TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI
BİRİNCİ KISIM
Genel Hükümler
BİRİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin
Kaynakları
BİRİNCİ AYIRIM
Sözleşmeden Doğan Borç
İlişkileri
A. Sözleşmenin kurulması
I. İrade açıklaması
1.
Genel olarak
Madde 1- Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve
birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.
İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir.
2.
İkinci derecedeki noktalar
Madde 2- Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında
uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış
olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır.
İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı
işin özelliğine bakarak karara bağlar.
Sözleşmelerin şekline ilişkin hükümler saklıdır.
II. Öneri ve kabul
1.
Süreli öneri
Madde 3- Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını
öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa, öneren önerisiyle
bağlılıktan kurtulur.
2.
Süresiz öneri
a.
Hazır olanlar arasında
Madde 4- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye
yapılan öneri hemen kabul edilmezse öneren, önerisiyle
bağlılıktan kurtulur.
Telefon, bilgisayar gibi iletişim sağlayabilen araçlarla
doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar
arasında yapılmış sayılır.
b.
Hazır olmayanlar arasında
Madde 5- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir
kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak
gönderilmiş bir yanıtın ulaşmasının beklenebileceği ana
kadar, önereni bağlar.
Öneren, önerisini zamanında ulaşmış sayabilir.
Zamanında gönderilen kabul, önerene geç ulaşır ve öneren
onunla bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene bildirmek
zorundadır.
3.
Örtülü kabul
Madde 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği
açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede
reddedilmediği takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.
4.
Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi
Madde 7- Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz.
Bu şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü
değildir.
Ismarlanmamış bir şeyin yanlışlıkla gönderildiği açıkça
anlaşılırsa, onu alan kişi, uygun bir sürede gönderene haber
vermek zorundadır.
5.
Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri
Madde 8- Öneren, önerisi ile bağlı olmama hakkının saklı
olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya da
durumun gereğinden bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa,
önerisi kendisini bağlamaz.
Fiyatını göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi
ya da benzerlerinin gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla
anlaşılmadıkça öneri sayılır.
6.
İlân yoluyla ödül sözü verme
Madde 9- Bir sonucun gerçekleşmesi karşılığında ödül
vereceğini ilân yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine getirmekle
yükümlüdür.
Ödül sözü veren, sonucun gerçekleşmesinden önce sözünden
cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini engellerse, dürüstlük
kurallarına uygun olarak yapılan giderleri ödemekle yükümlüdür.
Ancak, bir ya da birden çok kişiye ödenecek giderlerin toplamı,
ödülün değerini aşamaz.
Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini isteyenlerin
beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri
ödeme yükümlülüğünden kurtulur.
7.
Önerinin ve kabulün geri alınması
Madde 10- Geri alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce
veya aynı anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla birlikte diğer
tarafça öneriden önce öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış
sayılır.
Bu kural, kabulün geri alınmasında da uygulanır.
III. Hazır olmayanlar arasında kurulan
sözleşmenin hüküm anı
Madde 11- Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmeler,
kabulün gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur.
Açık bir kabulün gerekli olmadığı durumlarda, sözleşme
önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm doğurur.
B. Sözleşmelerin şekli
I. Genel kural
Madde 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi
öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak
geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan
sözleşmeler hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1.
Yasal şekil
a.
Kapsamı
Madde 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir
sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması
zorunludur. Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan
hükümler bu kuralın dışındadır.
Bu kural, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri
hakkında da uygulanır.
b.
Unsurları
Madde 14- Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde
borç altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.
Kanunda aksi öngörülmedikçe, imzalı bir mektup, asılları
borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş
olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da
güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de
yazılı şekil yerine geçer.
c.
İmza
Madde 15- İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması
zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış
imzanın bütün hukukî sonuçlarını doğurur.
İmzanın el yazısı dışında bir araçla atılması, ancak örf
ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve özellikle çok sayıda
çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.
Usulüne göre onaylanmadıkça veya imza ettikleri sırada metnin
içeriğini bildikleri ispat edilmedikçe, körlerin imzaları onları
bağlamaz.
Açığa atılan imzanın üzerine sonradan yazılan metnin, imza
atanın iradesine uygun olduğu kabul edilir. Durumun özelliği
aksini göstermedikçe, yazılan metnin anlaşmaya aykırı olduğunu
ispat yükü, açığa imza atana düşer.
d.
İmza yerine geçen işaretler
Madde 16- İmza atamayanlar, imza yerine parmak izi veya usulüne
göre onaylanmış olması koşuluyla, el ile yapılmış bir işaret
ya da mühür kullanabilirler.
Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler saklıdır.
2.
İradî şekil
Madde 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin belli
bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, bu şekilde
yapılmadıkça tarafların bu sözleşmeyle bağlı olmak
istemedikleri kabul edilir.
Herhangi bir belirleme olmaksızın yazılı şekil
kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler
uygulanır.
C. Borç tanıması
Madde 18- Borç tanıması, borcun sebebini içermemiş olsa bile
geçerlidir.
D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı işlemler
Madde 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin
belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya
gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere
bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı
kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı
olduğu savunmasında bulunamaz.
E. Genel işlem koşulları
I. Genel olarak
Madde 20- Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken
düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak
amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa
sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu koşulların, sözleşme
metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve şekli,
nitelendirmede önem taşımaz.
Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin metinlerinin özdeş
olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem
koşulu sayılmasını engellemez.
Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye veya ayrı bir
sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak
kabul edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel
işlem koşulu olmaktan çıkarmaz.
Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler, sundukları
hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları
sözleşmelere de, niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.
II. Kapsamı
1.
Yazılmamış sayılma
Madde 21- Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem
koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin
yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların
varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini
öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları
kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları
yazılmamış sayılır.
Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan
genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.
2.
Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi
Madde 22- Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem
koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu
durumda düzenleyen, yazılmamış sayılan koşullar olmasaydı
diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu ileri süremez.
III. Yorumlanması
Madde 23- Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık
ve anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa,
düzenleyenin aleyhine ve karşı tarafın lehine yorumlanır.
IV. Değiştirme yasağı
Madde 24- Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede
veya ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı
olarak karşı taraf aleyhine genel işlem koşulları içeren
sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da yeni düzenleme
getirme yetkisi içeren kayıtlar yazılmamış sayılır.
V. İçerik denetimi
Madde 25- Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına
aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu
ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz.
F. Sözleşmenin içeriği
I. Sözleşme özgürlüğü
Madde 26- Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda
öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.
II. Kesin hükümsüzlük
Madde 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine,
kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler
kesin olarak hükümsüzdür.
Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz
olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler
olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa,
sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.
III. Aşırı yararlanma
Madde 28- Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık
bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda
kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden
yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören,
durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını
diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye
bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini
isteyebilir.
Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini
öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı
tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu
tarihten başlayarak on yıl içinde kullanabilir.
IV. Önsözleşme
Madde 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin
sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen ayrık durumlar dışında, önsözleşmenin
geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
G. İrade bozuklukları
I. Yanılma
1.
Yanılmanın hükümleri
Madde 30- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf,
o sözleşme ile bağlı olmaz.
2.
Yanılma hâlleri
a.
Açıklamada yanılma
Madde 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri
esaslıdır:
1. Yanılan, kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir
sözleşme için iradesini açıklamışsa,
2. Yanılan, istediğinden başka bir konu için iradesini
açıklamışsa,
3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini, gerçekte sözleşme
yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa,
4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir
kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini
açıklamışsa,
5. Yanılan, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde
fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde
az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.
Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin geçerliliğini
etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.
b.
Saikte yanılma
Madde 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Ancak
yanılanın, karşı tarafça bilinebilir biçimde yanıldığı
saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde
geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde, yanılma
esaslı sayılır.
c.
İletmede yanılma
Madde 33- Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci
veya çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış
iletilmiş olması hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.
3.
Yanılmada dürüstlük kuralları
Madde 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına
aykırı olarak ileri süremez.
Özellikle diğer tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği
anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme
bu anlamda kurulmuş sayılır.
4.
Yanılmada kusur
Madde 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin
hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
Ancak, diğer taraf yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa,
tazminat istenemez.
Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda, ifadan beklenen
yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata hükmedebilir.
II. Aldatma
Madde 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir
sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, o sözleşmeyle
bağlı değildir.
Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan
taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı
bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, o sözleşmeyle bağlı
değildir.
III. Korkutma
1.
Hükmü
Madde 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin
korkutması sonucu
bir sözleşme yapmışsa, o sözleşmeyle bağlı değildir.
Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer taraf korkutmayı
bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı
kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa
tazminat ödemekle yükümlüdür.
2.
Koşulları
Madde 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından
kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da
malvarlığına yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin
doğduğuna inanmakta haklı ise, korkutma gerçekleşmiş sayılır.
Bir hakkın veya kanundan doğan bir yetkinin kullanılacağı
korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya yetkiyi
kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda
kalmasından aşırı bir menfaat sağlamış olması hâlinde,
korkutmanın varlığı kabul edilir.
IV. İrade bozukluğunun giderilmesi
Madde 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma
sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği
ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak
bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya
verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir
sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan
kaldırmaz.
H. Temsil
I. Yetkili temsil
1.
Genel olarak
a.
Temsilin hükmü
Madde 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve
hesabına yapılan hukukî işlemin sonuçları, doğrudan doğruya
temsil olunanı bağlar.
Temsilci, hukukî işlemi yaparken bu sıfatını bildirmezse,
hukukî işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı taraf
bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya
çıkarması gerekiyor ya da hukukî işlemi temsilci veya temsil
olunandan biri ile yapması farksız ise, hukukî işlemin sonuçları
doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.
Diğer durumlarda alacağın devri veya borcun üstlenilmesine
ilişkin hükümler uygulanır.
b.
Temsil yetkisinin kapsamı
Madde 41- Temsil yetkisinin kapsamı; yetki kamu hukukundan
doğmuşsa bu konudaki hükümlere, hukukî bir işlemden doğmuşsa
o işleme göre belirlenir.
Temsil yetkisi üçüncü kişilere bildirilmişse, yetkinin
varlığının ve kapsamının belirlenmesinde bildirim esas alınır.
2.
Hukukî işlemden doğan yetki
a.
Yetkinin sınırlanması ve geri alınması
Madde 42- Temsil olunan, hukukî bir işlemden doğan temsil
yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak,
taraflar arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri
gibi hukukî ilişkilerden doğabilecek haklar saklıdır.
Temsil olunan, bu hakkından önceden feragat edemez.
Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü kişilere açıkça veya
dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya kısmen geri
aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını
iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez.
b.
Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar
Madde 43- Hukukî işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça,
temsil olunanın veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar
verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflâs etmesi durumlarında
sona erer.
Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi durumunda da
uygulanır.
Tarafların karşılıklı kişisel hakları saklıdır.
c.
Yetki belgesinin geri verilmesi
Madde 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona
ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle
veya hâkimin belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.
Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin belgeyi geri vermesi
için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü
kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.
d.
Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi
Madde 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği
sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu
hukukî işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.
Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin sona ermiş olduğunu
bildikleri durumlarda uygulanmaz.
II. Yetkisiz temsil
1.
Onama hâlinde
Madde 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir
hukukî işlem yaparsa; bu işlem ancak onadığı takdirde temsil
olunanı bağlar.
Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf,
temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukukî işlemi onayıp
anamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin
onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan
kurtulur.
2.
Onamama hâlinde
Madde 47- Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukukî
işlemi onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan
zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak,
yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı sırada karşı tarafın
kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini
ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.
Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu yetkisiz temsilciden diğer
zararların giderilmesi de istenebilir.
Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar saklıdır.
III. Saklı hükümler
Madde 48- Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticarî
vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Haksız Fiillerden Doğan
Borç İlişkileri
A. Sorumluluk
I. Genel olarak
Madde 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar
veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile,
ahlâka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu
zararı gidermekle yükümlüdür.
II. Zararın ve kusurun ispatı
Madde 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat
yükü altındadır.
Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim,
olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri
göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak
belirler.
III. Tazminat
1.
Belirlenmesi
Madde 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini,
durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne
alarak belirler.
Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu
güvence göstermekle yükümlüdür.
2.
İndirilmesi
Madde 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya
zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat
yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı
indirebilir veya tamamen kaldırabilir.
Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü,
tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de
gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.
IV. Özel durumlar
1.
Ölüm ve bedensel zarar
a.
Ölüm
Madde 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle
şunlardır:
1. Cenaze giderleri,
2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma
gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar,
3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple
uğradıkları kayıplar.
b.
Bedensel zarar
Madde 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır:
1. Tedavi giderleri,
2. Kazanç kaybı,
3. Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan
kayıplar,
4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.
c.
Manevî tazminat
Madde 55- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün
zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak,
zarar görene uygun bir miktar paranın manevî tazminat olarak
ödenmesine karar verebilir.
Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya
ölenin yakınlarına da manevî tazminat olarak uygun bir miktar
paranın ödenmesine karar verilebilir.
2.
Haksız rekabet
Madde 56- Gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür
ilânların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı
diğer davranışlarda bulunulması yüzünden müşterileri azalan
veya onları kaybetme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu
davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde
zararının giderilmesini isteyebilir.
Ticarî işlere ait haksız rekabet hakkında Türk Ticaret Kanunu
hükümleri saklıdır.
3.
Kişilik hakkının zedelenmesi
Madde 57- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,
uğradığı manevî zarara karşılık manevî tazminat adı altında
bir miktar para ödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi
kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özellikle
saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın
yayımlanmasına hükmedebilir.
4.
Ayırt etme gücünün geçici kaybı
Madde 58- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu
sırada verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt
etme gücünü kaybetmede kusuru olmadığını ispat ederse,
sorumluluktan kurtulur.
V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu
1.
Sebeplerin yarışması
Madde 59- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe
dayandırılabiliyorsa; hâkim, kanunda aksi öngörülmedikçe,
zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine
göre karar verir.
2.
Müteselsil sorumluluk
a.
Dış ilişkide
Madde 60- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet
verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu
oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin
hükümler uygulanır.
Müteselsil sorumluluk, bu kişilerden her biri için, tek başına
sorumlu olsalardı yükümlü tutulacakları tazminat miktarıyla
sınırlıdır.
b.
İç ilişkide
Madde 61- Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular
arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar,
özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı
ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi,
bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu
hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller
1.
Genel olarak
Madde 62- Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin
sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka
aykırı sayılmaz.
Zarar görenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal
yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma niteliği
taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında
sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle
koruması veya zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı
sayılmaz.
2.
Sorumluluk
Madde 63- Haklı savunmada bulunan, saldırana veya mallarına
verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
Kendisini veya başkasını açık ya da yakın bir zarar
tehlikesinden korumak için diğer bir kişinin mallarına zarar
verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim hakkaniyete
göre belirler.
Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda kalan kişi, durum ve
koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da
kullanılmasının önemli ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka
bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.
B. Kusursuz sorumluluk
I. Hakkaniyet sorumluluğu
Madde 64- Tarafların ekonomik durumları göz önünde
tutulduğunda, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, kusura bağlı
olmaksızın zarar verenin sebep olduğu zararın, uygun biçimde
giderilmesine karar verebilir.
Ayırt etme gücü olmayanın verdiği zarar için de aynı hüküm
uygulanır.
II. Özen sorumluluğu
1.
Adam çalıştıranın sorumluluğu
Madde 65- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen
işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı
gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, çalışanını seçerken, işiyle ilgili
talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın
doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat
ederse, sorumlu olmaz.
Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin çalışma
düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat
etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan
zararı gidermekle yükümlüdür.
Adam çalıştıran, ödediği tazminat için, zarar veren
çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu
hakkına sahiptir.
2.
Hayvan bulunduranın sorumluluğu
a.
Giderim yükümlülüğü
Madde 66- Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya
geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle
yükümlüdür.
Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını engellemek için
gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.
Hayvan, bir başkası veya bir başkasına ait hayvan tarafından
ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu kişilere rücu
hakkı saklıdır.
b.
Alıkoyma hakkı
Madde 67- Bir kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı
üzerinde bir zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o
hayvanı yakalayabilir, zararı giderilinceye kadar alıkoyabilir;
hattâ durum ve koşullar haklı gösteriyorsa hayvanı öldürebilir.
Bu durumda, taşınmazın zilyedi derhâl hayvan sahibine bilgi
vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için gerekli
girişimleri yapmak zorundadır.
3.
Yapı malikinin sorumluluğu
a.
Giderim yükümlülüğü
Madde 68- Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki,
bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki
eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.
İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın bakımındaki
eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen
sorumludurlar.
Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine karşı sorumlu olan
diğer kişilere rücu hakkı saklıdır.
b.
Zarar tehlikesini önleme
Madde 69- Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden
zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi, bu tehlikenin
giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden
isteyebilir.
Kişilerin ve malların korunması hakkındaki kamu hukuku
kuralları saklıdır.
III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme
Madde 70- Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin
faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi
ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.
Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette kullanılan malzeme,
araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde
uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile
sıkça veya ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna
varılırsa, bunun önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletme
olduğu kabul edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri
tehlikeler arzeden işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu
öngörülmüşse, bu işletme de önemli ölçüde tehlike arzeden
işletme sayılır.
Belirli bir tehlike hâli için öngörülen özel sorumluluk
hükümleri saklıdır.
Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin bu tür
faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile, zarar
görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep olduğu zararlarının
uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.
C. Zamanaşımı
I. Kural
Madde 71- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat
yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her
hâlde, fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi yılın
geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının
daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir
fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.
Haksız fiil dolayısıyla zarar gören bakımından bir borç
doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi
zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan
kaçınabilir.
II. Rücu isteminde
Madde 72- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve
birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki
yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak yirmi
yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte
sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde
zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre
yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
D. Yargılama
I. Ceza hukuku ile ilişkisinde
Madde 73- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt
etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza
hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı
gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı
değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve
zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.
II.Tazminat hükmünün değiştirilmesi
Madde 74- Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam
olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın kesinleşmesinden başlayarak
iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme yetkisini saklı
tutabilir.
III. Geçici ödemeler
Madde 75- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren
inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği
takdirde hâkim, istem üzerine davalının zarar görene geçici
ödeme yapmasına karar verebilir.
Davalının yaptığı geçici ödemeler, hükmedilen tazminata
mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının aldığı
geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar
verir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sebepsiz Zenginleşmeden
Doğan Borç İlişkileri
A. Koşulları
I. Genel olarak
Madde 76- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının
malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi
geri vermekle yükümlüdür.
Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan
veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması
durumunda doğmuş olur.
II. Borçlanılmamış edimin ifası
Madde 77- Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren
kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini
ispat ederse geri isteyebilir.
Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir
ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler
geri istenemez.
Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin geri istenmesine
ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.
B. Geri vermenin kapsamı
I. Zenginleşenin yükümlülüğü
Madde 78- Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi
sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın
dışında kalanı geri vermekle yükümlüdür.
Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli olmaksızın elden
çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda
kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını
geri vermekle yükümlüdür.
II. Giderleri isteme hakkı
Madde 79- Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve
yararlı giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir.
Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu giderlerinin ve yararlı
giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan değer
artışının ödenmesini isteyebilir.
Zenginleşen, iyiniyetli olup olmadığına bakılmaksızın,
diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak, kendisine karşılık
önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması
mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir.
C. Geri istenememe
Madde 80- Hukuka veya ahlâka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi
amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim,
bu şeyin Devlete mal edilmesine karar verebilir.
D. Zamanaşımı
Madde 81- Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak
sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten
başlayarak iki yılın ve her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği
tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Zenginleşme, zenginleşenin bir alacak hakkı kazanması
suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı zamanaşımına
uğramış olsa bile, her zaman bu borcunu ifadan kaçınabilir.
İKİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkisinin
Hükümleri
BİRİNCİ AYIRIM
Borçların İfası
A. Genel olarak
I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması
Madde 82- Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde
alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa
etmekle yükümlü değildir.
II. İfanın konusu
1.
Kısmen ifa
Madde 83- Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen
ifayı reddedebilir.
Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse borçlu, borcun kendisi
tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.
2.
Bölünemeyen borç
Madde 84- Bölünemeyen bir borcun birden çok alacaklısı varsa,
alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların tamamına ifasını
isteyebilir. Borçlu, edimini alacaklıların hepsine birden ifa
etmek zorundadır.
Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu varsa, borçlulardan
her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.
Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça, ifada bulunan borçlu,
alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları oranında
alacağını isteyebilir.
3.
Çeşit borcu
Madde 85- Çeşit borçlarında hukukî ilişkiden ve işin
özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya
aittir. Ancak borçlunun seçeceği edim, ortalama nitelikten daha
düşük olamaz.
4.
Seçimlik borç
Madde 86- Seçimlik borçlarda, hukukî ilişkiden ve işin
özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi
borçluya aittir.
5.
Faiz
Madde 87- Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı,
sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu
tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci
fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli
fazlasını aşamaz.
B. İfa yeri
Madde 88- Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü
iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki
hükümler uygulanır:
1. Para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim
yerinde,
2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç
konusunun bulunduğu yerde,
3. Bunların dışındaki bütün borçlar, doğumları sırasında
borçlunun yerleşim yerinde,
ifa edilir.
Alacaklının yerleşim yerinde ifası gereken bir borcun
doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi
sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının
önceki yerleşim yerinde ifa edilebilir.
