işleri, eşya misli şeylerden
olmasa da, alım ve satım komüsyonu hükmündedir.
Alım ve satım komüsyonu sayılmıyan işleri, ücret
mukabilinde kendi namına ve müvekkili hesabına deruhde eden alım
ve satım komüsyoncusu ile komüsyon işlerini kendisine sanat
edinmeyip de arızi olarak üzerine alan tacir hakkında dahi bu
babın hükümleri tatbik olunur.
Taşıma işleri komüsyonculuğu hakkındaki hususi hükümler
mahfuzdur.
ON ALTINCI BAP
Nakliye mukaveleleri
Madde 431 - 448 – (Mülga: 29/6/1956-6763/41 md.)
ON YEDİNCİ BAP
Ticari mümessiller ve diğer
ticari vekiller
(A) TİCARİ MÜMESSİL
I - Tarifi, salahiyet itası:
Madde 449 – Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya
ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından
işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza
vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen
kimsedir.
Müessese sahibi, vekaletnameyi ticaret siciline kaydetdirmeğe
mecburdur. Ancak kayıttan evvel dahi mümessilinin muameleleri ile
mülzemdir.
Diğer nevi müesseselerde ve işlerde ticaret siciline kayıttan
başka suretle ticari mümessil tayin olunamaz.
II - Vekaletin şümulü:
Madde 450 – Ticari mümessil, hüsnüniyet sahibi üçüncü
şahıslara karşı, müessese sahibi hesabına kambiyo
taahhütlerinde bulunmak ve onun namına müessesenin gayesine dahil
olan bilümum tasarrufları yapmak selahiyetini haiz sayılır.
Ticari mümessil, sarih salahiyet almadıkça gayrimenkulleri
temlik veya bir hak ile takyit edemez.
III - Tahdidi:
Madde 451 – Temsil salahiyeti bir şubenin işlerine
hasrolunabilir.
Tayin olunan şartlar dahilinde diğerleri iştirak etmedikçe
yalnız birinin imzası müesseseyi ilzam etmemek üzere birden
ziyade kimselerede verilebilir ve buna birlikte temsil denir.
Temsil salahiyetinde bundan başka tahditler hüsnüniyet sahibi
üçüncü şahıslara karşı muteber değildir.
IV - İstirdadı:
Madde 452 – Mümessil tayin edilirken tescil edilmemiş olsa
bile, temsil salahiyetinin istirdat edildiği zaman keyfiyetin
ticaret siciline kaydedilmesi mecburidir.
Temsil salahiyetinin istirdadı, ticaret siciline kayıt ve ilan
edilmedikçe bu salahiyet hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslar
hakkında bakidir.
(B) DİĞER TİCARET VEKİLLERİ
Madde 453 – Ticari vekil, ticarİ mümessil sıfatını haiz
olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde
işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün
işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen
kimsedir.
Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine
şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet
verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme
ve murafaada bulunamaz.
(Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Mağaza içinde müşterilerin
kolaylıkla görebilecekleri bir yerde ve kolayca okuyabilecekleri
bir şekilde aksi ilan edilmiş olmadıkça, toptan, yarı toptan
veya perakende satış mağazalarının memur veya müstahdemleri, o
mağazanın mütat satış muamelelerinin hepsini yapmaya,
salahiyetli oldukları muameleler hakkındaki faturaları imzalamaya,
bu mutat muamelelerden doğan borçların yerine getirilmesine veya
bunların hiç veyahut gereği gibi yerine getirilmemiş olmasına
ilişkin ihtar veya diğer beyanları işletme sahibi adına yapmaya,
bu mahiyetteki ihtar ve diğer beyanları ve hususiyle mutat muamele
dolayısiyle teslim edilmiş olan mallara ilişkin ayıp ihbarlarını
mağaza sahibi adına kabule salahiyetli sayılırlar; şu kadar ki,
kendilerine yazı ile salahiyet verilmiş olmadıkça mağaza dışında
ve kasa memurları tayin edilmiş ise, mağaza içinde mal parasını
isteyip alamazlar. Bu kimseler, mal parasını almaya salahiyetli
bulundukları hallerde faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye de
salahiyetlidirler.
(C) SEYYAR TÜCCAR MEMURLARI
Madde 454 – Bir müessese için merkezinin haricindeki
mahallerde muamele icra eden seyyar memurlar, müessese namına
sattıkları malın bedelini almak ve mukbuz vermek ve borçluya
mehil ita etmek salahiyetini dahi haiz sayılırlar.
Bu salahiyetin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara
karşı muteber değildir.
(D) REKABET YAPMAK MEMNUİYETİ
Madde 455 – Bir müessesenin bütün işlerini idare eden yahut
müessese sahibinin hizmetinde bulunan ticari mümessiller veya
ticari vekiller müessese sahibinin izni olmaksızın gerek kendi
namlarına gerek üçüncü şahıs namına müessesenin yaptığı
nevide dahil bir iş yapamazlar.
Buna muhalif harekette bulunursa müessese sahibi zarar ve ziyan
istemek ve bu suretle yapılan işleri kendi hesabına almak hakkını
haizdir.
(H) MÜMESSİL VE DİĞER TÜCCAR VEKİLLERİNİN
VEKALETLERİNİN HİTAMI
Madde 456 – Hizmet, şirket, vekalet mukavelelerinden ve iki
taraf arasında mevcut diğer hukuki münasebetlerden mütevellit
haklara halel gelmemek üzere ticari mümessiller ve ticari vekiller
her zaman azlolunabilir.
Müessese sahibinin medeni haklarını kullanmak salahiyetini gaip
etmesi veya vefatı ile ticari mümessilin ve ticari vekilin
salahiyeti hitam bulmaz.
ON SEKİZİNCİ BAP
Havale
(A) TARİFİ
Madde 457 – Havale, bir akittir ki onunla muhalünaleyh,
bilvekale kendi namına kabza salahiyettar olan muhalünlehe muhil
hesabına nakit veya kıymetli evrak veya sair misli şeyler itasına
mezun kılınır.
(B) AKDİN HÜKÜMLERİ
I - Muhil ile muhalünleh arasındaki münasebet:
Madde 458 – Havalenin mevzuu, muhilin muhalünlehe olan borcunun
tediyesi ise bu borç ancak muhalünaleyh tarafından vuku bulacak
tediye ile sakıt olur.
Şu kadar ki, havaleyi kabul etmiş olan alacaklı ancak
muhalünaleyhe müracaat ile havalede tayin olunan müddet zarfında
matlubunu istifa edemediği takdirde muhilden alacağını mutalebe
salahiyetini haiz olur.
Muhalünleh olan alacaklı, havaleyi kabul etmek istemezse
borçluyu derhal haberdar etmek lazımdır; aksi halde zarar ve ziyan
ile mesul olur.