C. İfa zamanı
I. Süreye bağlanmamış borç
Madde 89- İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya
hukukî ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç,
doğumu anında muaccel olur.
II. Süreye bağlı borç
1.
Aya ilişkin sürelerde vade
Madde 90- Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu
belirlenmişse, bundan ayın birinci ve sonuncu günü; ayın ortası
belirlenmişse, bundan da ayın onbeşinci günü anlaşılır.
Borcun ifası için gün belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse,
bundan o ayın son günü anlaşılır.
2.
Diğer sürelerde vade
Madde 91- Bir borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir
yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir
sürenin sonunda ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde
belirlenir:
1. Gün olarak belirlenmiş süre, sözleşmenin kurulduğu gün
sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz veya
onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya iki haftayı
değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade eder.
2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son haftanın sözleşmenin
kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.
3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın dörtte biri gibi
birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre,
sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın
bunu karşılayan gününde dolmuş olur. Son ayda bunu karşılayan
gün yoksa süre, bu ayın son günü dolmuş sayılır.
4. Yarım aydan onbeş günlük süre anlaşılır. Bir veya
birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş sürenin dolduğu
gün, son aya onbeş gün eklenerek belirlenir.
Bu kurallar, sürenin sözleşmenin kurulmasından başka bir
andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.
Borçlu, belirli bir süre içinde yerine getirilmesi gereken bir
borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle yükümlüdür.
3.
Tatil günleri
Madde 92- İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil
olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü
izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer.
Aksine anlaşma geçerlidir.
III. İş saatlerinde ifa
Madde 93- Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul
edilir.
IV. Sürenin uzatılması
Madde 94- Süre uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, önceki sürenin sona ermesini izleyen birinci günden
başlar.
V. Erken ifa
Madde 95- Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da
durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça,
borçlu, edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir. Ancak,
kanun veya sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça, borçlu, erken
ifada bulunması sebebiyle indirim yapamaz.
VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
1.
İfada sıra
Madde 96- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası
isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve
özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi
borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olması gerekir.
2.
İfa güçsüzlüğü
Madde 97- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede,
taraflardan birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve
özellikle iflâs etmesi ya da hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz
kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı tehlikeye düşerse, bu
taraf karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar kendi
ediminin ifasından kaçınabilir.
Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun bir sürede istediği
güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.
D. Ödeme
I. Ülke parası ile
Madde 98- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme
yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya
bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki
rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.
Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve
sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de
bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine
alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme
günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini
isteyebilir.
II. Mahsup
1.
Kısmen ödemede
Madde 99- Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise,
kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir.
Aksine anlaşma yapılamaz.
Alacaklı, alacağın bir kısmı için kefalet, rehin veya başka
bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi,
güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup
etme hakkına sahip değildir.
2.
Birden çok borçta
a.
Borçlu ve alacaklının bildirimine göre
Madde 100- Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu
borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir.
Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan ödeme kendisi tarafından
derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda
gösterdiği borç için yapılmış sayılır.
b.
Kanuna göre
Madde 101- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya
makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç
için yapılmış sayılır. Birden çok borç muaccel ise ödemenin,
borçluya karşı ilk olarak takip edilen borç için yapılmış
olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk önce
gelmiş olan borç için yapılmış olur.
Birden çok borcun vadesi aynı zamanda gelmişse, mahsup orantılı
olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse ödeme, güvencesi
en az olan borç için yapılmış sayılır.
III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi
1.
Borçlunun hakkı
Madde 102- Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı
ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya
iptalini isteyebilir.
Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi alacaklıya başkaca
haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve ödemenin
borç senedine işlenmesini isteyebilir.
2.
Hükümleri
Madde 103- Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri
için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz
verilmişse, önceki dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.
Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz vermişse, faizlerini
de almış olduğu kabul edilir.
Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç sona ermiş
sayılır.
3.
Senedin geri verilememesi
Madde 104- Alacaklı, borç senedini kaybettiğini iddia ederse,
borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme sırasında, kendisine borç
senedinin iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu gösteren resmen
düzenlenmiş veya usulüne göre onaylanmış bir belge vermek
zorundadır.
Kıymetli evrakın iptaline ilişkin hükümler saklıdır.
E. Alacaklının temerrüdü
I. Koşulları
Madde 105- Yapma veya verme edimi gereği gibi kendisine önerilen
alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu kabulden veya borçlunun
borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından yapılması gereken
hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş
olur.
Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine karşı temerrüde
düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1.
Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde
a.
Tevdi hakkı
Madde 106- Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu,
hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi
tevdi ederek borcundan kurtulabilir.
Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim belirler. Bununla birlikte
ticarî mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye tevdi
edilebilir.
b.
Satma hakkı
Madde 107- Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin
özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek şey
bozulabilir ya da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli
bir gideri gerektirir ise, borçlu, alacaklıya önceden ihtarda
bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu açık artırma yoluyla
sattırıp bedelini tevdi edebilir.
Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı
varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın açık
artırma yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim,
önceden ihtarda bulunma koşulunu aramaksızın satışa izin
verebilir.
c.
Tevdi konusunu geri alma
Madde 108- Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış
veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu doğurmuş
olmadıkça, borçlu tevdi edilen şeyi geri alabilir.
Tevdi edilen şey geri alındığı anda alacak, bütün yan
haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.
2.
Diğer edimlerde
Madde 109- Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa,
alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne
ilişkin hükümlere göre sözleşmeden dönebilir.
F. Diğer ifa engelleri
Madde 110- Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait
olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da
alacaklıdan kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç,
alacaklıya veya temsilcisine ifa edilemezse borçlu, alacaklının
temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden dönme hakkını
kullanabilir.
İKİNCİ AYIRIM Borçların İfa Edilmemesinin
Sonuçları
A. Borcun ifa edilmemesi
I. Giderim borcu
1.
Genel olarak
Madde 111- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu,
kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe,
alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
2.
Yapma ve yapmama borçlarında
Madde 112- Yapma borcu borçlu tarafından ifa edilmediği
takdirde alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin
kendisi veya başkası tarafından ifasına izin verilmesini
isteyebilir; her türlü giderim isteme hakkı saklıdır.
Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu, bu aykırı
davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.
Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun ortadan kaldırılmasını
veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere kendisinin yetkili
kılınmasını isteyebilir.
II. Sorumluluğun ölçüsü ve giderim borcunun
kapsamı
1.
Genel olarak
Madde 113- Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur.
Borçlunun sorumluluğunun ölçüsü, işin özel niteliğine göre
belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa,
sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir.
Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla
sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.
2.
Sorumsuzluk anlaşması
Madde 114- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına
ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Hafif kusur hâlinde borçlunun sorumlu olmayacağına ilişkin
önceden anlaşma yapılırken, alacaklı borçlunun hizmetinde
bulunuyorsa hâkim, bu anlaşmayı hükümsüz sayabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak
kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu
olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.
3.
Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
Madde 115- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden
doğan hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya
da yanında çalışanlar gibi yardımcılarına kanuna uygun surette
bırakmış olsa bile, onların işi yürüttükleri sırada diğer
tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.
Yardımcı kişilerin fiilinden doğan sorumluluk, önceden
yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.
Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya san’at, ancak kanun
veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa,
borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu olmayacağına
ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Alacaklı, sorumsuzluk anlaşması yapıldığı sırada borçlunun
hizmetinde ise, sözleşmeyle borçlunun ancak hafif kusurdan sorumlu
olmayacağı kararlaştırılabilir.
B. Borçlunun temerrüdü
I. Koşulları
Madde 116- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla
temerrüde düşer.
Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede
saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun
bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün
geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.
II. Hükümleri
1.
Genel olarak
a.
Gecikme tazminatı
Madde 117- Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte
kusuru olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı
alacaklının uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
b.
Beklenmedik hâlden sorumluluk
Madde 118- Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle
doğacak zarardan sorumludur.
Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını veya borcunu
zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa konusu
şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
2.
Temerrüt faizi
a.
Genel olarak
Madde 119- Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede
kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte
olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi
oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının
yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede
temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz
oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise,
temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.
b.
Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
Madde 120- Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir
miktar parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine
girişildiği veya dava açıldığı günden başlayarak, temerrüt
faizi ödemekle yükümlüdür.
Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar, ceza koşulu
hükümlerine tâbi olur.
Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi yürütülemez.
3.
Aşkın zarar
Madde 121- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış
olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat
etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada
belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında
karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.
4.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
a.
Süre verilmesi
Madde 122- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde,
taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa
edilmesi için uygun bir süre verebilir veya uygun bir süre
verilmesini hâkimden isteyebilir.
b.
Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar
Madde 123- Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur:
1. Borçlunun içinde bulunduğu durumdan veya tutumundan süre
verilmesinin etkisiz olacağı anlaşılıyorsa,
2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun ifası alacaklı için
yararsız kalmışsa,
3. Borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre
içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği
sözleşmeden anlaşılıyorsa.
c.
Seçimlik haklar
Madde 124- Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde,
borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum
söz konusu ise; alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme
sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir.
Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme
hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden
doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden
dönebilir.
Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa
yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri
edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte
kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin
hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de
isteyebilir.
d.
Sürekli edimli sözleşmelerde
Madde 125- İfasına başlanmış sürekli edimli sözleşmelerde,
borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı
isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin
süresinden önce sona ermesi yüzünden uğradığı zararın
giderilmesini isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Borç İlişkilerinin
Üçüncü Kişilere Etkisi
A. Alacaklıya halef olma
Madde 126- Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki
hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur:
1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden
kurtardığı ve bu şey üzerinde mülkiyet veya başka bir aynî
hakkı bulunduğu takdirde,
2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişinin ona halef
olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya bildirildiği
takdirde.
Diğer halefiyet hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.
B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme
Madde 127- Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı
üstlenen, bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle
yükümlüdür.
Belirli bir süre için yapılan üstlenmede, sürenin bitimine
kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak
başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği
kararlaştırılabilir.
C. Üçüncü kişi yararına sözleşme
I. Genel olarak
Madde 128- Kendi adına sözleşme yapan kişi, o sözleşmeye
üçüncü kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa,
edimin üçüncü kişiye ifa edilmesini isteyebilir.
Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar da,
tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde
edimin ifasını isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya
ona halef olanlar bu hakkı kullanmak istediklerini borçluya
bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği gibi,
borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.
II. Sorumluluk sigortalarında
Madde 129- Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı
kişiye karşı hukukî sorumluluğunu güvence altına almak üzere
sigorta yaptırmışsa, sigortadan doğan haklar doğrudan doğruya
çalışana ait olur.
Ancak, çalışana ödenecek sigorta tazminatı, genel hükümlere
göre ödenecek tazminattan indirilir.
Diğer hukukî sorumluluk sigortalarına ilişkin kanun hükümleri
saklıdır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Borçların ve Borç
İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı
BİRİNCİ AYIRIM
Sona Erme Hâlleri
A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona
ermesi
Madde 130- Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği
takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak
ve borçlar da sona ermiş olur.
İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını isteme hakkı
sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı
tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu
anlaşılmaktaysa, bu faizler ve ceza koşulu istenebilir.
Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel
hükümler saklıdır.
B. İbra
Madde 131- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir
şekle bağlı tutulmuş olsa bile, borç, tarafların şekle bağlı
olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen
ortadan kaldırılabilir.
C. Yenileme
I. Genel olarak
Madde 132- Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi,
ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.
Özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması
veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi
düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça
yenileme sayılmaz.
II. Cari hesaplarda
Madde 133- Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş
olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez.
Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu diğer tarafça kabul
edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur.
Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi kararlaştırılmadıkça,
hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi sona
erdirmez.
D. Birleşme
Madde 134- Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide
birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak
üzerinde önceden mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.
Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan kalkarsa, borç
varlığını sürdürür.
Taşınmaz rehni ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler
saklıdır.
E. İfa imkânsızlığı
I. Genel olarak
Madde 135- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı
sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık
sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu
edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle
yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme
hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce
doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün
dışındadır.
Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin
bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa,
bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.
II. Kısmî ifa imkânsızlığı
Madde 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı
sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece
imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmî ifa
imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir
sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun
tamamı sona erer.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu
kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmî ifaya razı olursa,
karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya
razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması
durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.
III. Aşırı ifa güçlüğü
Madde 137- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca
öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir
durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve
sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden
ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek
derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz
ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan
haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden
sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün
olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli
edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine
fesih hakkını kullanır.
F. Takas
I. Koşulları
1.
Genel olarak
Madde 138- İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya
özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her
iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir.
Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir.
Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas
edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması
koşuluyla ileri sürülebilir.
2.
Kefalet hâlinde
Madde 139- Asıl borçlunun takası ileri sürme hakkı
bulundukça, kefili de alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.
3.
Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde
Madde 140- Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu
ile sözleşmenin diğer tarafından olan alacağını takas edemez.
4.
Borçlunun iflâsı hâlinde
Madde 141- Borçlunun iflâsı hâlinde alacaklılar, muaccel
olmasalar bile, alacaklarını, müflise olan borçları ile takas
edebilirler.
II. Hükümleri
Madde 142- Takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya
bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç, takas
edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer.
Cari hesapla ilgili ticarete ilişkin özel teamüller saklıdır.
III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir
alacaklar
Madde 143- Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan
sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:
1. Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin
alacaklar,
2. Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş
eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar,
3. Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı
için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya
verilmesi gereken alacaklar.
IV. Takastan feragat
Madde 144- Borçlu, takas hakkından önceden de feragat edebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Zamanaşımı
A. Süreler
I. On yıllık zamanaşımı
Madde 145- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak
on yıllık zamanaşımına tâbidir.
II. Beş yıllık zamanaşımı
Madde 146- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı
uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel
edimler,
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama
bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri,
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende
satışlardan doğan alacaklar,
4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve
ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir
ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık
veya ortaklar arasındaki alacaklar,
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticarî
simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden
doğan alacaklar,
6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da
gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan
alacaklar.
III. Sürelerin kesinliği
Madde 147- Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri,
sözleşmeyle değiştirilemez.
IV. Zamanaşımının başlangıcı
1.
Genel olarak
Madde 148- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye
başlar.
Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu
hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden
işlemeye başlar.
2.
Dönemsel edimlerde
Madde 149- Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde,
alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel
edimin muaccel olduğu günde işlemeye başlar.
Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa, ifa edilmemiş
dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur.
V. Sürelerin hesaplanması
Madde 150- Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı
gün sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak
kullanılmaksızın geçince gerçekleşmiş olur.
Zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında da, borçların
ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin hükümler uygulanır.
B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı
Madde 151- Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona bağlı
faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur.
C. Zamanaşımının durması
Madde 152- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye
başlamaz, başlamışsa durur:
1. Velâyet süresince, çocukların ana ve babalarından olan
alacakları için,
2. Vesayet süresince, vesayet altında bulunanların vasiden veya
vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları için,
3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin diğerinden olan
alacakları için,
4. Hizmet ilişkisi süresince, ev hizmetlilerinin onları
çalıştıranlardan olan alacakları için,
5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece,
6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri sürme imkânının
bulunmadığı sürece,
7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesinde,
birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan kalkması
durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.
Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan kalktığı günün
bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce
başlamış olan işlemesini sürdürür.
D. Zamanaşımının kesilmesi
I. Sebepleri
Madde 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:
1. Borçlu borcu ikrar etmişse, özellikle faiz ödemiş veya
kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş veya kefil göstermişse,
2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme
başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflâs masasına
başvurmuşsa.
II. Birlikte borçlulara etkisi
Madde 154- Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya
bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince,
diğerlerine karşı da kesilmiş olur.
Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince, kefile karşı da
kesilmiş olur.
Zamanaşımı kefile karşı kesilince, asıl borçluya karşı
kesilmiş olmaz.
III. Yeni sürenin başlaması
1.
Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması durumunda
Madde 155- Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye
başlar.
Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem
kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır.
2.
Alacaklının fiili hâlinde
Madde 156- Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan
zamanaşımı, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her
işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye
başlar.
Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse, alacağın takibine
ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.
Zamanaşımı, iflâs masasına başvurma sebebiyle kesilmişse,
iflâsa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi
imkânının doğumundan itibaren yeniden işlemeye başlar.
E. Davanın reddinde ek süre
Madde 157- Davanın açıldığı veya def’inin ileri sürüldüğü
mahkemenin yetkili veya görevli olmaması veya düzeltilebilecek bir
biçimde yanlışlık yapılması ya da vaktinden önce açılmış
olması yüzünden dava reddedilmiş olup da, o arada zamanaşımı
süresi dolmuşsa, alacaklının haklarını kullanabilmesi için
altmış günlük ek süre işlemeye başlar.
F. Taşınır rehni ile güvenceye bağlanmış
alacakta
Madde 158- Alacağın bir taşınır rehniyle güvenceye bağlanmış
olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel olmaz;
bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam
eder.
G. Zamanaşımından feragat
Madde 159- Zamanaşımından önceden feragat edilemez.
Müteselsil borçlulardan birinin feragat etmiş olması,
diğerlerine karşı ileri sürülemez.
Bölünemez bir borcun borçlularından birinin feragat etmiş
olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.
Asıl borçlunun feragati de kefile karşı ileri sürülemez.
H. İleri sürülmesi
Madde 160- Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu
kendiliğinden göz önüne alamaz.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde
Özel Durumlar
BİRİNCİ AYIRIM
Teselsül
A. Müteselsil borçluluk
I. Doğuşu
Madde 161- Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı
borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse,
müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda
öngörülen hâllerde doğar.
II. Dış ilişki
1.
Hükümleri
a.
Borçluların sorumluluğu
Madde 162- Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının
ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden
isteyebilir.
Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam
eder.
b.
Borçluların savunmaları
Madde 163- Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı,
ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil
borcun sebep ya da konusundan doğan def’i ve itirazları ileri
sürebilir.
Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i ve itirazları ileri
sürmezse, diğerine karşı sorumlu olur.
c.
Borçluların bireysel davranışı
Madde 164- Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe,
borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların
durumunu ağırlaştıramaz.
2.
Borcun sona ermesi
Madde 165- Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını
veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları
da borçtan kurtarmış olur.
Borçlulardan biri, alacaklıya ifada bulunmaksızın borçtan
kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya borcun
niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler.
Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi,
diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca
katılma payı oranında borçtan kurtarır.
III. İç ilişki
1.
Paylaşım
Madde 166- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular
arasındaki hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça,
borçlulardan her biri, alacaklıya yapılan ifadan, birbirlerine
karşı eşit paylarla sorumludurlar.
Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği
fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda
borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.
Borçlulardan birinden alınamayan miktarı, diğer borçlular
eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.
2.
Alacaklıya halef olma
Madde 167- Diğerlerine başvurma hakkına sahip olan borçlulardan
her biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef
olur.
Alacaklı diğerlerinin zararına olarak borçlulardan birinin
durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.
B. Müteselsil alacaklılık
Madde 168- Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan
her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya
kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün
alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu
kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada
bulunabilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki
hukukî ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan
her birinin edim üzerindeki hakları eşittir.
Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı, bu
fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle
yükümlüdür.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici koşul
I. Genel olarak
Madde 169- Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, o
sözleşme geciktirici koşula bağlanmış olur.
Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici koşula bağlı
sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm
ifade eder.
II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum
Madde 170- Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği
gibi ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla
yükümlüdür.
Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen alacaklı, alacağı
koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere
başvurabilecekleri önlemleri alabilir.
Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan tasarruflar, koşulun
hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.
III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen
yararlar
Madde 171- Borcun konusunu oluşturan şey, koşulun
gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul
gerçekleşirse, koşulun gerçekleşmesine kadar elde ettiği
yararların sahibi olur.
Koşul gerçekleşmezse alacaklı, elde ettiği yararları geri
vermekle yükümlüdür.
B. Bozucu koşul
Madde 172- Sona ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği
bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula
bağlanmış olur.
Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin hükümleri, koşulun
gerçekleştiği anda ortadan kalkar.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin niteliğinden
anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.
C. Ortak hükümler
I. Koşulun gerçekleşmesi
Madde 173- Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi
gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde
mirasçısı onun yerine geçebilir.
II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme
Madde 174- Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük
kurallarına aykırı olarak engel olursa, koşul gerçekleşmiş
sayılır.
Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesini dürüstlük
kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul gerçekleşmemiş
sayılır.
III. Yasak koşullar
Madde 175- Bir koşul, hukuka veya ahlâka aykırı bir yapma veya
yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı
hukukî işlem kesin olarak hükümsüzdür.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Bağlanma Parası, Cayma
Parası ve Ceza Koşulu
A. Bağlanma parası
Madde 176- Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu
bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin
yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.
Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası
esas alacaktan düşülür.
B. Cayma parası
Madde 177- Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her
biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı
vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa
aldığının iki katını geri verir.
C. Ceza koşulu
I. Alacaklının hakları
1.
Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi
Madde 178- Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi
durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden
anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını
isteyebilir.
Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu
için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat
etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl
borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.
Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi,
dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat
etme hakkı saklıdır.
2.
Ceza ile zarar arasındaki ilişki
Madde 179- Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile,
kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.
Alacaklının uğradığı zarar kararlaştırılan ceza tutarını
aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe
aşan miktarı isteyemez.
3.
Kısmî ifanın yanması
Madde 180- Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda
ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören
sözleşmelere de uygulanır.
Taksitle satışa ilişkin hükümler saklıdır.
II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve
indirilmesi
Madde 181- Taraflar, cezanın miktarını serbestçe
belirleyebilirler.
Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi
kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı
bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez.
Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu
tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl
borcun geçerliliğini etkilemez.
Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden
indirir.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Borç İlişkilerinde
Taraf Değişiklikleri
BİRİNCİ AYIRIM
Alacağın Devri
A. Koşulları
I. İradî devir
1.
Genel olarak
Madde 182- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça
alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü
bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına
güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı,
alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu
savunmasını ileri süremez.
2.
Şekli
Madde 183- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmış olmasına bağlıdır.
Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir.
II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi
Madde 184- Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince
gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının
rızasını açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere
karşı ileri sürülebilir.
B. Devrin hükümleri
I. Borçlunun durumu
1.
İyiniyetle yapılan ifa
Madde 185– Borçlu, alacağın devredildiği devreden veya
devralan tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya;
alacak birkaç kez devredilmişse, son devralan yerine önceki
devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.
2.
İfadan kaçınma ve tevdi
Madde 186- Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın
borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim
tarafından belirlenen yere tevdi etmekle borçtan kurtulur.
Borçlu, alacağın çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada
bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz sonuca bağlanmamış
ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi tevdi
etmeye zorlayabilir.
3.
Borçluya ait savunmalar
Madde 187- Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı
sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir.
Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel olmayan alacağını,
devredilen alacaktan önce muaccel olması koşuluyla borcu ile takas
edebilir.
II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi
Madde 188- Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü
olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana
geçer.
Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de devredilmiş sayılır.
III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi
verilmesi
Madde 189- Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan
ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri
sürebilmesi için gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür.
IV. Garanti
1.
Genel olarak
Madde 190- Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse
devreden, devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun
ödeme gücüne sahip olduğunu garanti etmiş olur.
Alacak bir edim karşılığı olmaksızın devredilmiş ya da
kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki
alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden
sorumlu değildir.
2.
İfaya yönelik devir
Madde 191- Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak
devretmekle birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse
devralan, ancak borçludan aldığı veya gereken özeni gösterseydi
alabilecek olduğu miktarı, kendi alacağına mahsup etmek
zorundadır.
3.
Sorumluluğun kapsamı
Madde 192- Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden
aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile birlikte geri
verilmesini,
2. Devrin sebep olduğu giderleri,
3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde etmek için
yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri,
4. Devreden kusursuzluğunu ispat etmedikçe uğradığı diğer
zararlarını.
C. Özel hükümlerin saklılığı
Madde 193- Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş
bulunan hükümler saklıdır.
İKİNCİ AYIRIM
Borcun Üstlenilmesi
A. İç üstlenme sözleşmesi
Madde 194- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi,
borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu
üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına
girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa
etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini
isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence
isteyebilir.
B. Dış üstlenme sözleşmesi
I. Öneri ve kabul
Madde 195- Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan
kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak
sözleşmeyle olur.
İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile
borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme
sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.
Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı,
çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya
onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza
gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.
II. Önerinin bağlayıcılığı
Madde 196- Borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı
tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki
borçlu kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin
bitimine kadar susarsa, öneri reddedilmiş sayılır.
Önerinin alacaklı tarafından kabul edilmesinden önce yeni bir
iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci üstlenmeye ilişkin
olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan,
önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur.
C. Borçlunun değişmesinin sonuçları
I. Bağlı hak ve borçlar
Madde 197- Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun
kendisine bağlı olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır.
Bununla birlikte borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü
kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun
üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam
eder.
II. Savunmalar
Madde 198- Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme
hakkı, yeni borçluya geçer.
Dış üstlenme sözleşmesinden aksi anlaşılmadıkça yeni
borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri sürebileceği
kişisel savunmalarda bulunamaz.
Yeni borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden kaynaklanan
savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.
D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü
Madde 199- Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse,
iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, eski
borç bütün bağlı borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.
Bundan başka, borcu üstlenen üstlenme sözleşmesinin hükümsüz
hâle gelmesinde ve alacaklının zarara uğramasında kendisine bir
kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı, önceden
sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir
sebeple uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.
E. Borca katılma
Madde 200- Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında
yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve
katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu
doğuran bir sözleşmedir.
Borca katılan ile borçlu, alacaklıya karşı müteselsilen
sorumlu olurlar.
F. Malvarlığının veya işletmenin
devralınması
Madde 201- Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve
pasifleri ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya
ticarî işletmeler için Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için
Türkiye genelinde dağıtımı yapılan gazetelerden birinde
yayımlanacak ilânla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara karşı
malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur.
Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki borçlu da devralanla
birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre, muaccel
borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel
olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden işlemeye başlar.
Borçların bu yoldan üstlenilmesinin sonuçları, dış üstlenme
sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.
Bildirme veya ilânla duyurma yükümlülüğü devralan
tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen iki
yıllık süre işlemeye başlamaz.
G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil
değiştirmesi
Madde 202- Bir işletme, başka bir işletme ile aktif ve
pasiflerin karşılıklı olarak devralınması ya da birinin
diğerine katılması yoluyla birleştirilirse, her iki işletmenin
alacaklıları, bir malvarlığının devralınmasından doğan
haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden
alabilirler.
Bir tek kişiye ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık
hâline dönüştürülen bir işletmenin borçları hakkında da
aynı hüküm uygulanır.
H. Özel hükümlerin saklılığı
Madde 203- Mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların
devri konusundaki borcun üstlenilmesine ilişkin özel hükümler
saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Sözleşmenin Devri ve
Sözleşmeye Katılma
A. Sözleşmenin devri
Madde 204- Sözleşmenin devri, sözleşmeyi devralan ile devreden
ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin bu
sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve
borçlarını devralana geçiren bir anlaşmadır.
Sözleşmeyi devralan ile devreden arasında yapılan ve
sözleşmede kalan diğer tarafça önceden verilen izne dayanan veya
sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin devri hükümlerine
tâbidir.
Sözleşmenin devrinin geçerliliği, devredilen sözleşmenin
şekline bağlıdır.
Kanundan doğan halefiyet hâlleri ile diğer özel hükümler
saklıdır.
B. Sözleşmeye katılma
Madde 205- Sözleşmeye katılma, mevcut bir sözleşmeye
taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu
sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında
yer aldığı tarafla birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması
sonucunu doğuran bir anlaşmadır.
Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa, sözleşmeye katılan
ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına
karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.
Sözleşmeye katılmanın geçerliliği, katılma konusu
sözleşmenin şekline bağlıdır.
İKİNCİ KISIM
Özel Borç İlişkileri
BİRİNCİ BÖLÜM
Satış Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı ve hükümleri
Madde 206- Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın
zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna
karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet
bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa
etmekle yükümlüdürler.
Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel,
kararlaştırılmış bedel hükmündedir.
B. Yarar ve hasar
Madde 207- Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede
öngörülen özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında,
satılanın yarar ve hasarı; taşınır satışlarında zilyetliğin
devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar satıcıya
aittir.
Taşınır satışlarında, alıcının satılanın zilyetliğini
devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri
gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.
Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı ifa yerinden
başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya
teslim edildiği anda alıcıya geçer.
İKİNCİ AYIRIM
Taşınır Satışı
A. Konusu
Madde 208- Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu uyarınca
taşınmaz sayılanlar dışında kalan ve diğer kanunlarda taşınır
olarak belirtilen şeylerin satışıdır.
Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş ocağından
çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra
mülkiyeti devredilecek bütünleyici parçaların satılması da
taşınır satışıdır.
B. Satıcının borçları
I. Zilyetliğin devri
1.
Kural
Madde 209- Satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla,
zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür.
2.
Devir ve taşıma giderleri
Madde 210- Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma
gibi devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan
giderler ve satılanın ifa yerinden başka yere taşınması
gerektiğinde, taşıma giderleri alıcıya aittir.
Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma
giderlerini üstlenmiş sayılır.
Liman ve gümrük giderleri olmaksızın devir kararlaştırılmışsa
satıcı, dış satım, transit ve dış alım vergilerini üstlenmiş
sayılır; ancak satılanın alıcı tarafından devralındığı
sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş sayılmaz.
3.
Satıcının temerrüdü
a.
Kural ve ayrık durum
Madde 211- Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun
temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.
Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticarî
satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir
isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının
giderilmesini istediği kabul edilir.
Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise,
belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek
zorundadır.
b.
Giderim borcu ve kapsamı
Madde 212- Borcunu ifa etmeyen satıcı, alıcının bu yüzden
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine
devredilmeyen satılanın yerine, bir başkasını satın almak için
dürüstlük kurallarına uygun olarak ödediği bedel arasındaki
farkın ödenmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan
ise alıcı, onun yerine bir başkasını satın alma zorunda
olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa
fiyatı arasındaki farkın ödenmesini isteyebilir.
II. Zapttan sorumluluk
1.
Konusu
Madde 213- Satış sözleşmesinin kurulduğu sırada var olan bir
hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü
kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan
dolayı alıcıya karşı sorumlu olur.
Alıcı, elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu
sırada biliyor idiyse satıcı, ayrıca üstlenmiş olmadıkça
bundan dolayı sorumlu olmaz.
Satıcı, üçüncü kişinin hakkını gizlemişse, sorumluluğunu
kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan anlaşma kesin
olarak hükümsüzdür.
2.
Yargılama usulü
a.
Davanın bildirimi
Madde 214- Satılanın elinden alınması tehlikesi ile karşılaşan
alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya bildirdiği
zaman satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca
ya alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek
üçüncü kişiye karşı davayı takip etmek ve savunmak
zorundadır.
Bildirme, davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda
yapılmışsa, alıcının aleyhinde verilen hüküm, onun ağır
kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe, satıcı için de
sonuç doğurur.
Dava, kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya
bildirilmemişse satıcı, zamanında bildirilmiş olsaydı daha
elverişli bir hüküm elde edilebileceğini ispatladığı ölçüde
sorumluluktan kurtulur.
b.
Mahkeme kararı olmaksızın geri verme
Madde 215- Satıcının zapttan sorumluluğu aşağıdaki hâllerde
devam eder:
1. Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin üçüncü kişinin
hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış ve
satılanı ona vermişse,
2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı dava açmasını
beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin
uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim
yoluna başvuracağı konusunda gecikmeksizin uyarmış ve bundan
sonuç alamadığı için tahkim yoluna başvurmuşsa.
Satıcının sorumluluğu, alıcının satılanı geri vermekle
yükümlü olduğunu ispat etmesi durumunda da devam eder.
3.
Alıcının hakları
a.
Tam zapt hâlinde
Madde 216- Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa,
satış sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı
satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:
1. Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği
ürünlerin değeri indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin
faizi ile birlikte geri verilmesini,
2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden isteyemeyeceği
giderleri,
3. Davayı satıcıya bildirmekle kaçınılabilecek olanlar
dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama
dışındaki giderleri,
4. Satılanın tamamen elinden alınması yüzünden doğrudan
doğruya uğradığı diğer zararları.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat
etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden
uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.
b.
Kısmî zapt hâlinde
Madde 217- Satılanın bir kısmı elinden alınmış veya satılan
sınırlı aynî bir hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu yüzden
uğradığı zararın giderilmesini isteyebilir.
Ancak alıcının, satılandaki bu durumu bilseydi onu satın
almayacağı durum ve koşullardan anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden
sözleşmenin sona ermesine karar vermesini isteyebilir.
Bu durumda alıcı, satılanın elinde kalmış olan kısmını o
zamana kadar elde etmiş olduğu yararlarla birlikte, satıcıya geri
vermekle yükümlüdür.
III. Ayıptan sorumluluk
1.
Konusu
a.
Genel olarak
Madde 218- Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette
bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu
olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı
olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan
beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde
azaltan maddî, hukukî ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da
sorumlu olur.
Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan
sorumludur.
b.
Hayvan satışında
Madde 219- Hayvan satışında satıcı, yazılı olarak
üstlenmedikçe veya ağır kusuru olmadıkça ayıptan sorumlu
olmaz.
2.
Sorumsuzluk anlaşması
Madde 220- Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır
kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her
anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
3.
Alıcının bildiği ayıplar
Madde 221- Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada
alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir.
Satıcı, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle
görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın
bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.
4.
Gözden geçirme ve satıcıya bildirme
a.
Genel olarak
Madde 222- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin
olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve
satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,
bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır.
Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse,
satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir
gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması
hâlinde bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu
sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir;
bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.
b.
Hayvan satışında
Madde 223- Hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre
yazılı olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine
ilişkin değilse satıcı, ancak ayıbın devrin yapıldığı veya
alıcının devralmada temerrüdünün gerçekleştiği günden
başlayarak dokuz gün içinde kendisine bildirilmesi ve ayrıca,
hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde
yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.
5.
Satıcının ağır kusurunun sonuçları
Madde 224- Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın
kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek
sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar
bakımından da aynı hüküm geçerlidir.
6.
Satılanın başka yerden gönderilmesi
Madde 225- Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu
ileri süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa,
satılanın korunması için gerekli önlemleri geçici olarak
almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu ileri sürdüğü
satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu
satıcıya geri gönderemez.
Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit
ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü
ayıbın, satılanın kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu
ispat yükü alıcıya düşer.
Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi varsa, alıcı onu
bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili,
hattâ satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür.
Alıcı, durumu satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan
zarardan sorumlu olur.
7.
Alıcının seçimlik hakları
a.
Genel olarak
Madde 226- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu
hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini
kullanabilir:
1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden
dönme,
2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim
isteme,
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz
onarılmasını isteme,
4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteme.
Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı
saklıdır.
Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen
vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.
Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde,
durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına
veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.
Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise
alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir
benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini
kullanabilir.
b.
Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması
Madde 227- Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın
ayıptan, beklenmedik hâlden veya mücbir sebepten dolayı yok
olması veya ağır biçimde zarara uğraması, alıcının
sözleşmeden dönme hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda
alıcı, satılandan elinde ne kalmışsa onu geri vermekle
yükümlüdür.
Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa
veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini
değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının
satış bedelinden indirilmesini isteyebilir.
8.
Dönmenin sonuçları
a.
Genel olarak
Madde 228- Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı,
ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle
yükümlüdür. Buna karşılık alıcı da, satıcıdan aşağıdaki
istemlerde bulunabilir:
1. Ödemiş olduğu satış bedelinin, faiziyle birlikte geri
verilmesi,
2. Satılanın tamamen zaptında olduğu gibi, yargılama
giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi,
3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının giderilmesi.
Satıcı, kendisine hiçbir kusur yüklenemeyeceğini ispat
etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle
yükümlüdür.
b.
Birden çok mal satışında
Madde 229- Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir
mal, birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı
çıkarsa, dönme hakkı bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için
kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya satıcıya önemli bir zarar
vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına imkân
yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması
zorunludur.
Satılanın aslı için satıştan dönülmesi, ayrı satış
bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de
kapsar; fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.
9.
Zamanaşımı
Madde 230- Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş
olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her
türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile,
satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden
başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i
hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.
Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu
ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
C. Alıcının borçları
I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın
devralınması
Madde 231- Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış
olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan
satılanı devralmakla yükümlüdür.
Aksine yerel âdet veya anlaşma yoksa, satılanın hemen
devralınması gereklidir.
II. Satış bedelinin belirlenmesi
Madde 232- Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı
alacağını kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve
zamanındaki ortalama piyasa fiyatı üzerinden yapılmış sayılır.
Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre hesaplanıyorsa,
darası indirilir.
Bazı ticarî malların satışında, daralı ağırlıktan miktar
olarak ya da yüzde hesabıyla bir indirim yapılmasına veya
bedelin, daralı ağırlık üzerinden belirlenmesine ilişkin ticarî
teamüller saklıdır.
III. Satış bedelinin muacceliyeti ve faizi
Madde 233- Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının
zilyetliğine girince satış bedeli muaccel olur.
Faiz istenebileceği konusunda bir teamül varsa veya alıcı
maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise ya
da belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi
durumunda, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın satış bedeline
faiz istenebilir.
IV. Alıcının temerrüdü
1.
Satıcının dönme hakkı
Madde 234- Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra
veya ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı
temerrüde düşerse, satıcı herhangi bir işlem gerekmeksizin
satıştan dönebilir.
Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı, durumu gecikmeksizin
alıcıya bildirmek zorundadır.
Satılanın zilyetliği satış bedeli ödenmeden alıcıya
devredilmişse, alıcının temerrüdü sebebiyle satıcının dönme
hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın sözleşmede
açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.
2.
Zararın hesaplanması ve giderimi
Madde 235- Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.
Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan
alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük
kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki
farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.
Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan
ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın, satış bedeli
ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki farkı
alıcıdan giderim olarak isteyebilir.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Taşınmaz Satışı ve
Satış İlişkisi Doğuran Haklar
A. Şekil
Madde 236- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için,
sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır.
Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri,
resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.
B. Satış ilişkisi doğuran haklar
I. Süresi ve şerhi
Madde 237- Önalım ve geri alım hakları en çok yirmibeş
yıllık, alım hakkı ise en çok on yıllık süre için
kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu
siciline şerh edilebilir.
II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi
Madde 238- Aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan
önalım, alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak miras
yoluyla geçer.
Bu hakların devredilebileceği sözleşmeyle kararlaştırılmışsa,
devir işlemi hakkın kurulması için öngörülen şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.
III. Önalım hakkı
1.
İleri sürülmesi
Madde 239- Önalım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik
bakımdan satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması
hâllerinde kullanılabilir.
Taşınmazın, mirasın paylaşımında mirasçılardan birine
özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu
hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla
edinilmesi hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz.
2.
Koşulları ve hükümleri
Madde 240- Satıcı veya alıcı, satış sözleşmesinin
yapıldığını ve içeriğini önalım hakkı sahibine noter
aracılığıyla bildirmek zorundadır.
Önalım hakkı kullanıldıktan sonra satış sözleşmesi
ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan
sebeplerle onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı
ileri sürülemez.
Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi öngörülmemişse,
önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle
kararlaştırdığı satışa ilişkin koşullarla kazanır.
Ekonomik bakımdan satışa eşdeğer işlemlerde de yukarıdaki
hükümler uygulanır.
3.
Kullanılması ve hükümleri
Madde 241- Sözleşmeden doğan önalım hakkını kullanmak
isteyen hak sahibi, bu hak şerhedilmiş ve taşınmazın mülkiyeti
alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya
karşı, satışın veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka
bir işlemin kendisine bildirildiği tarihten başlayarak üç ay ve
her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl içinde
dava açmak zorundadır.
C. Taşınmaz satışı
I. Koşullu satış ve mülkiyetin saklı
tutulması
Madde 242- Bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul
gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil yapılamaz.
Taşınmaz satışında mülkiyeti saklı tutma koşulu da tescil
edilemez.
II. Sorumluluk
Madde 243- Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz,
satış sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını
kapsamıyorsa satıcı, eksiği için alıcıya tazminat ödemekle
yükümlüdür.
Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme dayanılarak tapu
siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa
satıcı, özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü
değildir.
Bir yapının ayıplı olmasından doğan davalar, mülkiyetin
geçmesinden başlayarak beş yılda zamanaşımına uğrar. Ancak,
satıcı ağır kusurlu ise, beş yıllık zamanaşımı süresinden
yararlanamaz.
III. Yarar ve hasar
Madde 244- Satılanın tescilden sonraki bir zamanda alıcı
tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre
belirlenmişse, onun yarar ve hasarı, alıcıya teslimle geçer. Bu
hüküm, alıcının satılanı teslim almada temerrüde düşmesi
durumunda da uygulanır.
Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.
IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların
uygulanması
Madde 245- Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas
yoluyla taşınmaz satışında da uygulanır.
DÖRDÜNCÜ AYIRIM
Bazı Satış Türleri
A. Örnek üzerine satış
I. Tanımı
Madde 246- Örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin
konusu olan malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan
bir örneğe ya da tespit ettikleri bir mala uygun olması üzerinde
anlaşmalarıyla yapılan satıştır.
II. İspat yükü
Madde 247- Örnek üzerine satışta kendisine örnek verilen
taraf, elindeki örneğin kendisine verilmiş örnek olduğunu ispat
yükü altında olmayıp, örneğin biçimi değişmiş olsa bile, bu
değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir sonucu ise, alıcının
iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde bunun
aksini ispat hakkı vardır.
Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş veya yok olmuşsa, kusuru
olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü
alıcıya düşer.
B. Beğenme koşuluyla satış
I. Tanımı
Madde 248- Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı
deneyerek veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan
satıştır.
II. Hükümleri
Madde 249- Beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı kabul
etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte serbesttir.
Satılan, alıcının zilyetliğine geçmiş olsa bile, satılanın
mülkiyeti, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana kadar satıcıda
kalır.
III. Deneme veya gözden geçirme
1.
Satıcının yanında
Madde 250- Deneme veya gözden geçirme satıcının yanında
yapılmak gerekip de alıcı, satılanı sözleşme veya âdete göre
gerekli süre içinde kabul edip etmediğini açıklamazsa, satıcı
sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
Böyle bir süre belirlenmemişse, satıcı uygun bir süre
geçtikten sonra, satılanı kabul edip etmediğini bildirmesi için
alıcıya ihtarda bulunabilir; bu ihtara hemen cevap verilmezse
satıcı, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.
2.
Alıcının yanında
Madde 251- Satılan, denenmeksizin veya gözden geçirilmeksizin
alıcıya verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken süre
içinde veya böyle bir süre yoksa, satıcının ihtarı üzerine
alıcı, satılanı beğenmediğini hemen bildirmez veya onu geri
vermezse, beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
Alıcının, herhangi bir çekince belirtmeksizin satış
bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da satılanı
deneme veya gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla
da beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.