II - Muhalünaleyhin borcu:
Madde 459 – Muhalünaleyh ihtirazi kayıt beyan etmeksizin
havaleyi kabul ettiğini muhalünlehe bildirirse, tediye ile mükellef
olur ve ona karşı yalnız aralarındaki şahsi münasebetlerden
veya havalenin münderecatından mütehassil defalarda bulunabilir.
Muhil ile olan münasebetinden mütevellit defilerde bulunamaz.
Muhalünaleyh, muhile borçlu ise kendisi için bu tediye muhile
yapacağı tediyeye nazaran daha külfetli olmadığı surette,
borcun miktarını muhalünlehe tediyeye mecburdur.
Bu halde bile, muhil ile aralarında hilafına mukavele olmadıkça
tediyeden evvel havaleyi kabul ettiğini beyan etmeğe mecbur
değildir.
III - Tediye olunmamak halinde ihbar:
Madde 460 – Muhalünlehin talebine karşı veya talebinden evvel
muhalünaleyh muhalünbini, tediye etmiyeceğini beyan ederse;
muhalünleh derhal muhili haberdar etmeğe mecburdur; aksi halde
zarar ve ziyan ile mesul olur.
(C) RÜCU
Madde 461 – Mühil her zaman mühalünlehe karşı havaleden
rücu edebilir. Meğerki havale muhalünlehin menfaati ve bilhassa
alacağını tediye için yapılmış olsun.
Muhalünaleyh havaleyi kabul ettiğini beyan edinceye kadar muhil
ona karşıda havaleden rücu edebilir.
Muhilin iflası, henüz kabul edilmemiş havalenin hükümsüzlüğünü
istilzam eder.
(D) KIYMETLİ EVRAK İŞLERİNDE HAVALE
Madde 462 – Hamile muharrer havaleler bu babın hükümlerine
tabidir. Her hamil, muhalünaleyhe karşı muhalünleh sıfatını
haizdir. Ve muhil ile muhalünleh arasındaki haklar havaleyi temlik
eden ile temellük eden arasında sabit olur.
Çekler ile kambiyo senetlerine mümasil havaleler hakkındaki
hususi hükümler bakidir.
ON DOKUZUNCU BAP
Vedia
(A) VEDİA
I - Tarifi:
Madde 463 – İda, bir akittir ki onunla müstevdi, müdi
tarafından verilen şeyi kabul ve onu emin bir mahalde hıfzetmeği
deruhte eder.
Ücret şartedilmedikçe veya hal, müstevdiin ücrete intizarını
icabetmedikçe müstevdi ücret istiyemez.
II - Müdiin borçları:
Madde 464 – Müdi müstevdie akdin icrasiyle zaruri irtibatı
olan bütün masrafları tediye etmekle mükelleftir.
Mudi, ida sebebiyle husule gelen zararın kendi kusuru olmaksızın
vukua geldiğini ispat etmedikçe, tazmin ile mükelleftir.
III - Müstevdiin borçları:
1
– Vedianın kullanılması mesuliyeti
Madde 465 – Müstevdi, müdiden mezuniyet almadıkça vediayı
kullanamaz.
Buna muhalif hareket ederse müdi'a muhik bir tazminat vermeğe
mecbur olur ve kazara husule gelen zararlardan dahi mesuldür.
Meğerki kullanmamış olsa dahi bu zararların vukua geleceğini
ispat ede.
2
– İstirdat
a)
Müdi'in hakları
Madde 466 – İdada müddet tayin edilmiş olsa bile müdi her
vakit ida edilen eşyayı zevaidiyle beraber geri alabilir.
Şu kadar ki müstevdiin kararlaştırılmış olan müddeti
nazara alarak yaptığı masrafları tesviye ile mükelleftir.
b)
Müstevdiin hakları
Madde 467 – Müstevdi, tayin edilen müddetin inkızasından
evvel vediayı iade edemez. Şu kadar ki, evvelce tayin edilemiyen
haller dolayısiyle akdin devamı vedia için tehlikeyi veya kendisi
için zararı mucip olursa, muayyen müddetin inkızasından evvel
dahi iade edebilir.
Müddet tayin edilmemiş ise her zaman iade edebilir.
c)
İade mahalli
Madde 468 – Vedia hıfzedilmesi lazım gelen yerde iade olunur
ve iade masrafiyle iade zamanındaki hasar, müdia aittir.
3
– Müştereken vedia alınması halinde mesuliyet
Madde 469 – Birlikte vediayı kabul edenler, ondan müteselsilen
mesul olurlar.
4
– Üçüncü şahıs tarafından istihkak davaları
Madde 470 – Üçüncü şahıs tarafından vedia hakkında
istihkak iddiasında bulunulsa bile, vedia adli tarik ile haciz yahut
müstevdie karşı istihkak davası ikame edilmedikçe; müstevdi onu
müdia ret ve iade ile mükelleftir. Haciz veya istihkak davası
halinde, müstevdi derhal müdii haberdar etmeğe mecburdur.
IV - Yediemine tevdi:
Madde 4 – İki veya daha ziyade kimseler haklarını muhafaza
için hukuki vaziyeti munazaalı veya şüpheli olan bir şeyi
müstevdie veya yediadile tevdi ederlerse müstevdi veya yediadil
bunları bütün alakadarların muvafakati veya hakimin kararı
olmadıkça hiç birine iade edemez.
(B) USULSÜZ TEVDİ
Madde 472 – Müstevdiin tevdi olunan meblağı aynen iadeye
mecbur olmaksızın mesela iade etmesi sarahaten veya zımnen
mukarrer ise, o meblağın nefi ve hasarı kendisine ait olur.
Meblağ, mühürsüz ve açık olarak bırakılmış ise, bu
manada zımni bir mukavele mevcut sayılır. İda edilen diğer misli
eşya veya kıymetli evrakı müstevdi, sarahaten mezun kılınmadıkça
kullanamaz.
(C) ARDİYE MUKAVELESİ
I - Kıymetli evrak ihracı salahiyeti:
Madde 473 – Hıfzedilmek üzere emtia kabul ettiğini alenen
bildiren ardiye sahibi, ida olunan eşya makamına kaim olmak üzere
senet ihracına salahiyet verilmesini ait olduğu merciden talep
edebilir.
(İkinci fıkra Mülga: 29/6/1956 - 6763/41 md.)