C. Kısmî ödemeli satışlar
I. Taksitle satış
1.
Tanımı, şekli ve içeriği
Madde 252- Taksitle satış, satıcının, satılan taşınırı
alıcıya satış bedelinin ödenmesinden önce teslim etmeyi,
alıcının da satış bedelini kısım kısım ödemeyi
üstlendikleri satıştır.
Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça
geçerli olmaz.
Malın satıcının ticarî faaliyeti kapsamında satılması
hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri,
2. Satışın konusu,
3. Satılanın peşin satış bedeli,
4. Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek ilâve bedel,
5. Toplam satış bedeli,
6. Alıcının nakden veya aynen üstlendiği diğer bütün
edimler,
7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile vadesi ve ikiden az olmamak
üzere taksit sayısı,
8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı,
9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı tutulmasına veya satış
bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma kayıtları,
10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi durumunda, yasal faiz
oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek faiz,
11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2.
Yasal temsilcinin rızası
Madde 253- Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya kısıtlı
tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin
geçerliliği, yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu
durumda rızanın, en geç sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş
olması gerekir.
3.
Sözleşmenin yürürlüğe girmesi ve geri alma açıklaması
Madde 254- Taksitle satış sözleşmesi, alıcı bakımından,
taraflarca imzalanmış sözleşmenin bir nüshasının eline
geçmesinden yedi gün sonra yürürlüğe girer. Alıcı, bu süre
içinde irade açıklamasını geri aldığını satıcıya yazılı
olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri alma
bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç
doğurması için yeterlidir.
Satıcı geri alma süresi içinde malı alıcıya devretmişse
alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği
ölçüde kullanabilir; aksi takdirde sözleşme yürürlüğe girmiş
olur.
Alıcının geri alma hakkını kullanması hâlinde, kendisinden
cayma parası istenemez.
4.
Tarafların hak ve borçları
a.
Peşinatı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi
Madde 255- Alıcı, peşin satış bedelinin en az onda birini en
geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri kalan
kısmını da sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde
ödemekle yükümlüdür.
Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre peşinat miktarı ile
yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi, iki
katına kadar çıkartabilir.
Kanunda belirlenen asgarî peşinatı tamamen almaksızın,
satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı
üzerinde istem hakkını kaybeder.
Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında, satış bedelinde
yapılacak artırma hükümsüzdür.
b.
Alıcının def’ileri
Madde 256- Alıcı, satıcının taksitle satıştan doğan
alacağı ile kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme
hakkından önceden feragat edemez.
Alacağın devredilmesi durumunda alıcının, satış bedeli
alacağına ilişkin def’ileri sınırlanamaz ve ortadan
kaldırılamaz.
c.
Satış bedelinin tamamen ödenmesi
Madde 257- Taksit borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça,
alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada
ödeyerek borcundan kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış bedeline
ilâve edilen bedelin ödenmemiş taksitlere isabet eden kısmı,
yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına
uygun olarak indirilir.
5.
Alıcının temerrüdü
a.
Satıcının seçimlik hakkı
Madde 258- Alıcı peşinatı ödemede temerrüde düşerse
satıcı, sadece peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.
Alıcı taksitleri ödemede temerrüde düşerse satıcı, muaccel
olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin tamamının bir
defada ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir.
Satıcının geri kalan satış bedelinin tamamını isteyebilmesi
veya sözleşmeden dönebilmesi, ancak bu hakkı açık biçimde
saklı tutmuş olmasına ve alıcının kararlaştırılan satış
bedelinin en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen en az iki
taksidi veya en az dörtte birini oluşturan bir taksidi ya da en son
taksidi ödemede temerrüde düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak,
satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği miktar, ödenmiş
olan taksitler tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı
sözleşmeden dönemez.
Satıcı, satış bedelinin geri kalan kısmının tamamen
ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan
önce, alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak zorundadır.
b.
Sözleşmeden dönme
Madde 259- Satıcı, alıcının taksitleri ödemekte temerrüde
düşmesi sebebiyle satılanın alıcıya devrinden sonra sözleşmeden
dönerse, her iki taraf aldığını geri vermekle yükümlüdür.
Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir kullanım bedeli ve satılanın
olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin azalması hâlinde
tazminat da isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa
edilmiş olsaydı elde edecek olduğundan fazlasını isteyemez.
Satıcı, alıcının peşinatı ödemekte temerrüde düşmesi
yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse,
alıcıdan sadece ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden
döndüğü tarihe kadar işleyecek yasal faiz ile sözleşmenin
kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu değer kaybı
sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa,
peşin satış bedelinin yüzde onunu aşamaz.
c.
Hâkimin müdahalesi
Madde 260- Hâkim, temerrüde düşen alıcının borçlarını
ödeyeceği konusunda güvence vermesi ve satıcının da bu yeni
düzenleme dolayısıyla herhangi bir zararının söz konusu
olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme kolaylıkları sağlayabilir
ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilir.
6.
Yetkili mahkeme ve tahkim
Madde 261- Yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcı, tarafı
olduğu taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar
konusunda, yerleşim yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden
feragat edemeyeceği gibi, tahkim sözleşmesi de yapamaz.
7.
Uygulama alanı
Madde 262- Taksitle satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik
amaçla yapılan işlemlere de uygulanır.
Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan ödünç
sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile
birlikte veya bundan bağımsız olarak satış bedeli alacağını
ödünç verene devretmesi veya satıcı ile ödünç verenin başka
surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha sonra taksitler
hâlinde ödemek üzere malın teslimini sağlamaları durumunda,
taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Ödünç sözleşmesinde, taksitle satış sözleşmelerine konulması
zorunlu olan hususların yer alması şarttır. Ancak, bunlardan
peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli yerine, ödünç
alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı
gösterilir.
Peşin satışla bağlantılı taksitle ödünç sözleşmelerinde,
ödünç verene, yasal asgarî peşinatın ödenmiş ve peşin satış
bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi
bir ilâve yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde,
taksitle satışa ilişkin hükümler uygulanmaz.
Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği veya malın bir
ticarî işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın
alınması durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece
258 inci maddenin ikinci fıkrası, 259 uncu maddenin birinci fıkrası
ve 260 ıncı maddesi hükümleri uygulanır.
II. Ön ödemeli taksitle satış
1.
Tanımı, şekli ve içeriği
Madde 263- Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır
bir malın satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi,
satıcının da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı
alıcıya devretmeyi üstlendikleri satıştır.
Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar
belirtilir:
1. Tarafların adı ve yerleşim yeri,
2. Satışın konusu,
3. Toplam satış bedeli,
4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve sözleşmenin süresi,
5. Taksitleri kabule yetkili banka,
6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı,
7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme yapılması
konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı,
8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu sebeple ödeyeceği
cayma parası,
9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.
2.
Tarafların hak ve borçları
a.
Ödemelerin güvenceye bağlanması
Madde 264- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir
bankada kendi adına açılacak gelir getiren bir tasarruf veya
yatırım hesabına yatırmakla yükümlüdür.
Banka, her iki tarafın çıkarlarını gözetmek zorundadır.
Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme yapılabilir.
Bu rıza önceden verilemez.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 268 inci madde
uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün
haklarını kaybeder.
b.
Alıcının malın devrini isteme hakkı
Madde 265- Alıcı satış bedelinin tamamını ödedikten sonra,
her zaman malın kendisine devredilmesini isteyebilir. Ancak, satıcı
malı başkasından sağlayarak devredecek ise alıcı, bunun için
kendisine uygun bir süre tanımak zorundadır.
Satıcının malı alıcıya devredebilmesi için, taksitle satışa
ilişkin koşullara uyulması gerekir.
Alıcı birden çok şey satın almış veya seçim hakkını
saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım devredilmesini, ancak
255 inci maddede öngörülen asgarî peşinatı ödedikten sonra
isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu oluşturduğu hâllerde bu
istemde bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi hâlinde,
satıcıdan satılanı kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın
yüzde onunun kendisine güvence olarak bırakılması koşuluyla
istenebilir.
c.
Satış bedelinin ödenmesi
Madde 266- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde satış bedelinin, satılanın devri anında tamamen
ödenmiş olması gerekir. Satılanın devredilmesini isteyen alıcı,
hesabındaki bakiyeden, satış bedelinin en çok üçte birlik
kısmını satıcı lehine serbest bırakabilir. Ancak, sözleşmenin
kuruluşu sırasında buna ilişkin taahhütte bulunulamaz.
d.
Satış bedelinin belirlenmesi
Madde 267- Satıcının sözleşmenin kurulduğu sırada
belirlenen toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını
saklı tutan bütün kayıtlar geçersizdir.
Ödenecek toplam satış bedeli sözleşmede belirlenmiş olmakla
birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı
tarafından bu eşyayı seçme hakkı alıcıya tanınmış ise
satıcı, peşin satıştaki olağan bedelleri göz önünde tutmak
suretiyle alıcının yapacağı seçime tam olarak uymakla
yükümlüdür.
Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının yararına olduğu
ölçüde geçerlidir.
3.
Sözleşmenin sona ermesi
a.
Cayma hakkı
Madde 268- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman sözleşmeden
cayabilir.
Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi
öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin
kurulması ile cayma arasında geçen süreye bakılarak belirlenir.
Ancak, bu miktar satıcının toplam alacağının yüzde ikisinden
az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış olduğu
ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile
birlikte kendisine geri verilmesini isteyebilir.
Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli olarak
yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi
ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir
taksitle satış sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin
satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden sözleşmeden
cayılmış olursa, cayma parası istenemez.
b.
Sözleşmenin süresi
Madde 269- Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona
erer.
Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği hâlde satılanın
devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık
süre tanır. Alıcı bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı,
alıcıya sözleşmeden cayma hâlinde tanınan haklara sahip olur.
c.
Alıcının temerrüdü
Madde 270- Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüde
düşerse satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri isteyebilir.
Bununla birlikte, toplam alacağın en az onda birini oluşturan ve
birbirini izleyen iki ön ödemenin veya toplam alacağın en az
dörtte birini oluşturan bir tek ön ödemenin ya da sonuncu ön
ödemenin vadesi gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı
bir aylık ödeme süresinin geçmesinden sonra sözleşmeden dönme
hakkına sahip olur.
Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha az olan sözleşmeden
dönerse, 259 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla
uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde satıcı, ancak
268 inci maddenin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını
ve alıcıya ödenmesi gereken ortalama banka faizini aşan
zararlarının giderilmesini isteyebilir.
Bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde temerrüde düşmüş
olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal
anapara faizi ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde
oluşacak eksilmelerin giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu
öngörülmüşse miktarı, satış bedelinin yüzde onunu geçemez.
Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde, dönme konusunda 259
uncu maddenin birinci fıkrası hükmü uygulanır.
4.
Uygulama alanının sınırlanması
Madde 271- Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın
bir ticarî işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla
satın alınması durumunda, 263 ilâ 270 inci maddeler uygulanmaz.
III. Ortak hükümler
Madde 272- Taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal
temsilcinin rızasına, alıcının sözleşmenin kurulmasından
cayma hakkına ve def’ilerine, satıcının alacağının devrine,
hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına ve yetkili
mahkeme ile tahkime ilişkin olanlar, ön ödemeli taksitle satışa
da uygulanır.
Satılanı devir süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce ödemeleri
yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
D. Açık artırma yoluyla satış
I. Tanımı
Madde 273- Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve
koşulları önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en
yüksek bedeli öneren ile yapılan satıştır.
II. Kurulması
Madde 274- Satıcı artırma koşullarında aksi yönde bir irade
açıklamasında bulunmamışsa, herkesin katılabileceği isteğe
bağlı açık artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı
yönetenin en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş
olur.
Cebrî artırma yoluyla satış, artırmayı yöneten memurun en
yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.
III. Hükümleri
1.
Artırmaya katılanın bağlandığı an
a.
Genel olarak
Madde 275- Artırmaya katılan kişi, satış için konulmuş olan
koşullar çerçevesinde önerisiyle bağlıdır.
Aksine bir koşul yoksa, öneride bulunanın bağlılığı,
kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer veya
daha yüksek öneri olup olmadığının sorulması üzerine böyle
bir önerinin olmadığının anlaşılması hâlinde, önerisinin
hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar.
b.
Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında
Madde 276- Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında,
ihalenin veya reddinin artırmadan hemen sonra yapılması gerekir.
Öneride bulunanın bağlılığının artırmadan sonra da devam
edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî
artırmalarda ve ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması
gerektiği durumlarda uygulanmaz.
2.
Ödemenin peşin olması gereği
Madde 277- Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa,
ihale bedelinin peşin ödenmesi gerekir.
İhale bedeli peşin olarak veya artırma koşulları uyarınca
ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.
3.
Mülkiyetin geçmesi
Madde 278- Artırmada taşınır bir mal alan kişi, onun
mülkiyetini ihale anında kazanır. Artırmadan alınan taşınmazın
mülkiyeti, ancak tapu siciline tescille alıcıya geçer.
Artırma görevlisi, satış tutanağında gösterilen taşınmazın
alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine bildirir.
Cebrî artırma sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin
geçmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.
İsteğe bağlı özel artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel
hükümlere tâbidir.
4.
Zapttan ve ayıptan sorumluluk
Madde 279- Cebrî artırmalarda zapttan ve ayıptan sorumluluğa
ilişkin hükümler uygulanmaz.
Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu siciline veya satış
koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları ve
yükleri ile birlikte malik olur.
İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın
zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu
dışında, artırma koşullarında açıkça belirtip duyurmak
suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Artırmanın iptali
Madde 280- Hukuka veya ahlâka aykırı yollara başvurularak
ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal
sebebini öğrendiği günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale
tarihini izleyen bir yıl içinde ihalenin iptalini mahkemeden
isteyebilir.
Cebrî artırmalar hakkında özel hükümler saklıdır.
İKİNCİ BÖLÜM
Mal Değişim Sözleşmesi
A.Tanımı
Madde 281- Mal değişim sözleşmesi, taraflardan birinin diğer
tarafa bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini, diğer
tarafın da karşı edim olarak başka bir veya birden çok şeyin
zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Tâbi olduğu hükümler
Madde 282- Satış sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim
sözleşmesine de uygulanır; buna göre taraflardan her biri,
vermeyi üstlendiği şey bakımından satıcı, kendisine verilmesi
üstlenilen şey bakımından alıcı durumundadır.
C. Zapttan ve ayıptan sorumluluk
Madde 283- Satış sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa
ilişkin hükümleri uygun düştüğü ölçüde, mal değişim
sözleşmesine de uygulanır.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Bağışlama Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 284- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası
sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız
olarak bir kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat etmek veya bir mirası
reddetmek, bağışlama değildir.
Ahlâkî bir ödevin yerine getirilmesi de bağışlama sayılmaz.
B. Bağışlama ehliyeti
I. Bağışlayan için
Madde 285- Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki
mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı
kalmak üzere, bağışlama yapabilir.
Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde başlatılmış bir
yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden
kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal
edilebilir.
II. Bağışlanan için
Madde 286- Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne
sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın
yasal temsilcisi bu kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya
bağışlanılan şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama
ortadan kalkar.
C. Kurulması
I. Bağışlama sözü verme
Madde 287- Bağışlama sözü vermenin geçerliliği, bu
sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
Bir taşınmazın veya taşınmaz üzerindeki aynî bir hakkın
bağışlanması sözü vermenin geçerliliği, ancak resmî şekilde
yapılmış olmasına bağlıdır.
Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan bağışlama sözü
verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden
bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle
bağlanmış olan bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz.
II. Elden bağışlama
Madde 288- Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını
bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.
III. Koşullu bağışlama
Madde 289- Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir.
Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne bağlı olan
bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.
IV. Yüklemeli bağışlama
Madde 290- Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.
Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan tarafından
kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir.
Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş olan bir yüklemenin
yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden
sonra, ilgili kamu kurumuna geçer.
Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin yerine getirilmesi
masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse
bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.
V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama
Madde 291- Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce
ölmesi durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu
koyabilir.
Bağışlama konusu, taşınmaza veya taşınmaz üzerindeki bir
aynî hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline
şerh verilebilir.
VI. Bağışlama önerisinin geri alınması
Madde 292- Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir
malı, başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın
kabulüne kadar, bağışlama önerisini geri alabilir.
D. Bağışlayanın sorumluluğu
Madde 293- Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu
zarara ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı
sorumlu değildir.
Bağışlayan, bağışlanılan şey veya alacak hakkında ayrıca
garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.
E. Bağışlamanın ortadan kalkması
I. Bağışlamanın geri alınması
Madde 294- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri
gerçekleşmişse, elden bağışlamayı veya yerine getirdiği
bağışlama sözünü geri alabilir ve bağışlananın istem
tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun geri
verilmesini isteyebilir:
1. Bağışlanan, bağışlayana veya yakınlarından birine karşı
ağır bir suç işlemişse,
2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun ailesinden bir kimseye
karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde aykırı
davranmışsa,
3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada haklı bir sebep
olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.
II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması
ve ifadan kaçınma
Madde 295- Bağışlama sözü veren, aşağıdaki durumlarda
sözünü geri alabilir ve onu ifadan kaçınabilir:
1. Elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini
isteyebileceği sebeplerden biri varsa,
2. Malî durumu, sonradan sözün yerine getirilmesini kendisi
için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse,
3. Bağışlama sözü verdikten sonra, kendisi için yeni aile
yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli ölçüde
ağırlaşmışsa.
Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme güçsüzlüğü
saptanır veya iflâsına karar verilirse, ifa yükümlülüğü
ortadan kalkar.
III. Geri alma hakkının süresi ve mirasçılara
geçmesi
Madde 296- Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden
başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.
Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan ölürse, geri alma
hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona
ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.
Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini öğrenememişse,
mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı
geri alma hakkını kullanabilirler.
Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka aykırı olarak
öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse,
mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler.
IV. Bağışlayanın ölümü
Madde 297- Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri
içeren bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kira Sözleşmesi
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hükümler
A. Tanımı
Madde 298- Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin
kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını
kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık
kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Kira süresi
Madde 299- Kira sözleşmesi, belirli ve belirli olmayan bir süre
için yapılabilir.
Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle herhangi bir bildirim
olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir; diğer
kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış
sayılır.
C. Kiraya verenin borçları
I. Teslim borcu
Madde 300- Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte,
sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim
etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür.
Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine
değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine
genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme
yapılamaz.
II. Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma
borcu
Madde 301- Kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri
yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda
öngörülmemiş ise, kiraya veren katlanır.
III. Yan giderlere katlanma borcu
Madde 302- Kiraya veren, sözleşmede aksi öngörülmemişse,
kiralananın kullanımıyla ilgili olmak üzere, kendisi veya üçüncü
kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla yükümlüdür.
IV. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından
sorumluluğu
1.
Kiralananın teslim anındaki ayıplarından sorumluluk
Madde 303- Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde
kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın
sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin
hükümlere başvurabilir.
Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise kiracı,
kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı kiraya
verenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.
2.
Kiralananın sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk
a.
Genel olarak
Madde 304- Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı,
kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla
orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini
isteyebilir. Ancak, zararın giderilmesi istemi diğer seçimlik
hakların kullanılmasını önlemez.
Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı
saklıdır.
b.
Ayıbın giderilmesini isteme ve fesih
Madde 305- Kiracı, kiraya verenden kiralanandaki ayıbın uygun
bir sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede ayıp giderilmezse
kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve bundan doğan
alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız
bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir.
Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma elverişliliğini
ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen
sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir.
Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine, uygun bir
süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir.
Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen
vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.
c.
Kira bedelinin indirilmesi
Madde 306- Kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen
ayıpların varlığı hâlinde, bu ayıpların kiraya veren
tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen
süre için, kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim
yapılmasını isteyebilir.
d.
Zararın giderimi
Madde 307- Kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe
kiracı, kiraya verenden kiralananın ayıplı olmasından doğan
zararların giderilmesini isteyebilir.
V. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar
sebebiyle sorumluluk
1.
Zapttan sorumluluk
Madde 308- Bir üçüncü kişinin kiralananda kiracının
hakkıyla bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda kiraya
veren, kiracının bildirimi üzerine davayı üstlenmek ve kiracının
uğradığı her türlü zararı gidermekle yükümlüdür.
2.
Üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak
sahibi olması
a.
Kiralananın el değiştirmesi
Madde 309- Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi
bir sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı
olur.
Kamulaştırmaya ilişkin hükümler saklıdır.
b.
Üçüncü kişinin sınırlı aynî hak sahibi olması
Madde 310- Sözleşmenin kurulmasından sonra üçüncü bir kişi,
kiralanan üzerinde kiracının hakkını etkileyen bir aynî hak
sahibi olursa, kiralananın el değiştirmesiyle ilgili hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.
c.
Tapu siciline şerh
Madde 311- Taşınmaz kiralarında, sözleşmeyle kiracının
kiracılık hakkının tapu siciline şerhi kararlaştırılabilir.
D. Kiracının borçları
I. Kira bedelini ödeme borcu
1.
Genel olarak
Madde 312- Kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür.
2.
İfa zamanı
Madde 313- Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça,
kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en
geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.
3.
Kiracının temerrüdü
Madde 314- Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan
kira bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya
veren kiracıya yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa
etmeme durumunda, sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
Kiracıya verilecek süre en az on gün, konut ve çatılı işyeri
kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya yazılı
bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye
başlar.
II. Özenle kullanma ve komşulara saygı
gösterme borcu
Madde 315- Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle
kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile
komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.
Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda
kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün
süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi
feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira
ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda
bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen
feshedebilir.
Konut ve çatılı işyeri kirasında, kiracının kiralanana
kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya verilecek sürenin
yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu
yükümlülüğe aykırı davranışının kiraya veren veya aynı
taşınmazda oturan kişiler ile komşular bakımından çekilmez
olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir bildirimle
sözleşmeyi hemen feshedebilir.
III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu
Madde 316- Kiracı, kiralananın olağan kullanımı için gerekli
temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür. Bu konuda
yerel âdete de bakılır.
IV. Ayıpları kiraya verene bildirme borcu
Madde 317- Kiracı, kendisinin gidermekle yükümlü olmadığı
ayıpları kiraya verene gecikmeksizin bildirmekle yükümlüdür;
aksi takdirde bundan doğan zarardan sorumludur.
V. Ayıpların giderilmesine ve kiralananın
gösterilmesine katlanma borcu
Madde 318- Kiracı, kiralananın ayıplarının giderilmesine ya
da zararların önlenmesine yönelik çalışmalara katlanmakla
yükümlüdür.
Kiracı, bakım, satış ya da sonraki kiralama için zorunlu
olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü
kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.
Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın gezilip görüleceğini
uygun bir süre önce kiracıya bildirmek ve bunların yapıldığı
sırada kiracının yararlarını göz önünde tutmak zorundadır.
Kiracının kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
E. Özel durumlar
I. Kiralananda yenilik ve değişiklik yapılması
1.
Kiraya veren tarafından
Madde 319- Kiraya veren, kiralananda, kira sözleşmesinin feshini
gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik
ve değişiklikler yapabilir.
Bu yenilik ve değişikliklerin yapılması sırasında kiraya
veren, kiracının menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür.
Kiracının, kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.
2.
Kiracı tarafından
Madde 320- Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasıyla
kiralananda yenilik ve değişiklikler yapabilir.
Yenilik ve değişikliklere rıza gösteren kiraya veren, yazılı
olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski durumuyla
geri verilmesini isteyemez.
Kiracı, aksine yazılı bir anlaşma yoksa, kiraya verenin
rızasıyla yaptığı yenilik ve değişiklikler sonucu ortaya çıkan
önemli değer artışının karşılığının ödenmesini kira
sözleşmesi sona erdiğinde isteyebilir. Daha yüksek bir bedel
ödenmesini öngören yazılı anlaşmalar saklıdır.
II. Alt kira ve kullanım hakkının devri
Madde 321- Kiracı, kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe
yol açmamak koşuluyla, kiralananı tamamen veya kısmen başkasına
kiraya verebileceği gibi, kullanım hakkını da başkasına
devredebilir.
Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, kiraya verenin
yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına
kiralayamayacağı gibi, kullanım hakkını da devredemez.
Alt kiracı, kiralananı kiracıya tanınandan başka biçimde
kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı sorumlu olur.
Bu durumda kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları
alt kiracıya veya kullanım hakkını devralana karşı da
kullanabilir.
III. Kira ilişkisinin devri
Madde 322- Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almadıkça,
kira ilişkisini başkasına devredemez. Kiraya veren, işyeri
kiralarında haklı sebep olmadıkça bu rızayı vermekten
kaçınamaz.
Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira ilişkisi kendisine
devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer ve
devreden kiracı, kiraya verene karşı borçlarından kurtulur.
İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira sözleşmesinin
bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte
müteselsilen sorumlu olur.
IV. Kiralananın kullanılmaması
1.
Genel olarak
Madde 323- Kullanıma elverişli bulundurulduğu sürece
kiralanan, kiracının kendisinden kaynaklanan bir sebeple
kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa bile kiracı, kira
bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin
yapmaktan kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir.
2.
Kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi
Madde 324- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine
uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden
doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya
verilebileceği makul bir süre için devam eder. Kiracının bu
sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul etmesi
beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya
hazır yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira
sözleşmesinden doğan borçları sona erer.
Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler ile kiralananı başka
biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten kaçındığı
yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.
V. Takastan feragat yasağı
Madde 325- Kiracı ve kiraya veren, kira sözleşmesinden doğan
alacaklarını takas etme hakkından önceden feragat edemezler.
F. Sözleşmenin sona ermesi
I.
Sürenin geçmesi
Madde 326- Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse,
kira sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer.
Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma olmaksızın kira
ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli
sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih
bildirimi
1.
Genel olarak
Madde 327- Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her
biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih
dönemi kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine
ve fesih bildirim sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih
dönemlerinin hesabında, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi
esas alınır.
Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih dönemine veya bildirim
süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi için
geçerli olur.
2.
Taşınmaz ve taşınır yapı kiralarında
Madde 328- Taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır
bir yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen
kira döneminin sonu için veya böyle bir âdetin bulunmaması
durumunda, altı aylık kira döneminin sonu için, üç aylık fesih
bildirim süresine uyarak feshedebilir.
3.
Taşınır kiralarında
Madde 329- Taraflardan her biri, bir taşınıra ilişkin kira
sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih bildirim süresine
uyarak her zaman feshedebilir.
Kiraya verenin meslekî faaliyeti gereği kiraya verdiği ve
kiracının da özel kullanımına yarayan taşınır bir malın
kiracısı, kira sözleşmesini, üç aylık kira dönemi sonu için
en az bir ay önceden yapacağı bir fesih bildirimiyle sona
erdirebilir. Bu durumda kiraya verenin, zararının giderilmesini
isteme hakkı yoktur.
III. Olağanüstü fesih
1.
Önemli sebepler
Madde 330- Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını
kendisi için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı
durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her
zaman feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü
fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
2.
Kiracının iflâsı
Madde 331- Kiracı, kiralananın tesliminden sonra iflâs ederse
kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için güvence verilmesini
isteyebilir.
Kiraya veren, güvence verilmesi için kiracı ve iflâs masasına
yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde kendisine
güvence verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi her hangi bir fesih
bildirim süresine uymaksızın hemen feshedebilir.
3.
Kiracının ölümü
Madde 332- Kiracının ölmesi durumunda mirasçıları, yasal
fesih bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için
sözleşmeyi feshedebilirler.
G. Kiralananın geri verilmesi
I. Genel olarak
Madde 333- Kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa, kira
sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür.
Ancak, kiracı sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda
meydana gelen eskimelerden ve bozulmalardan sorumlu değildir.
Kiracının, sözleşmenin sona ermesi hâlinde, sözleşmeye
aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında, başkaca
bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin
anlaşmalar geçersizdir.
II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve kiracıya
bildirme
Madde 334- Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın
durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu
eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek
zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü
sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan
incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların
varlığı hâlinde, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya
veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya
hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır.
H. Kiraya verenin hapis hakkı
I. Konusu
Madde 335- Taşınmaz kiralarında kiraya veren, işlemiş bir
yıllık ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi
olmak üzere, kiralananda bulunan ve kiralananın döşenmesine veya
kullanılmasına yarayan taşınırlar üzerinde hapis hakkına
sahiptir.
Kiraya verenin hapis hakkı, alt kiracının asıl kiracıya olan
kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana getirdiği
aynı nitelikteki taşınırları da kapsar.
Hapis hakkı, kiracının haczedilemeyen malları üzerinde
kullanılamaz.
II. Üçüncü kişilere ait olan eşya
Madde 336- Üçüncü kişilerin, kiraya verenin kiracıya ait
olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile çalınmış,
kaybolmuş veya başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında
çıkmış eşya üzerindeki hakları, kiraya verenin hapis hakkından
önce gelir.
Kiraya veren, kiracı tarafından kiralanana getirilmiş olan
taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira
sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın
fesih döneminin sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis
hakkını kaybeder.
III. Hakkın kullanılması
Madde 337- Kiracı, taşınmak veya kiralananda bulunan
taşınırları başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya
veren, alacağını güvence altına almasını sağlayacak
miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin veya icra müdürünün
kararıyla alıkoyabilir.
Alıkoyma kararının konusu olan eşya, gizlice veya zorla
götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde
kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir.
İKİNCİ AYIRIM
Konut ve Çatılı İşyeri
Kiraları
A. Uygulama alanı
Madde 338- Konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin
hükümler, bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan eşya
hakkında da uygulanır. Ancak bu hükümler, niteliği gereği
geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazların altı ay ve daha
kısa süreyle kiralanmalarında uygulanmaz.
Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul ve esaslar içinde
olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu
hükümler uygulanır.
B. Bağlantılı sözleşme
Madde 339- Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin
kurulması ya da sürdürülmesi, kiracının yararı olmaksızın,
kiralananın kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan bir borç
altına girmesine bağlanmışsa, kirayla bağlantılı sözleşme
geçersizdir.
C. Kullanma giderleri
Madde 340- Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
sözleşmede aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet yoksa,
ısıtma, aydınlatma ve su gibi kullanma giderlerine katlanmakla
yükümlüdür.
Giderlere katlanan taraf, bu giderleri ispat edici belgelerin
birer örneğini, istem üzerine diğer tarafa vermek zorundadır.
D. Kiracının güvence vermesi
Madde 341- Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle
kiracıya güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence üç aylık
kira bedelini aşamaz.
Güvence olarak para veya kıymetli evrak verilmesi
kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın
çekilmemek üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır,
kıymetli evrakı ise bir bankaya depo eder. Banka, güvenceleri
ancak iki tarafın rızasıyla veya icra takibinin kesinleşmesiyle
ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri verebilir.
Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona ermesini izleyen üç ay
içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava
açtığını veya icra ya da iflâs yoluyla takibe giriştiğini
bankaya yazılı olarak bildirmemişse banka, kiracının istemi
üzerine güvenceyi geri vermekle yükümlüdür.
E. Kira bedeli
I. Genel olarak
Madde 342- Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi
dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.
II. Belirlenmesi
Madde 343- Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak
kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında
üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla
geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira
sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli,
bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış
oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın
durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına
bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra
yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın
sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim
tarafından üretici fiyat endeksindeki artış oranı, kiralananın
durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete
uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu
biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan
ilkelere göre değiştirilebilir.
Sözleşmede kira bedeli yabancı para olarak kararlaştırılmışsa,
beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik yapılamaz. Beş
yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı
paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak
üçüncü fıkra hükmü uygulanır.
III. Dava açma süresi ve kararın etkisi
Madde 344- Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman
açılabilir.
Ancak, bu dava, dava dilekçesinin, yeni dönemin başlangıcından
en geç otuz gün önceki bir tarihte kiracıya tebliğ edilmiş ya
da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin
artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde
bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna
kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu
yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.
Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına
ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar
açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni
dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur.
IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı
Madde 345- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka
bir ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin
zamanında ödenmemesi hâlinde sözleşme cezası ödeneceğine veya
sonraki kira bedellerinin muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar
geçersizdir.
F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında
sözleşmenin sona ermesi
I. Bildirim yoluyla
1.
Genel olarak
Madde 346- Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı,
belirli süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş
gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla
bir yıl için uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme
süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak,
onbeş yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi
izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce
bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin
sözleşmeye son verebilir.
Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kiraya
veren ise kiranın başlangıcından onbeş yıl geçtikten sonra,
genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona
erdirebilirler.
Genel hükümlere göre fesih hakkının kullanılabileceği
durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona erdirebilir.
2.
Bildirimin geçerliliği
a.
Şekil
Madde 347- Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih
bildiriminin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.
b.
Aile konutu
Madde 348- Aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan
taşınmazlarda kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira
sözleşmesini feshedemez.
Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya eş haklı sebep
olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu
konuda bir karar vermesini isteyebilir.
Kiracı olmayan eşin, kiraya verene bildirimde bulunarak kira
sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde kiraya veren,
fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini
kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorundadır.
II. Dava yoluyla
1.
Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle
a.
Gereksinim, yeniden inşa ve imar
Madde 349- Kiraya veren, kira sözleşmesini,
1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği
bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri
gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı
onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler
sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,
belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli
sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih
dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak
belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile
sona erdirebilir.
b.
Yeni malikin gereksinimi
Madde 350- Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi,
altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu
diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle
kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay
içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira
sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona
erdirebilir.
Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim sebebiyle
sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin bitiminden
başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.
2.
Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle
Madde 351- Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya
verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı
olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira
sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya
başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.
Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira sözleşmelerinde kira
süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde
ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira
bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı
ihtarda bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin
ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira
yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava yoluyla kira
sözleşmesini sona erdirebilir.
Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya
belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu
bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması
sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir
ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir.
3.
Dava süresinin uzaması
Madde 352- Kiraya veren, en geç davanın açılması için
öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak
bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış
sayılır.
4.
Dava sebeplerinin sınırlılığı
Madde 353- Dava yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine
ilişkin hükümler, kiracı aleyhine değiştirilemez.
5.
Yeniden kiralama yasağı
Madde 354- Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın
boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın,
kiralananı üç yıl geçmedikçe eski kiracısından başkasına
kiralayamaz.
Yeniden inşa ve imar amacıyla boşaltılması sağlanan
taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep olmaksızın üç yıl
geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden inşa
ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni
kira bedeli ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu
hakkın, kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay
içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı sona
erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına
kiralanamaz.
Kiraya veren, bu hükümlere aykırı davrandığı takdirde, eski
kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira
bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.
6.
Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi
Madde 355- Ölen kiracının ortakları veya bu ortakların aynı
meslek ve san’atı yürüten mirasçıları ve ölen kiracı ile
birlikte aynı konutta oturanlar, sözleşmeye ve kanun hükümlerine
uydukları sürece, taraf olarak kira sözleşmesini sürdürebilirler.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Ürün Kirası
A. Tanımı
Madde 356- Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren
bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin
devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği
sözleşmedir.
Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün
belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır.
Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre
belirlenir.
B. Genel hükümlerin uygulanması
Madde 357- Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm
bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler
uygulanır.
C. Tutanak düzenleme
Madde 358- Kira sözleşmesi, araç ve gereçleri, hayvanları,
devredilen eşyayı veya stoklanmış malları da içeriyorsa
taraflar, bunların değerlerini birlikte takdir ederek iki nüsha
düzenleyecekleri tutanağa geçirip imzalayarak, birbirlerine
vermekle yükümlüdürler.
D. Kiraya verenin borçları
I. Teslim borcu
Madde 359- Kiraya veren, birlikte kiralanmış taşınır şeyler
varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin
amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir
durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda
bulundurmakla yükümlüdür.
II. Esaslı onarımlar
Madde 360- Kiraya veren, kira süresi içinde yapılması zorunlu
olan esaslı onarımları, kiracı tarafından bildirilir
bildirilmez, gideri kendisine ait olmak üzere yapmakla yükümlüdür.
E. Kiracının borçları
I. Kira bedelini ve yan giderleri ödeme borcu
1.
Genel olarak
Madde 361- Kiracı, sözleşmede aksine bir hüküm veya yerel
âdet olmadıkça, kira bedelini ve yan giderleri her kira yılının
ve en geç kira süresinin sonunda ödemekle yükümlüdür.
Kiracı, kiralananın tesliminden sonra vadesi gelmiş kira
bedelini veya yan giderleri ödemezse kiraya veren, kiracıya yazılı
olarak en az altmış günlük bir önel verip, bu önel içinde
ödememesi durumunda sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.
2.
Olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim
Madde 362- Tarımsal bir taşınmazın her zamanki verimi,
olağanüstü felâket veya doğal olaylar yüzünden önemli ölçüde
azalırsa kiracı, kira bedelinden orantılı bir miktarın
indirilmesini isteyebilir.
Bu haktan başlangıçta feragat, ancak kira bedelinin
belirlenmesi sırasında bu gibi durumların meydana gelmesi
olasılığı göz önünde tutulmuş veya doğan zarar bir sigorta
ile karşılanmış ise, geçerli olur.
II. Kiralananı kullanma ve işletme borcu
Madde 363- Kiracı, kiralananı özgülendiği amaca uygun ve iyi
bir biçimde işletmekle, özellikle ürün vermeye elverişli bir
durumda bulundurmakla yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin izni olmaksızın, kiralananın işletme
usulünü, kira süresinin bitiminden sonra etkisi görülebilecek
biçimde değiştiremez.
III. Bakım borcu
Madde 364- Kiracı, kiralananın bakımını gereği gibi
sağlamakla yükümlüdür.
Kiracı, yerel âdete uygun olarak küçük onarımları yapmak,
bozulan veya kullanılmayla yok olan düşük değerli araç ve
gereçlerin yerine yenilerini koymak zorundadır.
F. Alt kira ve kullanım hakkını devir yasağı
Madde 365- Kiracı, kiraya verenin rızası olmaksızın
kiralananı başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve
işletme hakkını da başkasına devredemez. Ancak kiracı,
kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için zarar doğuracak
bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir.
Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira sözleşmelerine, alt
kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır.
G. Sözleşmenin sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1.
Sürenin geçmesi
Madde 366- Belirli süreli kira sözleşmesi, sürenin bitiminde
kendiliğinden sona erer.
Ancak, tarafların örtülü olarak sözleşmeyi sürdürmeleri
hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesi birer yıl
için yenilenmiş sayılır.
Yenilenen kira sözleşmesi yasal bildirim süresine uyularak, her
kira yılının sonu için feshedilebilir.
2.
Fesih bildirimi
Madde 367- Belirsiz süreli sözleşmede, fesih bildirim süresi
sözleşme veya yerel âdetle belirlenmemişse, en az altı aylık
bir bildirim süresine uyulmak koşuluyla, taraflardan her biri
sözleşmeyi feshedebilir.
Aksine bir anlaşma yoksa, tarımsal taşınmazlara ilişkin ürün
kiralarında yerel âdetçe uygulanan bahar veya güz mevsimleri
için; diğer ürün kiralarında ise herhangi bir zaman için fesih
bildirimi yapılabilir.
3.
Olağanüstü fesih
a.
Önemli sebepler
Madde 368- Taraflardan biri, kira ilişkisinin devamını kendisi
için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı
durumunda, sözleşmeyi yasal fesih bildirim süresine uyarak her
zaman feshedebilir.
Hâkim, durum ve koşulları göz önünde tutarak, olağanüstü
fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.
b.
Kiracının iflâsı
Madde 369- Kiracının iflâsı hâlinde sözleşme, iflâsın
açıldığı anda, kendiliğinden sona erer. Ancak, kiraya veren,
işlemekte olan kira ve tutanağa geçirilen eşya için yeterli
güvence verildiği takdirde, sözleşmeyi kira yılının sonuna
kadar sürdürmekle yükümlüdür.
c.
Kiracının ölümü
Madde 370- Kiracının ölümü hâlinde, onun mirasçıları ve
kiraya veren, altı aylık yasal fesih bildirim sürelerine uymak
koşuluyla, sözleşmeyi feshedebilirler.
II. Sona ermenin sonuçları
1.
Geri verme
Madde 371- Kira süresinin bitiminde kiracı, kiralananı,
tutanağa geçirilmiş olan bütün eşyalarla birlikte ve
bulundukları durumda geri vermekle yükümlüdür.
Kiracı, iyi işletilme durumunda kaçınılabilecek olan değer
eksiklikleri için tazminat ödemekle yükümlüdür.
Kiracı, kiralanana göstermekle yükümlü olduğu özen
çerçevesinde meydana gelen değer artışları için tazminat
isteyemez.
2.
Tutanağa geçirilmiş eşya
Madde 372- Kiralanan teslim edilirken tutanağa geçirilmiş olan
eşyalara değer biçilmişse kiracı, kira sözleşmesi sona erince,
bunları özdeş tür ve değerde olmak üzere geri vermekle veya
değer eksikliklerini gidermekle yükümlüdür.
Kiracı, kiraya verenin kusurunu ya da mücbir sebebin varlığını
ispat ederek geri vermekten veya tazminat ödemekten kurtulabilir.
Kiracı, kendisinin yaptığı masraflardan veya emeğinden doğan
değer artışı için tazminat isteyebilir.
3.
Ürün ve yetişme giderleri
Madde 373- Tarımsal bir taşınmazın kiracısı, kira
sözleşmesinin sona erdiği anda henüz devşirilmemiş ürünler
üzerinde bir hak ileri süremez.
Ancak kiracı, ürünün yetişmesi için yapmış olduğu tarım
giderlerinin hâkim tarafından belirlenecek miktarını, kiraya
verenden tazminat olarak isteyebilir ve bu tazminat işlemiş
kiralardan indirilir.
4.
Saman, gübre ve benzerleri
Madde 374- Kiralananı geri veren kiracı, düzenli bir işletmenin
gerektirdiği oranda, son yılın samanlarını, hayvan yataklarını,
kuru ot ve gübrelerini kiralananda bırakmakla yükümlüdür.
Kiracı, almış olduğundan daha fazlasını bırakıyorsa,
bıraktığı fazlalık için tazminat isteme hakkına sahiptir;
aldığından daha az bırakıyorsa, eksikleri tamamlamak veya değer
eksikliğini gidermekle yükümlüdür.
H. Hayvan kirası
I. Konusu
Madde 375- Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla bağlantılı
olmayan geviş getirici hayvanların kirasında, aksine anlaşma veya
yerel âdet yoksa, kiralanan hayvanların kira süresi içindeki
bütün ürünleri kiracının olur.
Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek, onlara iyi bakmak ve
kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün belli bir
payını ödemekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
Madde 376- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa kiracı,
kiralanan hayvanların uğradığı bir zarardan, bu zararın,
korumada dikkat ve özen gösterildiği hâlde meydana gelmiş
olduğunu ispat etmedikçe sorumludur.