II - Ardiye sahibinin muhafaza borcu:
Madde 474 – Ardiye sahibi, eşyayı bir komüsyoncu gibi ihtimam
ile muhafaza etmeğe mecburdur. Eşyaya tahavvül arız olupta
başkaca tedbir ittihazını istilzam ederse, müstevdi mümkün
olduğu takdirde bundan müdii haberdar eder. Ardiye sahibi mütat iş
zamanlarında emtianın halini tetkik veya muayene ve icabeden
tahaffuzi tedbirleri her zaman ittihaz edebilmesi için müdia
müsaade etmeğe mecburdur.
III - Tevdi olunan eşyanın diğerleriyle
karıştırılması:
Madde 475 – Ardiye sahibi sarahaten mezun olmadıkça aynı nevi
ve vasıftan bulunan misli şeyleri birbirine karıştıramaz.
Mezuniyete binaen karıştırılan eşya üzerinde her müdi,
hakkiyle mütenasip bir hisse talep edebilir. Bu takdirde ardiye
sahibi diğerlerinin huzuruna hacet kalmaksızın her mudiin
hissesini tefrik edebilir.
IV - Ardiye sahibinin hakları :
Madde 476 – Ardiye sahibi mukarrer veya mutat olan ardiye
ücretini ve muhafazanın sebebiyet vermediği bütün masraflarını
(nakliye, gümrük,kayıt) talep edebilir bu masraflar derhal tediye
olunmak lazımdır.
Ardiye ücreti ise her üç ayda bir kere ve her halde eşyanın
tamamen veya kısmen istirdadında tediye olunur.
Eşya, yedinde bulunduğu veya eşyayı temsil eden her hangi bir
senet vasıtasiyle onda tasarruf etmek kudretini haiz olduğu
müddetçe ardiye sahibinin, alacakları mukabilinde ve eşya
üzerinde hapis hakkı vardır.
V - Emtianın iadesi:
Madde 477 – Ardiye sahibi, emtiayı adi tevdide olduğu gibi ret
ve iade ile mükelleftir. Şu kadar ki adi tevdide müstevdiin
evvelce tahmin edemediği sebeplerin tahakkukuna mebni vaktinden evve
liadeye mezun olduğu halde dahi, ardiye sahibi muayyen olan müddetin
hitamına kadar eşyayı muhafaza mecburiyetindedir.
(İkinci fıkra Mülga : 29/6/1956 - 6763/41 md.)
(D) OTELCİYE TEVDİ
I - Otelcilerin mesuliyeti:
1
– Şartları ve şumulü
Madde 478 – Otelciler, hancılar nazil olan yolcuların
getirdikleri eşyanın duçar olduğu telef ve hasar ve sirkatten ve
zararın bizzat yolcuya veya onu ziyarete gelen veya refakatinde
bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden
neş'et ettiğini veya tevdi olunan şeyin mahiyetinden mütevellit
bulunduğunu ispat etmedikçe mesuldür. Şu kadar ki, otelci veya
hancı veya müstahdemlerine isnadı kabil bir kusur ispat
olunmadıkça bu mesuliyet her bir yolcu için yüz lirayı tecavüz
edemez.
2
– Kıymetli eşya
Madde 479 – Kıymetli eşya veya oldukça ehemmiyetli miktarda
para veya kıymetli evrak, otelci veya hancıya emanet edilmemiş ise
otelci veya hancı ancak kendisinin veya müstahdemlerinin kusuru
halinde mesul olur. Emaneten kabul etmiş veya kabulden imtina etmiş
ise mesuliyeti mahdut değildir. Yolcunun kendi nezdinde
saklayabilmesi lazımgelen eşya veya nakit ve emsalinde, yolcunun
sair eşyası hakkındaki mesuliyet kaidesi tatbik olunur.
3
– Mesuliyetin hitamı
Madde 480 – Yolcu, zararına vakıf olur olmaz otelci veya
hancıya bildirmezse hakkı sakıt olur. Otelci veya hancı böyle
bir mesuliyeti deruhte etmediğini veya mesuliyeti bu kanunda nevi
tayin olunmıyan bir şarta talik ettiğini yapıştırdığı
ilanlarda bildirse bile, mesuliyetten kurtulamaz.
II - Umumi ahır idare edenlerin mesuliyeti:
Madde 481 – Umumi ahırları ve garajları idare edenler
içerilerine konulan veya getirilen veya kendileri veya müstahdemleri
tarafından kabul olunan otomobil, hayvanat ve araba ve koşum ve
sair teferruatının ziya ve hasarından ve çalışmasından zararın
müdi veya onu ziyaret veya ona refakat eden veya onun hizmetinde
bulunan kimseye isnadı kabil olduğunu veya mücbir sebeplerden veya
tevdi olunan eşyanın mahiyetinden neşet ettiğini ispat etmedikçe,
mes'ul olur. Şu kadar ki kabul edilen otomobil ve hayvanlar ve
arabalar ve onların teferruatı hakkındaki mes'uliyet, garaj ve
ahır sahibine veya müstahdemlerine bir kusur isnat olunamazsa,
beher müdi için yüz lirayı tecavüz edemez.
III - Hapis hakkı:
Madde 482 – Otelci, Hancı ve umumi ahırlar ve garajlar idaresi
sahipleri nezdlerine getirilen veya ahırlarına veya garajlarına
konulan eşya üzerinde otel veya hıfz masraflarından mütevellit
alacaklarını temin için, hapis hakkına maliktirler.
Mucirlerin hapis haklarına müteallik hükümler, kıyasen tatbik
olunur.
YİRMİNCİ BAP
Kefalet
(A) TARİFİ
Madde 483 – Kefalet, bir akittir ki onunla bir kimse, borçlunun
akdettiği borcun edasını temin etmeği alacaklıya karşı taahhüt
eder.
(B) ŞARTLARI
I - Şekli:
Madde 484 – Kefaletin sıhhati, tahriri şekle riayet etmeğe ve
kefilin mes'ul olacağı muayyen bir mikdar iraesine mütevakkıftır.
II - Asıl borç:
Madde 485 – Kefalet, ancak muteber bir borç hakkında cereyan
eder. Müstakbel zamana muzaf yahut şarta muallak bir borç, hüküm
ifade edeceği zamanın hulülü ve şartın tahakkuku halinde
muteber olmak üzere kefalete raptolunabilir. Hata yahut
ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun mesuliyetini icap etmiyen bir
akitten mütevellit borca kefalet, eğer kefil akdin borçlu yüzünden
olan bu fesadına taahhüt esnasında vakıf ise muteber olur.
(C) NEVİLERİ
I - Adi kefalet:
Madde 486 – Adi kefaletten kefilin borç ile mutalip olması
ancak kefalet akdinden sonra borçlunun iflas etmesi veya hakkında
takibat icra olunupta alacaklının hatası olmaksızın semeresiz
kalması yahut borçlu aleyhinde Türkiye'de takibat icrasının
imkansız hale gelmesi ile meşruttur.
Alacaklının alacağı kefaletten evvel yahut aynı zamanda rehin
ile temin olunmuş olduğu takdirde, adi kefalette kefil borcun
evvelemirde merhundan istifa olunmasını talep edebilir. Fakat
borçlu müflis ise yahut borçlunun iflası ilan olunmadıkça
rehenin nakde tahvili kabil olmazsa bu hüküm cerayan etmez.
II - Müteselsil kefalet:
Madde 487 – Kefil, borçlu ile beraber müteselsil kefil ve
müşterek müteselsil borçlu sıfatı ile veya bu gibi diğer bir
sıfatla borcun ifasını deruhde etmiş ise alacaklı asıl borçluya
müracaat ve rehinleri nakde tahvil ettirmeden evvel kefil aleyhinde
takibat icra edebilir.
Bu babın hükümleri, bu nevi kefalete de tatbik olunur.
III - Birlikte kefalet:
Madde 488 – Birden ziyade eşhas birlikte mütecezzi bir borca
kefil oldukları takdirde bunlardan her biri kendi hisseleri
mikdarınca adi kefil gibi ve diğerlerinin hisseleri hakkında
kefile kefil sıfatı ile mesul olur. Kefiller, gerek asıl borçlu
ile beraber gerek kendi beyinlerinde müteselsil olmaklığı iltizam
etmişler ise her biri borcun tamamından mes'ul olup ancak
diğerlerinin hissesi için onlara rücu hakkını haizdirler.
Kefaletin, aynı borca diğer kimselerinde kefalet etmesi şartiyle
vakı olduğuna alacaklının vukufu bulunduğunu kabule mahal olan
hallerde bu şart tahakkuk etmezse, kefil mes'uliyetten beri olur.
IV - Kefile kefil ve rücua kefil:
Madde 489 – Kefile kefil, alacaklıya karşı kefilin taahhüdünü
temin eden kimsedir ve kefil ile birlikte mes'uliyeti borçlunun
taahhüdünü temin eden adi kefilin borçlu ile beraber olan
mes'uliyeti derecesindedir.
Rücua kefil olan kimse, borçludan alacağını alamayan kefile
kefildir.
(D) KEFİLİN MESULİYETİ
I - Şümulü:
Madde 490 – Kefil borcun aslı ile beraber borçlunun kusur veya
temerrüdünün kanuni neticelerinden mes'uldür.
Kefil, alacaklının metalibini ifa ederek dava ikamesini bertaraf
etmek için kendisine vakıt ve zamaniyle ihtar vuku bulmuş
olmadıkça asıl borçlu aleyhinde ikame olunan dava masrafını
edaya mecbur değildir.
Faiz verilmesi şart edilmiş ise kefil ancak işlemekte olan faiz
ile beraber işlemiş faizden bir seneliğini vermekle mükelleftir.
II - Muacceliyet:
Madde 491 – Borçlunun iflası sebebi ile asıl borç vadenin
hululünden evvel muacceliyet kesbetse bile, kefil, asıl borcun
ifası için tayin olunan vadeden evvel borcu ödemeğe icbar
olunamaz. Asıl borcun muacceliyet kesbetmesi evvelce borçluya ihbar
vukuuna mütevakkıf ise bu ihbar kefile de icra olunmak lazım
gelir. Kefil hakkında borcun muacceliyet kesbetmesi ihbar gününden
başlar.
(H) KEFALETİN HİTAMI
I - Asıl borcun sükutu :
Madde 492 – Asıl borç, her hangi bir sebeple sakıt olunca
kefil beri olur.
II - Mahdut zaman için kefalet:
Madde 493 – Bir kimse mahdut bir zaman için kefil olupta bu
zamanın inkızasını takip eden bir ay zarfında alacaklı bu bapta
icraya veya mahkemeye müracaatla hakkını takip etmezse yahut
takibatına uzun müddet fasıla verirse kefil kefaletten beri olur.
III - Mahdut olmayan zaman için kefalet:
Madde 494 – Kefalet gayri mahdut bir zaman için akdolunmuş ise
asıl borç muacceliyet kesbettikten sonra kefil alacaklıdan bir ay
zarfında icra veya mahkemeye müracaatla hakkını takip etmesini ve
uzun müddet fasıla vermeksizin takibata devam etmesini talep
edebilir.
Bir borcun muacceliyet kesbetmesi alacaklı tarafından borçluya
ihbar vukuuna mütevakkıf olmadığı takdirde, kefil, kefaleti
tarihinden bir sene sonra alacaklıdan bu ihbarın yapılmasını ve
borç muacceliyet kesbedince yukarıda zikrolunduğu veçhile icraya
veya mahkemeye müracaatle hakkını takip etmesini talep edebilir.
Alacaklı, kefilin bu talebini nazara almazsa kefil kefaletten beri
olur.
IV - Memur ve müstahdem hakkında kefalet
Madde 495 – Resmi bir memura gayri mahdut müddet için kefil
olan kimse, her üç senede bir kere ertesi sene nihayetinde muteber
olmak üzere kefaleti feshettiğini ihbar edebilir. Bir müstahdem
için vukubulan kefalet üç sene devam ettiği takdirde, hüküm
yine böyledir.
(V) KEFİLİN HAKLARI
I - Asıl borçluya karşı
1
– Alacaklının haklarına halefiyet
Madde 496 – Kefil eda ettiği şey nisbetinde alacaklının
haklarında, ona halef olur. Bu halefiyet kaidesinden evvelce feragat
etmek caiz değildir. Şu kadar ki kefil ile borçlu beynindeki
hukuki münasebetlerden mütevellit dava ve defi hakları mahfuzdur.
2
– Kefilin defileri
Madde 497 – Kefil, asıl borçluya ait bütün defileri
alacaklıya karşı dermeyan etmek hakkını haiz ve bununla
mükelleftir fakat kefilin taahhüdünün mahiyetine nazaran hariç
kalması lazım gelen defiler, müstesnadır.
Kefil, kendi kusuru olmaksızın bu defilere vakıf olduğunu
ispat etmediği surette kendisini borcunu edadan vareste edecek bu
defileri dermeyan etmemesinden naşi, alacaklıya rücu etmek
hakkından mahrum olur.
3
– Kefilin tediyeyi ihbar borcu
Madde 498 – Kefil, tediyeyi asıl borçluya ihbar etmemesinden
dolayı asıl borçlu ikinci defa olarak borcunu eda ederse kezalik
kefil rücu hakkını gaip eder. Alacaklı, aleyhine haksız mal
edinmesinden dolayı dava hakkı mahfuzdur.
II - Alacaklılara karşı
1
– Esbabı subutiyenin teslimi
Madde 499 – Alacaklı mekfulünbihi tediye eden kefilin borçluya
rücu hakkını kullanmağa ve elinde bulunan rehinleri nakde tahvile
medar olabilecek senetleri ona teslime mecburdur.