Kiracı, kendi kusuruyla sebebiyet vermediği olağanüstü koruma
giderleri için kiraya verenden tazminat isteyebilir.
Kiracı, önemli kazaları ya da hastalıkları gecikmeksizin
kiraya verene bildirmekle yükümlüdür.
III. Fesih
Madde 377- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, belirsiz bir
süre için yapılan sözleşmeyi, taraflardan her biri, dilediği
zaman feshedebilir.
Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı ve uygun olmayan
bir zamanda yapılamaz.
BEŞİNCİ BÖLÜM
Ödünç Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Kullanım Ödüncü
A. Tanımı
Madde 378- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir
şeyin karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana
bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi kullandıktan sonra geri
vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Ödünç alanın kullanım hakkı
Madde 379- Ödünç alan, ödünç konusunu ancak sözleşmede
kararlaştırılan şekilde, sözleşmede hüküm yoksa niteliğine
veya özgülendiği amaca göre kullanabilir.
Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına kullandıramaz.
Ödünç alan, bu hükümlere aykırı davrandığı durumlarda,
beklenmedik hâllerden doğan zararlardan da sorumludur. Ancak, bu
hükümlere uymuş olsaydı bile zararın doğacağını ispat ederse
sorumluluktan kurtulur.
II. Bakım ve koruma giderleri
Madde 380- Ödünç alan, ödünç konusunun olağan bakım ve
koruma giderlerini karşılamakla yükümlüdür.
Ödünç alan, ödünç verenin yararına yapmak zorunda kaldığı
olağanüstü giderlerin ödenmesini isteyebilir.
III. Müteselsil sorumluluk
Madde 381- Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen
sorumlu olurlar.
C. Sona ermesi
I. Amacı belirlenmiş kullanmada
Madde 382- Kullanma için belirli bir süre öngörülmemişse,
ödünç alanın, ödünç konusunu sözleşme uyarınca kullanmış
olmasıyla veya kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle sözleşme
sona erer.
Ödünç alan, ödünç konusunu sözleşmeye aykırı olarak
kullanır, onu bozar veya kullanmak için başka bir kimseye verirse
ya da önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç verenin ivedi
gereksinimi ortaya çıkarsa, ödünç veren o şeyi daha önce geri
isteyebilir.
II. Amacı belirlenmemiş kullanmada
Madde 383- Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla
kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu
dilediği zaman geri isteyebilir.
III. Ödünç alanın ölümü
Madde 384- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın
ölmesiyle kendiliğinden sona erer.
İKİNCİ AYIRIM
Tüketim Ödüncü
A. Tanımı
Madde 385- Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir
miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana
devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri
vermeyi üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Faiz
1.
Genel olarak
Madde 386- Ticarî olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde,
taraflarca kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez.
Ticarî tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca
kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.
2.
Faize ilişkin özel kurallar
Madde 387- Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı
belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o
tür ödünçlerde geçerli olan faiz oranı uygulanır.
Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, belirlenen faiz, yıllık
olarak ödenir.
Faizin anaparaya eklenerek birlikte yeniden faiz yürütülmesi
kararlaştırılamaz.
II. Zamanaşımı
Madde 388- Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç
verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer
tarafın bu konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın
geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü
Madde 389- Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından
sonra ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç
konusunun tesliminden kaçınabilir.
Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin kurulmasından önce
ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse,
aynı hakka sahiptir.
C. Para yerine verilen şeyler
Madde 390- Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para
yerine, kıymetli evrak veya ticarî mallar verilirse, borcun tutarı,
bunların teslim zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri
üzerinden hesaplanır; aksine yapılan sözleşme geçersizdir.
D. Geri verme zamanı
Madde 391- Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya
da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı
kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak
altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.
ALTINCI BÖLÜM
Hizmet Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Genel Hizmet Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 392- Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı
olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin
de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği
sözleşmedir.
İşçinin işverene bir hizmeti kısmî süreli olarak düzenli
biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet
sözleşmesidir.
Genel hizmet sözleşmesine ilişkin hükümler, kıyas yoluyla
çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun hükümleri
saklıdır.
B. Kurulması
Madde 393- Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm
olmadıkça özel bir şekle bağlı değildir.
Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak ücret karşılığında
yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de
işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi
kurulmuş sayılır.
Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet sözleşmesi, hizmet
ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet
sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.
C. İşçinin borçları
I. Bizzat çalışma borcu
Madde 394- Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi
anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla
yükümlüdür.
II. Özen ve sadakat borcu
Madde 395- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin
haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır.
İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik
sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak
ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş
olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna
aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye
hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete
girişemez.
İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim
ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı
süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz.
İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu
ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır
saklamakla yükümlüdür.
III. Teslim ve hesap verme borcu
Madde 396- İşçi, üstlendiği işin görülmesi sırasında
üçüncü kişiden işveren için aldığı şeyleri ve özellikle
paraları derhâl ona teslim etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle
yükümlüdür.
İşçi, hizmetin ifasından dolayı elde ettiği şeyleri de
derhâl işverene teslim etmekle yükümlüdür.
IV. Fazla çalışma borcu
Madde 397- Fazla çalışma, ilgili kanunlarda belirlenen normal
çalışma süresinin üzerinde ve işçinin rızasıyla yapılan
çalışmadır. Ancak, normal süreden daha fazla çalışmayı
gerektiren bir işin yerine getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi
bunu yapabilecek durumda bulunur ve aynı zamanda kaçınması da
dürüstlük kurallarına aykırı olursa işçi, karşılığı
verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine getirmekle
yükümlüdür.
Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.
V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu
Madde 398- İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki
davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara
özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük
kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar.
VI. İşçinin sorumluluğu
Madde 399- İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü
zarardan sorumludur.
Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması,
uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin
işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve
nitelikleri göz önünde tutulur.
D. İşverenin borçları
I. Ücret ödeme borcu
1.
Ücret
a.
Genel olarak
Madde 400- İşveren, işçiye sözleşmede veya toplu iş
sözleşmesinde belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde
ise, alışılmış olan ücreti ödemekle yükümlüdür.
İşçi işverenle birlikte yaşıyorsa, aksine anlaşma veya
yerel âdet olmadıkça barınma ve beslenme, ücretin bir bölümünü
oluşturur.
b.
Fazla çalışma ücreti
Madde 401- İşveren, fazla çalışma için işçiye normal
çalışma ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle
yükümlüdür.
İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma ücreti yerine,
uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin
verebilir.
c.
İşin sonucundan pay alma
Madde 402- Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden,
cirodan veya kârdan belli bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa,
hesap dönemi sonunda bu pay, yasal hükümler veya genellikle kabul
edilmiş ticarî esaslar göz önünde tutularak belirlenir.
İşçiye belli bir pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde,
payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye veya onun
yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı
bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan
işletmeyle ilgili defter ve belgeleri incelemesine sunmak; kârdan
bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, işveren işçiye, istemi
üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek zorundadır.
d.
Aracılık ücreti
Madde 403- İşçiye belli işlerde aracılık yapması
karşılığında işverence bir ücret ödeneceği
kararlaştırılmışsa, aracılık yapılan işlemin üçüncü kişi
ile geçerli olarak kurulmasıyla işçinin istem hakkı doğar.
Borçların kısım kısım ifa edileceği sözleşmeler ile
sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret isteminin bu
kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya yerine getirilmesiyle
doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir.
İşçinin aracılığı suretiyle işveren ile üçüncü kişi
arasında kurulan sözleşme, işveren tarafından kusuru olmaksızın
ifa edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse,
ücret istemine yönelik hak sona erer. Sadece kısmî ifa hâlinde,
ücretten orantılı olarak indirim yapılır.
Sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek aracılık ücretinin
hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işveren işçiye
ücretin muaccel olduğu her dönem için, bu ücrete tâbi işlemleri
de içeren yazılı hesap vermekle yükümlüdür.
Hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya çıkarsa işveren,
işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da
hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını
oluşturan işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine
sunmak zorundadır.
e.
İkramiye
Madde 404- İşveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi
belirli günler dolayısıyla işçilerine özel ikramiye verebilir.
Ancak, işçilerin bu ikramiyeyi istem hakları bu konuda anlaşma
olması hâlinde doğar.
Hizmet sözleşmesi ikramiyenin verildiği dönemden önce sona
ermişse, işçinin ikramiyeden çalıştığı süre ile orantılı
bir bölümünü isteme hakkı, ancak bu konuda anlaşma olması
hâlinde doğar.
2.
Ücretin ödenmesi
a.
Ödeme süresi
Madde 405- Aksine âdet olmadıkça, işçiye ücreti her ayın
sonunda ödenir. Ancak, hizmet sözleşmesi veya toplu iş
sözleşmesiyle daha kısa ödeme süreleri belirlenebilir.
Daha kısa bir ödeme süresi kararlaştırılmamışsa veya
aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her ayın sonunda ödenir.
Ancak, işlemlerin yapılması altı aydan daha uzun bir süre
gerektirdiği takdirde, aracılık ücreti asıl ücrete ek olarak
kararlaştırılmışsa, yazılı anlaşmayla ödeme daha ileri bir
tarihe bırakılabilir.
Asıl ücrete ek olarak üretilenden pay verilmesi öngörülen
hâllerde, ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan
pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise payın, hesap dönemini
izleyen en geç üç ay içinde belirlenerek ödenmesi şarttır.
İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının ortaya çıkması
hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise, hizmetiyle
orantılı olarak avans vermekle yükümlüdür.
b.
Ücretin korunması
Madde 406- Ücret, sözleşmeyle aksi kararlaştırılmadıkça,
işyerinde veya özel olarak açılan bir banka hesabına ödenir.
Her ödeme döneminde, işçiye hesap pusulası verilir.
İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret borcunu işçinin
rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten sebebiyet
verdiği bir zarardan doğan alacaklar, ücretin haczedilebilir kısmı
kadar takas edilebilir.
Ücretin işveren lehine kullanılacağına ilişkin anlaşmalar
geçersizdir.
3.
İşgörme ediminin ifasının engellenmesi durumunda ücret
a.
İşverenin temerrüdü durumunda
Madde 407- İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini
kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye
ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra
yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle
yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı
veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden
indirilir.
b.
İşçinin çalışmayı durdurması durumunda
Madde 408- Uzun süreli bir hizmet ilişkisinde işçi, hastalık,
askerlik veya kanundan doğan çalışma ve benzeri sebeplerle kusuru
olmaksızın, iş gördüğü süreye oranla kısa bir süre için
işgörme edimini ifa edemezse işveren, başka bir yolla
karşılanmadığı takdirde, o süre için işçiye hakkaniyete
uygun bir ücret ödemekle yükümlüdür.
4.
Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi
Madde 409- İşçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası
haczedilemez, başkasına devredilemez ve rehnedilemez. Ancak,
işçinin bakmakla yükümlü olduğu aile bireyleri için hâkim
tarafından takdir edilecek miktar, bu orana dahil değildir. Nafaka
alacaklılarının hakları saklıdır.
Gelecekteki ücret alacaklarının devredilmesi veya rehnedilmesi
geçersizdir.
5.
Parça başına veya götürü iş
a.
İş verme
Madde 410- İşçi, sözleşme gereğince yalnız bir işveren
için sadece parça başına veya götürü iş yapmayı üstlenmişse
işveren, ona yeterli iş vermekle yükümlüdür.
İşveren, kendi kusuru olmaksızın sözleşmede öngörülen
parça başına veya götürü iş sağlayamayacak durumda bulunduğu
veya işletme koşulları geçici olarak gerektirdiği takdirde
işçiye, ücreti zaman esasına göre öder. Bu durumda, zamana göre
ödenecek ücret, anlaşmada veya hizmet ya da toplu iş
sözleşmesinde belirlenmemişse işveren, işçiye parça başına
veya götürü olarak daha önce aldığı ortalama ücrete eşdeğer
bir ücret ödemekle yükümlüdür.
Parça başına veya götürü ya da zamana göre iş sağlayamayan
işveren, en azından işgörme edimini kabulde temerrüt hükümleri
uyarınca zamana göre işgörmede ödeyeceği ücreti ödemekle
yükümlüdür.
b.
Birim ücreti
Madde 411- İşçi, sözleşme gereğince parça başına veya
götürü olarak çalışmayı üstlendiği takdirde işveren, her
işin başlamasından önce ona ödenecek birim ücretini bildirmekle
yükümlüdür.
Bu bildirimi yapmayan işveren, aynı veya benzer bir iş için
belirlenmiş olan birim ücretini ödemekle yükümlüdür.
II. İş araç ve malzemeleri
Madde 412- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işveren işçiye
bu iş için gerekli araçları ve malzemeyi sağlamakla yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak kendi araç veya malzemesini işin
görülmesine özgülerse, aksi anlaşmada kararlaştırılmadıkça
veya yerel âdet bulunmadıkça işveren, bunun için işçiye uygun
bir karşılık ödemekle yükümlüdür.
III. Giderler
1.
Genel olarak
Madde 413- İşveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü
harcama ile işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı takdirde,
geçimi için zorunlu olan harcamaları da ödemekle yükümlüdür.
Yazılı olarak yapılmış bir hizmet veya toplu iş
sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması
kararlaştırılan harcamaların, işçiye götürü biçimde günlük,
haftalık veya aylık olarak ödenmesi öngörülebilir. Ancak bu
ödeme, zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az olamaz.
Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen işçi tarafından
bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.
2.
Taşıma araçları
Madde 414- İşçi, işin görülmesi için işverenle anlaşarak
işverenin veya kendisinin sağladığı bir taşıma aracı
kullanıyorsa, taşıtın işletilmesi ve bakımı için gerekli
olağan giderler, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence
karşılanır.
İşçi işverenle anlaşarak, işin görülmesinde kendi motorlu
aracını kullanıyorsa, işveren ayrıca bu araçla ilgili vergiyi,
zorunlu malî sorumluluk sigortası primini ve aracın yıpranması
karşılığında uygun bir tazminatı hizmet için kullanıldığı
ölçüde işçiye ödemekle yükümlüdür.
İşçi işverenle anlaşarak, hizmetin görülmesinde kendisine
ait diğer taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanıyorsa
işveren, bunların kullanma ve bakımı için gerekli olan olağan
giderleri hizmet için kullanıldığı ölçüde karşılamakla
yükümlüdür.
3.
Giderlerin ödenmesi
Madde 415- İşçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağı,
daha kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet
yoksa, her defasında ücretle birlikte ödenir.
İşçi, sözleşmeden doğan borçlarını yerine getirmek için
düzenli olarak masraf yapıyorsa, kendisine en az ayda bir olmak
üzere belirli aralıklarla uygun bir avans verilir.
IV. İşçinin kişiliğinin korunması
1.
Genel olarak
Madde 416- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini
korumak ve saygı göstermek, sağlığını gerektirdiği ölçüde
gözetmek ve işyerinde ahlâka uygun bir düzenin
gerçekleştirilmesini sağlamakla, özellikle kadın ve erkek
işçilerin cinsel tacize uğramamaları ve cinsel tacize uğramış
olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri
almakla yükümlüdür.
İşveren, işçinin yaşamını, sağlığını ve bedensel
bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri almakla
yükümlüdür. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan
işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği
kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan
uygulanabilir ve işyerinin özelliklerine uygun olan önlemleri
almakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine uymaması sonucunda
işçinin ölmesi durumunda, desteğinden yoksun kalanların bu
yüzden uğradıkları zararlara karşılık isteyecekleri tazminat,
sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tâbidir.
2.
Ev düzeni içinde çalışmada
Madde 417- İşçi işverenle birlikte ev düzeni içinde
yaşıyorsa işveren, yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla
yükümlüdür.
İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya kaza gibi sebeplerle
işgörme edimini yerine getiremezse işveren, sosyal sigortalar
yardımlarından yararlanamayan, bir yıla kadar çalışmış
işçinin bakımını ve tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak
zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her hizmet yılı için söz
konusu süre, dört haftayı aşmamak üzere ikişer gün artırılır.
İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum yapması durumunda da
aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür.
3.
Kişisel verilerin kullanılmasında
Madde 418- İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak
işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin
ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir.
Özel kanun hükümleri saklıdır.
V. Ceza koşulu ve ibra
Madde 419- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan
ceza koşulu geçersizdir.
İşçinin işverenden olan alacağına ilişkin ibra
sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve ibra konusu alacağın
türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi şarttır.
Hizmet sözleşmesi devam ederken veya sona ermesinden başlayarak
bir ay geçmeden işçi aleyhine yapılan ibra sözleşmeleri kesin
olarak hükümsüzdür.
İşçinin haklarını yeterince korumadığı veya aşırı
ölçüde sınırladığı açıkça belli olan ibra sözleşmelerinin,
hizmet ilişkisinin sona erdiği tarihten başlayarak iki yıl içinde
iptali istenebilir.
VI. Tatil ve izinler
1.
Hafta tatili ve iş arama izni
Madde 420- İşveren, işçiye her hafta, kural olarak pazar günü
veya durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma günü
tatil vermekle yükümlüdür.
İşveren, belirsiz süreli hizmet sözleşmesinin feshi hâlinde,
bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir kesinti olmaksızın,
günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür.
İzin saatlerinin ve günlerinin belirlenmesinde, işyerinin ve
işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur.
2.
Yıllık izin
a.
Süresi
Madde 421- İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere
yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile
elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli
yıllık izin vermekle yükümlüdür.
b.
İndirimi
Madde 422- İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla
toplam bir aydan daha uzun bir süreyle hizmeti yerine getirmediği
takdirde işveren, çalışılmayan her tam ay için, yıllık
ücretli izin süresinden bir gün indirim yapabilir.
İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru olmaksızın
hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin
yerine getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç
ay süreyle işgörme edimini yerine getiremediği takdirde, işveren
yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz.
İşveren, gebelik ve doğum yapma sebebiyle işgörme edimini en
çok üç ay süreyle yerine getiremeyen kadın işçinin yıllık
ücretli izin süresinden indirim yapamaz.
Hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle, işçinin aleyhine hüküm
doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine aykırı
düzenleme yapılamaz.
c.
Kullanılması
Madde 423- Yıllık ücretli izinler, kural olarak aralıksız
biçimde verilir; ancak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek
de kullanılabilir.
İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini, iş yerinin veya ev
düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin
isteklerini göz önünde tutarak belirler.
d.
Ücreti
Madde 424- İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her
işçiye, yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücretini, ilgili
işçinin izne başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans
olarak vermekle yükümlüdür.
İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, işverenden
alacağı para ve başka menfaatler karşılığında yıllık
ücretli izin hakkından feragat edemez.
Hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi hâlinde,
işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin sürelerine
ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden
kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin
zamanaşımı, hizmet sözleşmesinin sona erdiği tarihte işlemeye
başlar.
Yıllık ücretli iznini kullanmakta olan işçinin bu süre
içinde ücret karşılığı bir işte çalıştığı anlaşılırsa,
izin süresi için kendisine ödenen ücret işveren tarafından geri
alınabilir.
VII. Hizmet belgesi
Madde 425- İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin
türünü ve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle
yükümlüdür.
İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde, hizmet
belgesinde onun işgörmedeki becerisi ile tutum ve davranışları
da belirtilir.
Hizmet belgesinin zamanında verilmemesinden veya belgede doğru
olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören işçi veya işçiyi işe
alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.
E. Sınaî ve fikrî mülkiyet hakkı
Madde 426- Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin
hakları, bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî
mülkiyet hakları konusunda özel kanun hükümleri uygulanır.
F. Hizmet ilişkisinin devri
I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün
devri
Madde 427- İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukukî bir
işlemle başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde
veya bir bölümünde mevcut olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak
ve borçları ile birlikte devralana geçer.
İşçinin hizmet süresine bağlı hakları bakımından, onun
devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.
Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde, devirden önce
doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan,
devreden ve devralan işveren müteselsilen sorumludurlar. Ancak,
devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu,
devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.
II. Sözleşmenin devri
Madde 428- Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası
alınmak suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene
devredilebilir.
Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve borçları ile
birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda,
işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden
işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.
G. Sözleşmenin sona ermesi
I. Belirli süreli sözleşmede
Madde 429- Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi
kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek
olmaksızın, sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.
Belirli süreli sözleşme, süresinin bitiminden sonra örtülü
olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli
süreli hizmet sözleşmesi kurulabilir.
Taraflardan her biri, on yıldan uzun süreli hizmet sözleşmesini
on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim süresine
uyarak feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında
hüküm ifade eder.
Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona ereceği kararlaştırılmış
ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa, sözleşme
belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.
II. Belirsiz süreli sözleşmede
1.
Genel olarak fesih hakkı
Madde 430- Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi
fesih sürelerine uyarak feshetme hakkı vardır.
2.
Fesih bildirim süresi
a.
Genel olarak
Madde 431- Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden
önce, durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.
Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer tarafa ulaşmasından
başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi
için iki hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi
için dört hafta ve beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı
hafta sonra sona erer.
Bu süreler kısaltılamaz; ancak sözleşmeyle artırılabilir.
İşveren, fesih bildirim süresine ait ücreti peşin vermek
suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir.
Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf için de aynı olması
zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki
tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır.
Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı hâllerde fesih
bildirim süreleri işlemez.
b.
Deneme süresi içinde
Madde 432- Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak
koşuluyla deneme süresi koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa
taraflar, bu süre içinde fesih süresine uymak zorunda olmaksızın,
hizmet sözleşmesini tazminatsız feshedebilirler.