Borç bir gayrimenkul rehin ile temin olunmuş ise alacaklı rehin
hakkının kefile devri için ifası lazım gelen merasimi icra ile
mükelleftir.
2
– Borçlarını ifa etmiyen alacaklının mesuliyeti
Madde 500 – Alacaklı kefaletten dolayı tahakkuk eden borcun
temini için kefelatin akdi esnasında tesis yahut sonradan istihsal
olunan teminatı kefilin zararına olarak tenkıs eder veya elinde
bulunan delaili elden çıkarırsa kefile karşı mes'ul olur.
Resmi memurlar ile müstahdemlere kefalet vukuunda alacaklı, bu
borçlular hakkında ifasiyle mükellef olduğu nezareti icrada ihmal
eylediği ve borç bu ihmalden tevellüt ettiği yahut ihmal
vukubulmamış olsaydı bu nisbette tezayüt etmiyeceği muhtemel
bulunduğu takdirde dahi mesuldür.
3
– Tediyeyi kabule veya kefaletten tahsile mütedair haklar
Madde 501 – Borç muacceliyet iktisap edince, kefil her zaman
alacaklıyı borcun ifasını kabule veya kendisini kefaletten
tahlise icbar edebilir. Alacaklı edayı kabul etmez yahut haiz
olduğu teminatı ita ve nakilden imtina eylerse kefil kendiliğinden
kurtulur.
4
– Borçlunun iflas masasına alacaklının müracaatı
Madde 502 – Borçlu, iflas eder ise alacaklı alacağını İflas
masasına kayıt ettirmeğe mecburdur.
Alacaklı, borçlunun iflasına muttali olur olmaz ondan kefili
haberdar etmekle mükelleftir. Böyle yapmadığı takdirde bu
tekasülünden dolayı kefile terettüp eden zarar nisbetinde kefile
karşı haiz olduğu haklarını gaip eder.
III - Teminat itasına dair kefilin hakkı
Madde 503 – Aşağıdaki hallerde kefil, borçludan teminat
itasını ve eğer borç muaccel ise kendisinin kefaletten
kurtulmasını talep edebilir.
1 – Borçlu kefile karşı vukubulan taahhütlerine ve bilhassa
muayyen bir müddet zarfında kendisini kurtaracağına dair olan
vadına muhalif hareket ettiği takdirde.
2 – Borçlu mütemerrit bulunduğu takdirde.
3 – Kefil, gerek düçar olduğu zayiat gerek kendi tarafından
irtikap olunan bir kusur sebebi ile kefaleti kabul ettiği zamanda
kimden ziyade tehlikelere maruz olduğu takdirde.
YİRMİ BİRİNCİ BAP
Kumar ve bahis
(A) ALACAĞIN DAVA EDİLEMEMESİ
Madde 504 – Kumar ve bahis, bir alacak hakkı tevlit etmez.
Kumar yahut bahis için bilerek yapılan avanslar ve ödünç verilen
akçeler hakkında ve kumar ve bahis vasfını haiz olduğu takdirde
borsaya dahil olan emtia ve kıymetli evrakın fiyat farkı esası
üzerine yapılan vadeli alış verişlerde dahi, hüküm böyledir.
(B) BORÇ SENEDİ İTASI VE BİLİHTİYAR TEDİYE
Madde 505 – Kumar oynıyan veya bahseden kimse tarafından imza
edilmiş adi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir şahsa devir
edilmiş olsa bile bunlara müsteniden hiç hir kimse bir hak talep
edemez. Kıymetli evrakın hüsnü niyet sahibı üçüncü şahıslara
bahşettiği haklar mahfuzdur.
Kumar veya bahsin usulü dairesinde cereyanına kazaen veya diğer
tarafın fiili neticesi olarak bir mani haylulet etmiş veya bu diğer
taraf hile ve desise ika etmiş olmadıkça bilihtiyar verilen kumar
akçesi geri alınmaz.
(C) PİYANGO
Madde 506 – Hükümet tarafından müsaade edilmiş olmadıkça,
piyango hiç bir alacak hakkı tevlit etmez. Müsaade edilmemiş
olduğu takdirde piyango hakkındada kumara mütaallik hükümler
tatbik olunur.
Ecnebi memleketlerde müsaade ile tesis edilen piyangolar
Türkiye'de kanunun himayesinden istifade etmezler. Meğer ki
salahiyettar olan makam bunlara ait biletlerin satılmasına müsaade
etmiş olsun.
YİRMİ İKİNCİ BAP
Kaydı hayat ile irat
ve Ölünceye kadar bakma akdi
(A) KAYDI HAYAT İLE İRAT
I - Mevzuu
Madde 507 – Kaydıhayat ile tesis olunan irat, ya alacaklının
veya borçlunun yahut üçüncü bir şahsın hayatı müddetince
takyit olunabilir.
Bu bapta sarih bir şart olmadıkça kaydı hayat ile irat,
alacaklının hayatı müddetiyle mukayyet olarak tesis olunmuş
sayılır.
Hilafına mukavele olmadıkça borçlunun yahut üçüncü bir
şahsın hayatiyle takyit olunarak tesis olunan irat, alacaklının
mirasçılarına intikal eder.
II - Tesisin şekli
Madde 508 – Kaydıhayat ile irat tesisine dair olan akit,
tahriri şekilde olmadıkça muteber değildir.
III - Alacaklının hakları
1
– Hakkın kullanılması
Madde 509 – Hilafına mukavele olmadıkça kaydıhayat ile irat,
her altı ayda bir işlemeden tediye olunur.
Hayatiyle mukayyet olarak irat tesis olunan şahıs, iradın peşin
verilmesi lazımgelen devrenin nihayetinden evvel vefat eder ise
borçlu, o devreye ait meblağı tamamen edaya mecburdur.
Borçlu iflas eder ise alacaklı iflasın küşadı esnasında
muteber bir irat sandığında müflisin mükellef bulunduğu irat
borcuna muadil bir irat tesisi için iktiza eden resülmale müsavi
bir resülmal talep ederek hakkını istihsal edebilir.
2
– Temlik ve haciz edilebilmesi
Madde 510 – Hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı, hakkını
başkasına temlik edebilir. Üçüncü şahıs lehine meccanen irat
tesis eden kimse tesis zamanında o şahsın iflası yahut borcundan
dolayı takibat icrası halinda alacaklılarının menfaatına olarak
irattan mahrum edilemiyeceğini şart koşabilir.
(B) ÖLÜNCEYE KADAR BAKMA AKDİ
I - Tarifi
Madde 511 – Kaydıhayat ile bakma mukavelesi, akitlerden birinin
diğerine ölünceye kadar bakmak ve onu görüp gözetmek şartiyle
bir mamelek yahut bazı mallar temlikini iltizam etmesinden ibaret
olan, bir akittir. Borçlu, alacaklı tarafından mirasçı
nasbolunmuş ise bu akit hakkında miras mukavelesi hükümleri
ceryan eder.
II - Şartları
1
– Şekli
Madde 512 – Kaydıhayat ile bakma mukavelesi mirasçı nasbını
tazammun etmese bile miras mukavelesi şeklinde tanzim olunmak
lazımdır. Şukadar ki, bu mukavele salahiyettar makam canibinden
tayin olunmuş olan şartlara tevfikan devletçe tanınmış bir
müessese ile aktedilmiş ise gayri resmi bir senet kifayet eder.
2
– Teminat
Madde 513 – Diğer tarafa bir gayrimenkul temlik eden alacaklı,
kendi haklarını temin için o gayrimenkul üzerinde tıpkı bir
bayi gibi kanuni ipotek hakkını haiz olur.
III - Mevzuu
Madde 514 – Alacaklı, borçlunun ailesi içinde yaşar. Borçlu
aldığı malların kıymetine ve alacaklının evvelce haiz olduğu
içtimai mevkie göre hakkaniyetin iktiza ettiği şeyleri alacaklıya
vermeğe mecburdur.
Borçlu bilhassa alacaklıya münasip gıda, mesken vermeğe ve
hastalığında muktazi ihtimam ile bakmağa ve hekim getirmeğe
mecburdur.
Kabul ettikleri kimselere ölünceye kadar bakmak maksadiyle tesis
olunan müesseseler umum için mecburi olarak verecekleri şeyleri
salahiyettar makam tarafından tasdik olunmuş nizamnameler ile tayin
edebilirler.
IV - İtiraz ve tenkis
Madde 515 – Kaydıhayat ile bakma mukavelesi alacaklının
kanunen infaka mecbur olduğu kimselere karşı bu mükellefiyetin
ifasını temin eden vasıtaların elinden çıkmasını mucip olursa
bu kimseler tarafından mezkür mukaveleye itiraz olunabilir. Hakim,
bu mukaveleyi feshedeceği yerde borçluyu hak sahiplerine nafaka
vermeğe icbar edebilir ve bunlara verilen nafakalar alacaklıya
verilmesi lazım gelen şeylerle mahsup edilir. Bundan maada
mirasçıların tenkıs talepleri ve alacaklıların fesih davaları
hakkı mahfuzdur.
V - Fesih
1
– İhbar
Madde 516 – İki tarafın mukavele mucibince verecekleri
şeylerin arasında kıymetçe hissolunacak derecede nisbetsizlik
bulunduğu ve fazla alan taraf diğer tarafın kendisine teberruda
bulunmak kastı olduğunu ispat edemediği takdirde, kaydıhayat ile
bakma mukavelesini iki taraftan her biri altı ay evvel haber vermek
şartiyle her zaman feshedebilir. Bu hususta muteber bir irat
sandığının kabul ettiği re'sülmal ile irat beynindeki nisbeti
nazara almak lazımdır.
Mukavelenin feshi esnasında evvelce verilmiş olan şeyler
istirdat olunur. Şu kadar ki bunların re'sülmal ve faiz kıymetleri
beyninde takas icra olunur.
2
– Bir taraflı fesih
Madde 517 – Tahmil olunan mükellefiyete muhalif hareket
olunmasından naşi mukavelenin icrasına devam etmek çekilmez bir
hale geldiği yahut diğer bazı muhik sebepler mukavelenin devamını
imkansız bir hale getirdiği yahut ifrat derecede külfetli kıldığı
takdirde, iki taraftan her biri yalnız başına onu feshedebilir.
Eğer mukavele, bu sebepler dolayısiyle fesholunur ise kusurlu
olan taraf aldığı şeyi geri verdikten maada kusuru olmayan tarafa
hakkaniyete muvafık bir tazminat vermeğe mecburdur.
Hakim, mukaveleyi feshedecek yerde iki taraftan birinin talebi ile
yahut re'sen artık birlikte yaşamalarına nihayet verip buna
mukabil alacaklıya kaydıhayat ile bir irat tahsis edebilir.
3
– Borçlunun vefatı halinde fesih
Madde 518 – Borçlu vefat edince alacaklı bir sene zarfında
mukavelenin feshini talep edebilir. Bu takdirde alacaklı borçlunun
iflası halinde masasından talep edebileceği mikdara müsavi bir
meblağın itasını borçlunun mirasçılarından isteyebilir.
VI - Temlik edilememek ve iflas ve haciz halinde
talep
Madde 519 – Alacaklı hakkını başkasına temlik edemez.
Alacaklı borçlunun iflası takdirinde muteber bir irat sandığında
kendisine verilmesi lazım gelen şeylerin kıymetine muadil
kaydıhayat ile irat tesisi için muktazi re'sülmale müsavi bir
alacak ile masaya müracaat edebilir.
Alacaklı, bir alacağın temini için borçlu aleyhine konulan
hacze iştirak edebilir.
YİRMİ ÜÇÜNCÜ BAP
Adi şirket
(A) TARİFİ
Madde 520 – Şirket bir akittir ki onunla iki veya ziyade
kimseler, saylerini ve mallarını müşterek bir gayeye erişmek
için birleştirmeği iltizam ederler.
Bir şirket, ticaret kanununda tarif edilen şirketlerin mümeyyiz
vasıflarını haiz değil ise bu bap ahkamına tabi adi şirket
sayılır.
(B) ŞÜREKANIN YEKDİĞERİYLE MÜNASEBETİ
I – Sermaye
Madde 521 – Her şerik nakit, alacak veya diğer mal veya say
olarak bir sermaye koymakla mükelleftir. Hilafına mukavele
olmadıkça sermayeler şirketin gayesinin icabettiği ehemmiyet ve
mahiyette ve yekdiğerine müsavi olmak lazımdır.
Sermaye, bir şeyin menfaatından ibaret ise adi icar akdinde ve
bir şeyin mülkiyetinden ibaret ise beyi akdinde hasar ve tekeffüle
dair muayyen olan hükümlere tabi olur.
II - Kar ve zarar
1
– Karın taksimi
Madde 522 – Şerikler, mahiyeti icabınca şirkete ait olan
bütün kazançları aralarında taksim ile mükelleftirler.
2
– Kar ve zarara iştirak
Madde 523 – Hilafına mukavele olmadıkça her şerikin, kar ve
zarardan hissesi, sermayesinin kıymeti ve mahiyeti ne olursa olsun
müsavidir.