İşçinin çalıştığı günler için ücret ve diğer hakları
saklıdır.
III. Feshe karşı koruma
Madde 433- Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye
kullanılarak sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih
bildirim süresine ait ücretin üç katı tutarında tazminat
ödemekle yükümlüdür.
IV. Derhâl fesih
1.
Koşulları
a.
Haklı sebepler
Madde 434- Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi
derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini
yazılı olarak bildirmek zorundadır.
Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük kurallarına göre
hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve
koşullar, haklı sebep sayılır.
b.
İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi
Madde 435- İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde
işçi, sözleşmeden doğan hakları uygun bir süre içinde işveren
tarafından güvenceye bağlanmazsa, sözleşmeyi derhâl
feshedebilir.
2.
Sonuçları
a.
Haklı sebeple fesihte
Madde 436- Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye
uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet
ilişkisine dayanan bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen
gidermekle yükümlüdür.
Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde
tutarak haklı sebeple feshin maddî sonuçlarını serbestçe
değerlendirir.
b.
Haklı sebebe dayanmayan fesihte
Madde 437- İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet
sözleşmesini derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli
sözleşmelerde, fesih bildirim süresine; belirli süreli
sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu
sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak
isteyebilir.
İşçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf
ettiği miktar ile başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde
etmekten kaçındığı gelir, tazminattan indirilir.
Hâkim, bütün durum ve koşulları göz önünde tutarak, ayrıca
miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye
ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı,
işçinin altı aylık ücretinden fazla olamaz.
c.
İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması
Madde 438- İşçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı
veya aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin
dörtte birine eşit bir tazminat isteme hakkına sahiptir.
İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme hakkı da
vardır.
İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı zarar işçinin
aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı
indirebilir.
Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona ermemişse işveren,
işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından başlayarak
otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak
zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer.
V. İşçinin veya işverenin ölümü
1.
İşçinin ölümü
Madde 439- Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona
erer. İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan
çocuklarına, yoksa bakmakla yükümlü olduğu kişilere, ölüm
gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi beş yıldan uzun
bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme
yapmakla yükümlüdür.
2.
İşverenin ölümü
Madde 440- İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları
alır. Bu durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri
ile gerçekleşen hizmet ilişkisinin devrine ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.
Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak işverenin kişiliği
dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle
kendiliğinden sona erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden
önce sona ermesi yüzünden uğradığı zarar için, mirasçılardan
hakkaniyete uygun bir tazminat isteminde bulunabilir.
VI. Sözleşmenin sona ermesinin sonuçları
1.
Borçların muaccel olması
Madde 441- Sözleşmenin sona ermesiyle, sözleşmeden doğan
bütün borçlar muaccel olur.
Muacceliyet ânı, işçinin aracılığı suretiyle kurulan
hukukî ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet
sözleşmesinin sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa
edilecekse altı aya; dönemsel edimler içeren ilişkilerde bir
yıla; sigorta sözleşmelerinde veya ifası altı aydan uzun bir
süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar, yazılı bir
anlaşmayla ertelenebilir.
Üretilenden pay verilmesi öngörülen hâllerde ürün payı
belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi
kararlaştırılan hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç
üç ay sonunda muaccel olur.
2.
Geri verme yükümlülüğü
Madde 442- Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her
biri, diğerinden veya üçüncü bir kişiden diğerinin hesabına,
hizmetle ilişkili olarak almış olduğu şeyleri geri vermekle
yükümlüdür.
İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve trafik izin
belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf
avanslarını geri vermekle yükümlüdür.
Tarafların hapis hakları saklıdır.
VII. Rekabet yasağı
1.
Koşulları
Madde 443- Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı,
sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla
rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme
açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların
dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine
girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.
Rekabet yasağı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri
çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler
hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu
bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep
olacak nitelikteyse geçerlidir.
2.
Sınırlandırılması
Madde 444- Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini
hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer,
zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar
içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı
aşamaz.
Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve
koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş
olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde
tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.
3.
Aykırı davranışların sonuçları
Madde 445- Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun
sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle
yükümlüdür.
Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve
sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı
ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak,
işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır.
İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi
dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması
koşuluyla, kendisinin ihlâl veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi
ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı
davranışa son verilmesini de isteyebilir.
4.
Sona ermesi
Madde 446- Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın
sürdürülmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse
sona erer.
Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından
veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından
feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.
H. Makbuz hükmünde sayılmama
Madde 447- İşçinin hizmet sözleşmesinden doğan alacaklarını
tahsil ettiğine ilişkin olarak işverene verdiği yazılı belge,
bu alacakların türü ve miktarı açıkça belirtilmedikçe, makbuz
hükmünde değildir.
İKİNCİ AYIRIM
Pazarlamacılık Sözleşmesi
A. Tanımı ve kurulması
I. Tanımı
Madde 448- Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli
olarak, bir ticarî işletme sahibi işveren hesabına ve
işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık
etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen
işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık
ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.
II. Kurulması
Madde 449- Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmenin süresini,
sona ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve masrafların
nasıl ödeneceğini, taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı
ülkede ise uygulanacak hukukun ve yetkili mahkemenin hangisi
olduğunu içerir.
Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer alması öngörülen
hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve alışılmış
hizmet koşulları uygulanır.
B. Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri
I. Yükümlülükleri
Madde 450- Pazarlamacı, talimata uymamasını zorunlu kılan
haklı bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak
müşterileri ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni
olmadıkça, kendisi veya üçüncü kişiler hesabına işlem
yapamaz, aracılık edemez.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse, talimatta öngörülen
fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır; işveren
razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz.
Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile ilgili olarak düzenli
biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri işverene
derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli
olayları bildirmekle yükümlüdür.
II. Garanti
Madde 451- Pazarlamacının, müşterilerin ödememelerinden veya
diğer yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına ya
da alacağın tahsili için yapılacak masrafları tamamen veya
kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmalar, kesin olarak
hükümsüzdür.
Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle işlem yapıyorsa,
müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her
bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere
karşılamayı, uygun bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla
yazılı olarak üstlenebilir.
Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan pazarlamacılar, bir
primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle, bunun
tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda,
bu amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını
karşılayacaklarını, yazılı olarak üstlenebilirler.
III. Yetkileri
Madde 452- Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı,
sadece işlemlere aracılık etmeye yetkilidir.
Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili kılınmışsa yetkisi, bu
işlerin icrası için gereken bütün olağan hukukî işlem ve
fiilleri kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilât
yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez.
C. İşverenin özel yükümlülükleri
I. Faaliyet alanı
Madde 453- Pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya
belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi verilmiş
ve aksine yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına
aynı alan veya çevrede faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak,
kendisi üçüncü kişilerle işlem yapabilir.
Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri çevresine ilişkin
hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren,
söz konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş
olsa bile, bu süreye uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir;
ancak, bu durumda pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini
haklı sebeple sona erdirme hakkı saklıdır.
II. Ücret
1.
Genel olarak
Madde 454- İşveren, pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan
veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret ödemekle
yükümlüdür.
Ücretin tamamının veya önemli kısmının komisyondan
oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan
komisyonun, pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını
oluşturması koşuluyla geçerlidir.
Deneme süresi için ödenecek ücret, serbestçe
kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.
2.
Komisyon
Madde 455- Pazarlamacı, belirli bir pazarlama alanı veya belirli
bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi sadece kendisine
verilmişse, kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede yaptığı
bütün işlerde kararlaştırılmış ya da alışılmış olan
komisyonun ödenmesini isteyebilir.
Belirli bir pazarlama alanı veya belirli müşteri çevresinde
faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte başkalarına da
verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya
bizzat yaptığı işler için komisyon ödenir.
Komisyonun muaccel olması anında, yapılan işin değeri henüz
kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan en
az değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine
getirilmesinde ödenir.
3.
Pazarlama faaliyetinin engellenmesi
Madde 456- Pazarlamacının pazarlama işlerini yürütmesi, kendi
kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun
gereği bu hâlde bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret,
sabit ücrete ve komisyonun kaybı sebebiyle ödenebilecek uygun
tazminata göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin beşte birinden
az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı
olarak kararlaştırılabilir.
Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru olmaksızın
yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını
almışsa, işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve
kendisinden beklenebilecek işleri onun işletmesinde yapmakla
yükümlüdür.
III. Harcamalar
Madde 457- Pazarlamacı, aynı zamanda birden fazla işveren
hesabına faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde
kararlaştırılmadıkça, her işveren, pazarlamacının
harcamalarına eşit olarak katılmakla yükümlüdür.
Harcamaların tamamen veya kısmen sabit ücrete veya komisyona
dahil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
IV. Hapis hakkı
Madde 458- Pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacaklar
ile işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz
muaccel olmayan alacakların güvence altına alınması için
pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli evrak ve tahsil yetkisine
dayanarak müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde hapis
hakkına sahiptir.
Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini, fiyat tarifelerini,
müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri alıkoyamaz.
D. Sona ermesi
I. Özel fesih süresi
Madde 459- Komisyon, sabit ücretin en az beşte birini
oluşturuyor ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa
işveren, bir önceki mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle
çalışmaya devam eden pazarlamacının sözleşmesini, yeni mevsim
sırasında iki aylık fesih süresine uyarak feshedebilir.
Aynı koşullar altında pazarlamacı da, kendisini bir önceki
mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da çalıştırmaya
devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına
kadar olan dönemde, iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi
feshedebilir.
II. Özel sonuçlar
Madde 460- Sözleşmenin sona ermesi hâlinde, pazarlamacının
bizzat yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün
işlemler ile kabul ve yerine getirme zamanına bakılmaksızın,
sözleşmenin sona ermesine kadar işverene iletilen bütün
siparişler için komisyon ödenir.
Sözleşmenin sona ermesi hâlinde pazarlamacı, pazarlamacılık
faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek ve modelleri,
fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer
belgeleri işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak,
pazarlamacının hapis hakkı saklıdır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Evde Hizmet Sözleşmesi
A.Tanımı ve çalışma koşulları
I. Tanımı
Madde 461- Evde hizmet sözleşmesi, işverenin verdiği işi,
işçinin kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde, bizzat
veya aile bireyleriyle birlikte bir ücret karşılığında görmeyi
üstlendiği sözleşmedir.
II. Çalışma koşullarının bildirilmesi
Madde 462- İşveren, işçiye her yeni iş verişinde genel
çalışma koşulları dışında kalan ve o işe özgü özellikleri
bildirir; gerekiyorsa işçi tarafından sağlanacak malzemeyi, bu
malzemenin sağlanması için kendisine ne miktarda ödemede
bulunacağını ve iş için ödeyeceği ücreti de işçiye yazılı
olarak bildirir.
İşin verilmesinden önce malzeme için ödenecek bedel ve iş
için ödenecek ücret yazıyla bildirilmemişse, bu işlerde
uygulanan alışılmış bedel ve ücret ödenir.
III. İşçinin özel borçları
1.
İşin yapılması
Madde 463- İşçi, işe zamanında başlamak, işi
kararlaştırılan zamanda bitirmek ve çalışmanın sonucunu
işverene teslim etmekle yükümlüdür.
İş, işçinin kusuruyla ayıplı olarak görülmüşse işçi,
giderilmesi mümkün olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak
üzere gidermek zorundadır.
2.
Malzeme ve iş araçları
Madde 464- Malzeme ve iş araçları işveren tarafından
sağlanmışsa, işçi bunları gereken özeni göstererek kullanmak,
bundan dolayı hesap vermek, ayrıca kalan malzeme ile iş araçlarını
da işverene teslim etmekle yükümlüdür.
İşçi işi görürken, kendisine teslim edilen malzemenin veya
iş araçlarının bozuk olduğunu belirlerse, durumu hemen işverene
bildirir ve işe devam etmeden önce, onun talimatını bekler.
İşçi, kendisine teslim edilen malzeme veya iş araçlarını
kendi kusuruyla kullanılmaz hâle getirirse, işverene karşı onun
kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli kadar sorumludur.
IV. İşverenin özel borçları
1.
Ürünün kabulü
Madde 465- İşveren, işçinin üreterek teslim ettiği ürünü
inceler; varsa bulduğu ayıpları teslimden başlayarak bir hafta
içinde işçiye bildirir. Süresinde bildirim yapılmamışsa, ürün
mevcut durumuyla kabul edilmiş sayılır.
2.
Ücret
a.
Ödenmesi
Madde 466- Yapılan işin ücreti, işçi, işveren tarafından
aralıksız olarak çalıştırıldığı takdirde, onbeş günde bir
veya işçinin rızasıyla ayda bir; aralıklı olarak çalıştırıldığı
takdirde, ürünün her tesliminde ödenir.
Her ücret ödenmesinde işçiye, bir hesap özeti verilir. Hesap
özetinde, varsa kesintilerin miktarı ve sebebi de gösterilir.
b.
Çalışmanın engellenmesi durumunda
Madde 467- İşçiyi aralıksız biçimde çalıştıran işveren,
ürünü kabulde temerrüde düştüğü veya işçinin kişiliğinden
kaynaklanan sebeplerle ve kusuru olmaksızın çalışma engellendiği
takdirde, hizmet ediminin engellenmesi durumundaki ücret ödenmesine
ilişkin hükümler gereğince, ona ücretini ödemekle yükümlüdür.
Diğer durumlarda işveren, bu hükümlere göre ücret ödemekle
yükümlü değildir.
V. Sona ermesi
Madde 468- İşçiye deneme amacıyla bir iş verilmişse, aksi
kararlaştırılmadıkça, sözleşme deneme süresi için kurulmuş
sayılır .
İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak çalıştırıldığı
takdirde, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme belirsiz süreyle
yapılmış sayılır; diğer durumlarda sözleşmenin belirli
süreyle yapıldığı kabul edilir.
B. Genel hükümlerin uygulanması
Madde 469- Pazarlamacılık sözleşmesine ve evde hizmet
sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hâllerde, hizmet
sözleşmesinin genel hükümleri uygulanır.
YEDİNCİ BÖLÜM
Eser Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana
getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi
üstlendiği sözleşmedir.
B. Hükümleri
I. Yüklenicinin borçları
1.
Genel olarak
Madde 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı
menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.
Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun
belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir
yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun
davranışı esas alınır.
Yüklenici, meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi
yapmak veya kendi yönetimi altında yaptırmakla yükümlüdür.
Ancak, eserin meydana getirilmesinde yüklenicinin kişisel
özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da yaptırabilir.
Aksine âdet veya anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana
getirilmesi için kullanılacak olan araç ve gereçleri kendisi
sağlamak zorundadır.
2.
Malzeme bakımından
Madde 472- Malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa
yüklenici, bu malzemenin ayıplı olması yüzünden işsahibine
karşı, satıcı gibi sorumludur.
Malzeme işsahibi tarafından sağlanmışsa yüklenici, onları
gereken özeni göstererek kullanmakla ve bundan dolayı hesap ve
artanı geri vermekle yükümlüdür.
Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı malzemenin
veya eserin yapılması için gösterdiği yerin ayıplı olduğu
anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da zamanında meydana
getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya çıkarsa,
yüklenici bu durumu hemen işsahibine bildirmek zorundadır;
bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.
3.
İşe başlama ve yürütme
Madde 473- Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya
sözleşme hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da
işsahibine yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme
yüzünden bütün tahminlere göre yüklenicinin işi
kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa,
işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda olmaksızın
sözleşmeden dönebilir.
Meydana getirilmesi sırasında, eserin yüklenicinin kusuru
yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana
getirileceği açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu önlemek üzere
vereceği veya verdireceği uygun bir süre içinde yükleniciye,
ayıbın veya aykırılığın giderilmesi; aksi takdirde hasar ve
masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe devamın
bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.
4.
Ayıp sebebiyle sorumluluk
a.
Ayıbın belirlenmesi
Madde 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan
akışına göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve
ayıpları varsa, bunu uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmek
zorundadır.
Taraflardan her biri, giderini karşılayarak, eserin bilirkişi
tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir raporla
belirlenmesini isteyebilir.
b.
İşsahibinin seçimlik hakları
Madde 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu
hâllerde işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini
kullanabilir:
1. Eser işsahibinin kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği
kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya da sözleşme
hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme,
2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme,
3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün
masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz
onarılmasını isteme.
İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı
saklıdır.
Eser, işsahibinin taşınmazı üzerinde yapılmış olup,
sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi,
sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.
c.
İşsahibinin sorumluluğu
Madde 476- Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça
yaptığı ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş
bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine yüklenebilecek olursa
işsahibi, eserin ayıplı olmasından doğan haklarını kullanamaz.
d.
Eserin kabulü
Madde 477- Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden
sonra, yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun
tarafından kasten gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme
sırasında fark edilemeyecek olan ayıplar için sorumluluğu devam
eder.
İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal
ederse, eseri kabul etmiş sayılır.
Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin
durumu yükleniciye bildirmek zorundadır; bildirmezse eseri kabul
etmiş sayılır.
e.
Zamanaşımı
Madde 478- Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu
sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz
yapılar dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda
ise beş yılın ve yüklenicinin ağır kusuru varsa, yirmi yılın
geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
II. İşsahibinin borçları
1.
Bedelin muacceliyeti
Madde 479- İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında
muaccel olur.
Eserin parça parça teslim edilmesi kararlaştırılmış ve
bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli onun
teslimi anında muaccel olur.
2.
Bedel
a.Götürü
bedel
Madde 480- Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri
o bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden
fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen
bedelin artırılmasını isteyemez.
Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya öngörülebilip de
taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca belirlenen
götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece
güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara
uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan
beklenemediği takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir.
Dürüstlük kurallarının gerektirdiği durumlarda yüklenici,
ancak fesih hakkını kullanabilir.
Eser, öngörülenden az emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile
işsahibi, belirlenen bedelin tamamını ödemekle yükümlüdür.
b.
Değere göre bedel
Madde 481- Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık
olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin
değerine ve yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir.
C. Sözleşmenin sona ermesi
I.Yaklaşık bedelin aşılması
Madde 482- Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin,
işsahibinin kusuru olmaksızın aşırı ölçüde aşılacağı
anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya
tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir.
Eser, işsahibinin arsası üzerine yapılıyorsa işsahibi,
bedelden uygun bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser
henüz tamamlanmamışsa, yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak,
tamamlanan kısım için hakkaniyete uygun bir bedel ödemek
suretiyle sözleşmeyi feshedebilir.
II. Eserin yok olması
Madde 483- Eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa
işsahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe yüklenici,
yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu
durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur.
Eserin işsahibince verilen malzeme veya gösterilen arsanın
ayıbı veya işsahibinin talimatına uygun yapılması yüzünden
yok olması durumunda yüklenici, doğabilecek olumsuz sonuçları
zamanında bildirmişse, yaptığı işin değerini ve bu değere
girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir. İşsahibinin kusuru
varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme
hakkı vardır.
III. Tazminat karşılığı fesih
Madde 484- İşsahibi, eserin tamamlanmasından önce yapılmış
olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin bütün
zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.
IV. İşsahibi yüzünden ifanın imkânsızlaşması
Madde 485- Eserin tamamlanması, işsahibi ile ilgili beklenmedik
olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin
değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir.
İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi
kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme hakkı vardır.
V. Yüklenicinin ölümü veya yeteneğini
kaybetmesi
Madde 486- Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde
tutularak yapılmış olan sözleşme, onun ölümü veya kusuru
olmaksızın eseri tamamlama yeteneğini kaybetmesi durumunda
kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan
kısmından yararlanabilecek ise, onu kabul etmek ve karşılığını
vermekle yükümlüdür.
SEKİZİNCİ BÖLÜM
Yayım Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 487- Yayım sözleşmesi, bir ilim veya edebiyat eseri
sahibinin veya halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya
bırakmayı, yayımcının da onu çoğaltarak yayımlamayı
üstlendiği sözleşmedir.
B. Şekli
Madde 488- Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmış olmasına bağlıdır.
C. Hükümleri
I. Yayımlatma hakkının geçişi ve sorumluluk
Madde 489- Yayım sözleşmesiyle eser sahibinin hakları,
sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle
yayımcıya geçer.
Yayımlatan, yayımcıya karşı, sözleşmenin kurulduğu anda
eseri yayımlatma hakkının bulunmamasından sorumlu olduğu gibi,
eser korunmakta ise, telif hakkının olmamasından da sorumludur.
Eserin tamamı veya bir bölümü yayımlanmak üzere başka bir
yayımcıya bırakılmış ya da yayımlatanın bilgisi altında
yayımlanmış ise yayımlatan, yayım sözleşmesinin yapılmasından
önce, bunu karşı tarafa bildirmek zorundadır.
II. Yayımlatanın tasarruf hakkı
Madde 490- Yayımlatan, sözleşmede kararlaştırılan süre sona
ermedikçe veya süre belirlenmemişse kararlaştırılan baskı
adedinin tükenmesi için alışılmış süre geçmedikçe, eserin
tamamı veya bir bölümü üzerinde, yayımcının zararına olacak
biçimde tasarrufta bulunamaz.
Gazete makaleleri ve bir dergide yer alan kısa yazılar,
yayımlatan tarafından her zaman, başka yerde de yayımlatılabilir.
Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine ait bölümlerini veya
dergilerde çıkan uzun yazılarını, yayımın bitmesinden
başlayarak üç ay geçmedikçe yeniden yayımlatamaz.
III. Basım sayısı ve baskı adedinin
belirlenmesi
Madde 491- Sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse,
yayımcının ancak bir basım yapma hakkı vardır.
Taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı adedini
kararlaştırmak zorundadırlar.