Mukavelede şeriklerin yalnız kardan veya yalnız zarardan
hisseleri tayin edilmiş ise bu tayin kar ve zararın ikisini de
şamil sayılır. Şeriklerden biri sermaye olarak yalnız sayını
ortaya koymuş ise, zarara ortak olmıyarak yalnız kara iştirak
ettirilmesi şart edilebilir.
III - Şirket kararları
Madde 524 – Şirketin kararları bütün şeriklerin ittifakiyle
ittihaz olunur. Akitte ekseriyetle karar verilmesi tasrih edilmiş
ise ekseriyet şeriklerin adedi itibariyle taayyün eder.
IV - Şirket muamelesinin idaresi
Madde 525 – Akit ile veya karar ile münhasıran şerike veya
müteaddit şeriklere yahut üçüncü bir şahsa kati surette tevdi
edilmiş olmadıkça şirket muamelelerinin idaresi bütün şeriklere
aittir. Şirket muamelelerinin idaresi şeriklerin cümlesine veyahut
birkaçına tevdi edilmiş ise bunlardan her biri diğerlerinin
iştiraki olmaksızın muamele yapabilir. Şukadar ki; şirket
muamelelerini idareye salahiyettar her bir şerik bu muameleye
ikmalinden evvel itiraz edebilir. Tehirinde tehlike melhuz değilse
şirkete umumi bir vekil nasbı ve alelade şirket muameleleri
fevkindeki hukuki tasarrufların yapılması için bütün şeriklerin
ittifakı lazımdır.
V - Şeriklerin birbirlerine karşı
mesuliyetleri
1
– Rekabet memnuiyeti
Madde 526 – Şeriklerden hiç biri, kendi hesabına şirketin
gayesine muhalif veya muzır işleri yapamaz.
2
– Masraflar ve şeriklerin yaptığı işler
Madde 527 – Şeriklerden birinin şirket işleri için yaptığı
masraflar veya iltizam ettiği borçlardan dolayı diğer şerikler,
ona karşı mesul olurlar. Bu şerikin idaresi yüzünden doğrudan
doğruya uğradığı zararları yahut bu idarenin zaruriyatından
olan hasarları diğer şerikler zamindirler.
Şirkete avans olarak para veren şerik verdiği günden itibaren
faiz isteyebilir. Şahsi emeği için ayrıca tazminat isteyemez.
3
– İhtimamın derecesi
Madde 528 – Şeriklerden her biri şirket işlerinde mutat
vechile gösterdiği ikdam ve ihtimamı sarf etmeğe mecburdur. Diğer
şeriklere karşı kendi kusuriyle sebebiyet verdiği zararları,
şirkete diğer işlerde temin ettiği menfaatlar ile mahsup
ettirmeğe hakkı olmaksızın tazmin ile mükelleftir.
Şirket işlerini ücretle idare eden şerik tıpkı bir vekil
gibi mesul olur.
VI - İdare salahiyetinin nezi ve tahdidi
Madde 529 – Şirket mukavelesiyle şeriklerden birine verilen
idare salahiyeti, muhik bir sebep olmaksızın diğer şerikler
tarafından ne nezi ne de tahdit olunabilir. Şirket mukavelesinde
diğer bir hüküm mevcut olsa bile haklı bir sebep bulunduğu
takdirde, diğer şeriklerden herbiri, idare salahiyetini nezi
ettirebilir. Hususiyle şirketi idare eden şerikin vazifelerini
fahiş bir surette ihmal etmesi yahut iyi idare için lazım olan
ehliyeti zayi eylemesi keyfiyetleri haklı sebep olmak üzere nazara
alınabilir.
VII - Şirketi idare eden ve etmiyen şerikler
arasındaki münasebet
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 530 – Kanunun bu babında veya şirket mukavelesinde diğer
bir hüküm mevcut olmadıkça şirketi idare eden şerik ile diğer
şerikler arasındaki münasabetler, vekalet hükümlerine tabidir.
Şeriklerden biri idare hakkını haiz olmadığı halde şirket
hesabına hareket eder, yahut şirketi idare eden şerik salahiyetini
tecavüz eylerse vekaleti olmadan başkası namına tasarruf edenler
hakkındaki hükümler tatbik olunur.
(Ek: 29/6/1956 - 6763/41 md.) Şirketi idare edenler, en az her
yıl bir defa hesap vermeye ve kar paylarını ortaklara ödemeye
mecburdurlar. Hesap devresinin uzatılmasına ait şart batıldır.
İdare edenin ortaklardan olmaması halinde de hüküm aynıdır.
2
– Şirket işlerini tetkik
Madde 531 – İdare salahiyetini haiz olmasa bile her şerikin
şirket işlerinin nasıl gittiği hakkında şahsen malümat almağa
ve şirketin defterlerini ve evrakını tetkike ve kendine mahsus
olmak üzere şirketin mali vaziyeti hakkında hülasa çıkarmağa
hakkı vardır; hilafına mukavele, batıldır.
VIII - Yeni şerik kabulü ve şirkete iştirak
Madde 532 – Şeriklerden hiç biri diğerlerinin rızası
olmadıkça şirkete üçüncü şahsı alamaz. Şeriklerden biri
kendi kendine üçüncü bir şahsı şirketteki hissesine iştirak
ettirir veya hissesini ona devrederse bu üçüncü şahıs şerik
sıfatını ihraz etmez ve hususiyle şirket işleri hakkında üçüncü
şahsın malümat istemeğe hakkı olmaz.
(C) ŞERİKLERİN ÜÇÜNCÜ ŞAHISLARA KARŞI
MÜNASEBETİ
I - Temsil
Madde 533 – Şirket hesabına ve kendi namına bir üçüncü
şahıs ile muameleye girişen şerik, bu üçüncü şahsa karşı
yalnız kendisi alacaklı ve borçlu olur. Şirket veya bütün
şerikler namına üçüncü bir şahıs ile şeriklerden biri
muameleye giriştiği halde diğer şerikler ancak temsil hakkındaki
hükümlere tevfikan üçüncü şahsın alacaklı veya borçlusu
olurlar. Kendisine idare vazifesi tahmil edilen şerik şirketi ve
bütün şerikleri üçüncü şahıslara karşı temsil etmek
hakkını haiz sayılır.
II - Temsilin hükümleri
Madde 534 – Şirketin iktisap ettiği veya şirkete devredilen
şeyler, alacaklar ve ayni haklar şirket mukavelesi dairesinde
müştereken şeriklere ait olur. Şirket mukavelesinde diğer bir
hüküm bulunmadıkça bir şerikin alacaklıları haklarını ancak
o şerikin tasfiyedeki hissesi üzerinde kullanabilirler. Hilafı
mukavele edilmiş olmadıkça, şerikler, birlikte yahut bir mümessil
vasıtasiyle üçüncü şahsa karşı deruhde etmiş oldukları
borçlardan müteselsilen mes'ul olurlar.
(D) ŞİRKETİN HİTAMI
I - Hitam sebepleri
1
– Umumiyet itibariyle
Madde 535 – Aşağıdaki hallerde şirket nihayet bulur
1 – Şirketin akdinde maksut olan gayenin elde edilmesi yahut
elde edilmesinin imkansız hale gelmesiyle.
2 – Mirasçılar ile şirketin devamına dair evvelce yapılmış
bir mukavele olmadığı halde şeriklerden birinin ölmesiyle.
3 – Şeriklerden birinin tasfiyedeki hissesi hakkında cebri
icra vukuu ile yahut bir şerikin müflis olması veya hacredilmesi
ile.
4 – Bütün şeriklerin ittifak etmesiyle.
5 – Şirket için tayin edilen müddetin hitam bulmasiyle.
6 – Şirket mukavelenamesinde bu hak muhafaza edildiği yahut
şirket gayri muayyen bir müddet için veya şeriklerden birinin
hayatları, müddetince tesis olunduğu hallerde bir şerikin feshi
ihbar eylemesiyle.
7 – Haklı sebeplerden dolayı fesih için verilen mahkeme
ilamiyle.
Haklı sebeplerden dolayı mukavelede muayyen müddetin hitamından
evvel ve eğer şirket muayyen olmıyan bir müddet için aktedilmiş
ise evvelce ihbara hacet olmaksızın şirketinı feshi talep
edilebilir.
2
– Muayyen olmıyan müddet üzerine şirket
Madde 536 – Şirket muayyen olmıyan bir müddet için veya
şeriklerden birinin hayatı müddetince devam etmek üzere teşkil
edilmiş ise şeriklerden her biri altı ay evvel ihbar eylemek
şartiyle feshi talebedebilir.
İhbar, hüsnü niyet kaidelerine tevfikan yapılmalı ve münasip
olmıyan zamanda icra edilmemelidir. Şirket hesabatı seneden seneye
yapılmakta ise fesih ancak bir hesap senesi nihayeti için
istenebilir. Mukavelede muayyen müddetin hitamından sonra zımnen
devam etmekte olan şirket muayyen olmıyan bir müddet için tecdit
edilmiş sayılır.
II - Hitamın şirket işlerine tesiri
Madde 537 – Şirket ihbardan başka bir suretle fesih
edilirse,bir şerikin şirket işlerini idare hususundaki
selahiyeti,feshe muttali olduğu yahut halin icabettiği itinayı
sarfettiği halde muttali olması lazımgelen zamana kadar, kendi
hakkında devam eder. Şirket şeriklerinden birinin ölümiyle
münfesih olursa ölen şerikin mirasçısı, diğer şerikleri
derhal bundan haberdar etmekle mükelleftirler. Mirasçı lüzumlu
olan tedbirlerin ittihazına kadar ölen şerikin evvelce de idare
etmekte olduğu işlere hüsnüniyet kaideleri dairesinde devam eder.
Diğer şerikler dahi muvakkaten şirket işlerini aynı suretle
idarede devam ederler.
III - Tasfiye
1
– Sermayeler hakkında yapılacak muamele
Madde 538 – Bir şeyin mülkiyetini sermaye olarak koyan şerik,
şirketin feshi üzerine yapılacak tasfiye neticesinde o şeyi aynen
istirdat edemeyip o kimsenin sermayesi ne miktar kıymet için kabul
edilmiş ise o kıymeti istiyebilir.
Eğer bu kıymet tayin edilmemiş ise istirdat o şeyin sermaye
olarak konduğu zamandaki kıymeti üzerinden yapılır.
2
– Fazlanın taksimi ve noksanlar
Madde 539 – Şirketin borçları ödendikten ve şeriklerden her
birinin şirkete yaptığı avanslarla şirket için vuku bulan
masrafları ve sermayeleri iade olunduktan sonra bir şey kalırsa bu
kar, şerikler arasında taksim olunur.
Şirketin mevcudu borçları ve avans ve masrafları tediye
olunduktan sonra sermayelerin iadesine kafi gelmezse zarar, şerikler
arasında taksim olunur.
3
– Tasfiyenin nasıl yapılacağı
Madde 540 – Şirketin hitamında tasfiye, idareden hariç
olanlar dahi dahil olduğu halde bütün şeriklerce birlikte
yapılmak lazımdır.
Şu kadar ki, eğer şirket mukavelesi şeriklerden birinin kendi
namına ve şirket hesabına muayyen bazı muameleler yapmasına dair
ise bu şerik şirketin hitamından sonra dahi o muameleleri yalnız
yapmağa ve diğer şeriklere hesap vermeğe mecburdur.
IV - Üçüncü şahıslara karşı mesuliyet
Madde 541 – Şirketin nihayet bulması üçüncü şahıslara
karşı taahhütleri tadil etmez.
Kanunun meriyeti zamanı
Madde 542 – İşbu kanun; Kanunu Medeninin mevkii meriyete vazı
tarihinden muteberdir.
Kanunun icrasına memur makam
Madde 543 – İşbu kanunun hükmünü icraya Adliye Vekili
memurdur.
Tashihat
Madde 544 – Kanunu Medeninin mütemmimi olan işbu kanun merbut
tashihler ile beraber kabul edilmiştir.
14/12/1984
tarih ve 3095 sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile faiz oranı
senelik yüzde otuza çıkarılmıştır. Bu konuda ayrıca mezkür
kanunun geçici maddesi hükmüne bakınız.
227/5/1935
tarih ve 2739 sayılı Kanunla, "Pazar günü" hafta
tatili olarak kabul edilmiştir.
3Bu
fıkranın uygulanmasında;Kanunun sonundaki "818 sayılı
Kanuna İşlenemiyen Hükümler" bölümünde yeralan
14/11/1990 tarih ve 3678 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine
bakınız.
4Maddenin
1. fıkrasında sözü edilen temerrüt faizi oranı, 4/12/1984
tarih ve 3095 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle senelik % 30 oranına
çıkarılmış, aynı kanunun 4 ncü maddesi ile de diğer
kanunların bu orandan fazla temerrüt faizi ödenmesine ilişkin
hükümlerinin saklı tutulduğu hükme bağlanmıştır.
527/5/1935
tarih ve 2739 sayılı Kanunla ”pazar günü” hafta tatili
olarak kabul edilmiştir.
629/6/1956
tarih ve 6763 sayılı Kanunun 41 nci maddesiyle 416 ila 429 ncu
maddelerde geçen (Amir) kelimeleri (Müvekkil) olarak değiştirilmiş
ve metne işlenmiştir.