Sözleşmede yayımcıya belirli birkaç basım veya bütün yeni
basımları yapma yetkisi verildiği hâllerde, yayımcı eserin
baskı adedi tükenmiş iken yeni bir basım yapmayı ihmal ederse,
yayımlatan yeni basım için yayımcıya uygun bir süre verir.
Yayımcı, verilen süre içinde basımı gerçekleştirmezse;
yayımlatan sözleşmeden cayabilir.
IV. Çoğaltma ve dağıtım
Madde 492- Yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve
değişiklik yapmaksızın uygun biçimde çoğaltmakla yükümlüdür;
ayrıca, satışın artırılması için gerekli tanıtım ve
dağıtımı yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak
zorundadır.
Satış fiyatını, eserin satılmasını güçleştirmemek
koşuluyla yayımcı belirler.
V. Düzeltme ve iyileştirme
Madde 493- Yayımcının menfaatlerini zedelememek ve onun
sorumluluğunu artırmamak koşuluyla, eser sahibi eserde düzeltme
ve iyileştirme, halefleri ise ancak güncelleştirme yapabilir. Bu
düzeltme ve iyileştirme gerektirdiği hâlde sözleşmede
öngörülmemiş giderler, yayımlatan tarafından karşılanır.
Yayımcı, eser sahibine eserini iyileştirme, haleflerine de
güncelleştirme imkânı vermeden yeni bir basım yapamaz ve onu
çoğaltamaz.
VI. Birarada basım ve ayrı ayrı yayım
Madde 494- Bir eser sahibinin birden çok eserini ayrı ayrı
yayımlama hakkı, yayımcıya bunların bir arada basılması
yetkisini vermez.
Aynı şekilde, eser sahibinin bütün eserlerini veya bunlardan
yalnız bir türünü birarada yayımlama hakkı, yayımcıya bunlar
içinden her birinin ayrı ayrı basıp yayma hakkını vermez.
VII. Çeviri hakkı
Madde 495- Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun
sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır.
VIII. Bedel isteme hakkı
1.
Bedelin belirlenmesi
Madde 496- Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça
yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir.
Bedel ödenmesi gereken hâllerde ödenecek miktar belli değilse
bedel, hâkim tarafından belirlenir.
Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı varsa, ilk basım
için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki
basımlar için de uygulanacağı kabul edilmiş sayılır.
2.
Bedelin ödenme zamanı, satış hesapları ve bedelsiz alma hakkı
Madde 497- Bedel, eser bütün olarak yayımlanacaksa tamamının;
cilt, fasikül, forma gibi bölümler hâlinde yayımlanacaksa, her
bölümün basımından ve satışa hazır duruma getirilmesinden
sonra ödenir.
Taraflar, bedeli satış miktarına bağlamışlarsa yayımcı,
satış hesaplarını tutmak, çıkarmak ve teamüle uygun ispat
edici belgeleri hazırlamakla yükümlüdür.
Aksi kararlaştırılmadıkça yayımlatanın, eserden, teamül
uyarınca verilmesi gereken miktarda bedelsiz alma hakkı vardır.
D. Sona ermesi
I. Eserin yok olması
Madde 498- Eser, yayımcıya teslimden sonra beklenmedik hâl
sonucu yok olsa bile, yayımcı bedeli ödemekle yükümlüdür.
Eserin başka bir örneği kendisinde varsa, eser sahibinin bu
örneği yayımcıya vermesi gerekir; başka bir örneği
bulunmamakla birlikte, az bir çabayla yeniden meydana
getirilebilecekse eser sahibi, eseri meydana getirerek teslim etmekle
yükümlüdür. Eser sahibi her iki durumda da uygun bir karşılık
isteyebilir.
II. Basılanın yok olması
Madde 499- Eserin tamamlanmış olan baskı adedinin tamamı veya
bir bölümü, satışa sunulmadan önce beklenmedik hâl sonucu yok
olursa yayımcı, yayımlatana ayrıca bir bedel ödemeksizin yok
olan miktarı, gideri kendisine ait olmak üzere yeniden basabilir.
Yayımcı, aşırı masraf gerektirmeksizin yok olanların yerine
yenilerini koyabilecek ise, bunu yapmakla yükümlüdür.
III. Kişisel sebeplerle sona ermesi
Madde 500- Eser sahibi eseri tamamlamadan önce ölür veya
tamamlama yeteneğini yitirir ya da eseri tamamlaması kendi kusuru
olmaksızın imkânsız duruma gelirse, sözleşme kendiliğinden
sona erer. Ancak, sözleşmenin tamamı veya bir bölümünün yerine
getirilmesi mümkün ve hakkaniyete uygun bulunursa hâkim, sözleşme
ilişkisinin devam etmesine ve bunun için gereken değişikliklerin
yapılmasına karar verebilir.
Yayımcı iflâs ederse yayımlatan, eseri başka bir yayımcıya
verebilir; ancak, iflâs anında henüz muaccel olmamış borcun
yerine getirileceği konusunda güvence gösterilmişse, yayımlatan
eseri başka bir yayımcıya veremez.
E. Eserin yayımcının plânına göre meydana
getirilmesi
Madde 501- Bir veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği
plâna göre bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, sadece
sözleşmeyle kararlaştırılan ücrete hak kazanırlar.
Bu durumda, telif hakkı yayımcıya ait olur.
DOKUZUNCU BÖLÜM
Vekâlet İlişkileri
BİRİNCİ AYIRIM
Vekâlet Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 502- Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir
işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri
ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine
de uygulanır.
Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.
B. Kurulması
Madde 503- Kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi, bu işi
görme konusunda resmî sıfata sahipse veya işin yapılması
mesleğinin gereği ise ya da bu gibi işleri kabul edeceğini
duyurmuşsa, bu öneri onun tarafından hemen reddedilmedikçe,
vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır.
C. Hükümleri
I. Vekâletin kapsamı
Madde 504- Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça
gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir.
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için
gerekli hukukî işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.
Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh
olamaz, hakeme başvuramaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz,
bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir
hak ile sınırlandıramaz.
II. Vekilin borçları
1.
Talimata uygun ifa
Madde 505- Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla
yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı
bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan
hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir.
Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa,
bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile,
vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz.
2.
Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme
a.
Genel olarak
Madde 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür.
Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün
mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı
menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde,
benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin
göstermesi gereken davranış esas alınır.
b.
İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde
Madde 507- Vekil, yetkisi dışına çıkarak işi başkasına
gördürdüğünde, onun fiilinden kendisi yapmış gibi sorumludur.
Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili ise, sadece seçmede ve
talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür.
Vekâlet veren, her iki durumda da vekilin kendi yerine koyduğu
kişiye karşı sahip olduğu hakları, doğrudan doğruya o kişiye
karşı ileri sürebilir.
3.
Hesap verme
Madde 508- Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü
işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını
vekâlet verene vermekle yükümlüdür.
Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de
ödemekle yükümlüdür.
4.
Edinilen hakların vekâlet verene geçişi
Madde 509- Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına
gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı,
vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği
anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.
Vekilin iflâsı hâlinde vekâlet veren, bu alacağın kendisine
geçmiş olduğunu iflâs masasına karşı da ileri sürebilir.
Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına
edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflâs masasından ayrılarak
kendisine verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis
hakkından iflâs masası da yararlanır.
III. Vekâlet verenin borçları
Madde 510- Vekâlet veren, vekâletin gereği gibi ifası için
vekilin yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte
ödemek ve yüklendiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.
Vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı zararın
giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Ancak vekâlet veren,
kusuru bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.
IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte
vekillerin sorumluluğu
Madde 511- Bir kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı
müteselsil olarak sorumludurlar.
Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin ifasından müteselsil
olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir hakları
olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve
işlemleriyle borç altına sokabilirler.
D. Sona ermesi
I. Sebepleri
1.
Tek taraflı sona erdirme
Madde 512- Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek
taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda
sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını
gidermekle yükümlüdür.
2.
Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflâs
Madde 513- Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi
anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü,
ehliyetini kaybetmesi ya da iflâsı ile kendiliğinden sona ermiş
olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda,
bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır.
Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye
düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi,
işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil
veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle
yükümlüdür.
II. Hükümleri
Madde 514- Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce
yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme
devam ediyormuş gibi sorumludur.
İKİNCİ AYIRIM
Kredi Mektubu ve Kredi Emri
A. Kredi mektubu
Madde 515- Kredi mektubu, mektup gönderenin gönderilene bir üst
sınır belirleyerek veya belirlemeksizin, kredi mektubundan
yararlanacak belirli kişiye istemde bulunacağı miktarda para ve
benzeri şeyleri verme konusundaki vekâletini içeren belgedir.
Kredi mektubu, vekâlet sözleşmesi ve havale hükümlerine tâbidir.
Üst sınır belirlenmeksizin verilmiş olan kredi mektubunda
mektuptan yararlanacak kişi, bu mektupla ilgili olanlar arasındaki
ilişkiye açıkça uygun olmayan fazla bir istemde bulunursa mektup
gönderilen, durumu gönderene bildirmek ve cevap alıncaya kadar
ödemeyi ertelemek zorundadır.
Kredi mektubuyla verilen vekâlet, ancak gönderilen tarafından
belirli bir miktar için kabul edildiği takdirde geçerli olur.
B. Kredi emri
I. Tanımı ve şekli
Madde 516- Bir kimse kendi adına ve hesabına kredi emri verenin
sorumluluğu altında bir üçüncü kişiye kredi açmak veya
krediyi yenilemek için emir almış ve kabul etmişse, kredi emri
verilen vekâletini aşmadıkça emri veren, kredi borcundan kefil
gibi sorumlu olur. Ancak, kredi emri yazılı olmadıkça emri veren
sorumlu olmaz.
II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği
Madde 517- Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın
ehliyetsizliğini ileri sürerek kredi emri verilene karşı
sorumluluktan kurtulamaz.
III. Kredi emri verilenin önel vermesi
Madde 518- Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana
kendiliğinden önel verir veya kendisine talimat verildiği hâlde
kredi emrinden yararlanana başvurmayı ihmal ederse, kredi emri
veren sorumluluktan kurtulur.
IV. Taraflar arasındaki ilişki
Madde 519- Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan
arasındaki ilişkiye, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi
düzenleyen hükümler uygulanır.
ÜÇÜNCÜ AYIRIM
Simsarlık Sözleşmesi
A. Tanımı ve şekli
Madde 520- Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında
bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya
kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin
kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir.
Simsarlık sözleşmesine, kural olarak vekâlete ilişkin
hükümler uygulanır.
Taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı
şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.
B. Ücret
I. Hak etme zamanı
Madde 521- Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme
kurulursa ücrete hak kazanır.
Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan sözleşme geciktirici
koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde
ödenir.
Simsarlık sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin
kendisine ödeneceği kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti
sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış olsa bile giderleri
ödenir.
II. Ücretin belirlenmesi
Madde 522- Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa
alışılmış usule göre ödenir.
III. Simsarın haklarını kaybetmesi
Madde 523- Simsar, üstlendiği borcuna aykırı davranarak diğer
tarafın menfaatine hareket eder veya dürüstlük kurallarına
aykırı olarak diğer taraftan ücret sözü alırsa, ücrete ve
yaptığı giderlere ilişkin haklarını kaybeder.
IV. Evlenme simsarlığı
Madde 524- Evlenme simsarlığından doğan ücret dava edilemez.
V. Ücretten indirim
Madde 525- Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa,
borçlunun istemi üzerine, bu ücret hâkim tarafından hakkaniyete
uygun olarak indirilebilir.
ONUNCU BÖLÜM
Vekâletsiz İşgörme
A. İşgörenin hak ve borçları
I. İşin görülmesi
Madde 526- Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören,
o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak
görmekle yükümlüdür.
II. Sorumluluk
Madde 527- Vekâletsiz işgören, her türlü özensizliğinden
sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı
zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa,
sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.
İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak
yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin
yasaklaması da hukuka veya ahlâka aykırı değilse, beklenmedik
hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı
bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini
ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
III. İşgörenin ehliyetsizliği
Madde 528- İşgören, sözleşme ehliyetinden yoksunsa, yaptığı
işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya iyiniyetli olmaksızın
elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur.
Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı sorumluluk saklıdır.
B. İşsahibinin hak ve borçları
I. İşin işsahibinin menfaatine yapılması
hâlinde
Madde 529- İşsahibi, işin kendi menfaatine yapılması hâlinde,
işgörenin, durumun gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan
bütün masrafları faiziyle ödemek ve gördüğü iş dolayısıyla
üstlendiği edimleri ifa etmek ve hâkimin takdir edeceği zararı
gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç gerçekleşmemiş
olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören
hakkında da uygulanır.
İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde,
sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına
sahiptir.
II. İşin işgörenin menfaatine yapılması
hâlinde
Madde 530- İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile,
işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak
zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve
giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.
III. Onama
Madde 531- İşsahibi yapılan işi onamışsa, vekâlet hükümleri
uygulanır.
ONBİRİNCİ BÖLÜM
Komisyon Sözleşmesi
A. Alım veya satım komisyonculuğu
I.Tanımı
Madde 532- Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret
karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına
kıymetli evrak ve taşınırların alım veya satımını üstlendiği
sözleşmedir.
Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon
sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.
II. Komisyoncunun borçları
1.
Bildirme ve sigortalama borcu
Madde 533- Komisyoncu, yaptığı iş hakkında vekâlet vereni
bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiğini
kendisine hemen bildirmekle yükümlüdür.
Vekâlet verenin talimatı olmadıkça komisyoncu, sözleşmenin
konusunu oluşturan şeyleri sigorta ettirmekle yükümlü değildir.
2.
Özen borcu
Madde 534- Satılmak üzere kendisine gönderilen eşya açıkça
ayıplı ise komisyoncu, vekâlet verenin taşıyıcıya karşı
haklarının korunması için gerekeni yapmak, zararı tespit
ettirmek, olabildiğince eşyayı koruma altına almak ve durumdan
vekâlet vereni hemen bilgilendirmekle yükümlüdür; aksi takdirde,
özensizliğinden doğan zarardan sorumlu olur.
Satılmak üzere gönderilen eşya kısa sürede bozulabilecek
nitelikte ise komisyoncu, vekâlet vereni hemen bilgilendirmek
koşuluyla eşyayı satmakla yükümlüdür.
3.
Vekâlet verenin belirlediği bedel
Madde 535- Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal
satan komisyoncu, malı satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar
göreceğini ve durumun yeniden talimat almaya elverişli
bulunmadığını ispat etmedikçe, belirlenen bedel ile satış
bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun dışında
komisyoncu, kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı
vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan da sorumludur.
Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal alan veya
üstünde satan komisyoncu, bu işlemlerden doğan farkı alıkoyamaz.
4.
Veresiye satma ve teslim almadan ödeme
Madde 536- Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı
veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan
doğan zarara katlanmak zorundadır. Ancak, vekâlet veren
yasaklamadıkça, malı satış yerindeki ticarî teamüle göre
veresiye de satabilir.
5.
Komisyoncunun garantisi
Madde 537- Yetkisi olmaksızın veresiye mal satması dışında,
komisyoncu işlemde bulunduğu borçluların ödememelerinden ve
diğer borçlarını ifa etmemelerinden sorumlu olmaz. Ancak,
komisyoncu açıkça garanti vermişse veya bulunduğu yerdeki ticarî
teamül gerektiriyorsa sorumlu olur.
Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı ayrıca ücret isteme
hakkı vardır.
III. Komisyoncunun hakları
1.
Ödediği paralar ve yaptığı giderler
Madde 538- Komisyoncu, vekâlet verenin yararı için yaptığı
bütün giderleri ve ödediği paraları faiziyle birlikte
isteyebilir.
Komisyoncu, ardiye ve taşıma bedellerini vekâlet verenin
hesabına geçirebilirse de, kendi çalışanlarının ücretlerini
geçiremez.
2.
Komisyon ücreti
a.
İsteme hakkı
Madde 539- Komisyoncu, ücretinin ödenmesini kendisine verilen
işi yapınca isteyebileceği gibi, işin yapılmaması vekâlet
verene yükletilebilen bir sebepten kaynaklanması hâlinde de
isteyebilir.
Komisyoncu, başka sebeplerle işin yapılamaması durumunda,
ancak emeğinin yerel âdete göre belirlenecek karşılığını
isteyebilir.
b.
Kaybedilmesi
Madde 540- Komisyoncu, vekâlet verene karşı dürüstlük
kurallarına aykırı davranır, özellikle ona satın aldığından
fazla veya sattığından eksik bir bedel bildirirse, ücret alma
hakkını kaybeder.
Bedelin gerçekleşen bedelden farklı gösterilmesi durumunda
vekâlet veren, komisyoncuyu gerçekleşen bedel üzerinden satılanın
alıcısı veya satıcısı sayma hakkına sahiptir.
3.
Hapis hakkı
Madde 541- Komisyoncunun, sattığı malın bedeli ve satın
aldığı mal üzerinde hapis hakkı vardır.
4.
Malın açık artırmayla satılması
Madde 542- Komisyoncuya verilen malın satılamaması veya satış
emrinden cayılması durumunda vekâlet veren, malı geri almakta ya
da o malla ilgili başka işlem yapmakta aşırı ölçüde gecikirse
komisyoncu, malı bulunduğu yer mahkemesinden karar alarak açık
artırmayla sattırabilir. Ancak, mal borsada kayıtlıysa veya
piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak masrafa oranla değeri azsa,
hâkim satışın başka bir yolla yapılmasına da karar verebilir.
Malın bulunduğu yerde vekâlet veren ya da temsilcisi hazır
bulunmazsa, satış kararı vekâlet veren dinlenmeksizin de
verilebilir.
Malın hızla değer kaybetmesi hâli dışında, artırmanın yer
ve zamanının mahkemece vekâlet verene bildirilmesi zorunludur.
5.
Komisyoncunun kendisiyle işlem yapması
a.
Bedel ve ücret
Madde 543- Borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan kambiyo
senetleri veya diğer kıymetli evrakı ya da ticarî malları
satmaya veya satın almaya yetkili kılınan komisyoncu, vekâlet
veren tarafından aksine talimat verilmemişse, satın alacağı mal
yerine kendi mallarını satabilir veya satacağı malı kendisi için
satın alabilir. Bu hâllerde, komisyoncunun kendisiyle işlem
yaptığı andaki değerler esas alınır; komisyoncunun, komisyon
işlerinde alışılagelmiş olan ücret ve giderlerini bu hâllerde
bile isteme hakkı vardır.
Komisyoncu bu tür bir işlemin yapıldığını aynı gün
vekâlet verene bildirmek zorundadır.
Diğer hâllerde satış hükümleri uygulanır.
b.
İşlemi kendisiyle yapmış sayılma
Madde 544- Komisyoncu, kendisinin doğrudan doğruya alıcı veya
satıcı olabildiği durumlarda, sözleşmenin diğer tarafını
göstermeksizin vekâletin yerine getirildiğini vekâlet verene
bildirirse, işlemi kendisiyle yapmış sayılır.
c.
İşlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi
Madde 545- Vekâlet verenin vekâleti geri aldığı haberi
komisyoncuya ulaştığı anda, komisyoncunun işlemi kendisiyle
yapma hakkı düşer. Ancak, bu haber kendisine ulaşmadan önce
komisyoncu, işlemin yapıldığı bildirimini göndermişse, bu
hüküm uygulanmaz.
B. Diğer komisyon işleri
Madde 546- Malzemesi işsahibi tarafından verilmek üzere imal
edilecek taşınırlar hakkındaki komisyon işleri, eşya mislî
şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonculuğu hükmündedir.
Alım ve satım komisyonculuğu sayılmayan işleri, ücret
karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına üstlenen
alım ve satım komisyoncusu ile komisyon işlerini kendisine meslek
edinmeyip arada bir üstlenen tacir hakkında da bu bölüm hükümleri
uygulanır.
Taşıma işleri komisyonculuğu hakkındaki özel hükümler
saklıdır.
ONİKİNCİ BÖLÜM
Ticarî Temsilciler,
Ticarî Vekiller ve Diğer Tacir Yardımcıları
A. Ticarî temsilci
I. Tanımı ve yetki verilmesi
Madde 547- Ticarî temsilci, işletme sahibinin, ticarî işletmeyi
yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında,
ticarî temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça
ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.
İşletme sahibi, ticarî temsilcilik yetkisi verildiğini ticaret
siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticarî işletme
sahibinin ticarî temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin
yapılmış olmasına bağlı değildir.
II. Temsil yetkisinin kapsamı
Madde 548- Ticarî temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere
karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve
onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya
yetkili sayılır.
Ticarî temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları
devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.
III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması
Madde 549- Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle
sınırlandırılabilir.
Temsil yetkisi, birden çok kişinin birlikte imza atmaları
koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu durumda, diğerlerinin
katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış olması,
işletme sahibini bağlamaz.
Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki sınırlamalar, tescil
edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı hüküm
doğurmaz.
Temsil yetkisine ilişkin diğer sınırlamalar, tescil edilmiş
olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri
sürülemez.
IV. Temsil yetkisinin sona ermesi
Madde 550- Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil
edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir.
Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret siciline tescil ve ilân
edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler için
geçerliliğini korur.
B. Ticarî vekil
Madde 551- Ticarî vekil, bir ticarî işletme sahibinin,
kendisine ticarî temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini
yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için
yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar.
Ancak, ticarî vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç
olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde
bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.
C. Diğer tacir yardımcıları
Madde 552- Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla
uğraşan ticarî işletmelerin görevli veya hizmetlileri, o ticarî
işletme içinde, müşterilerin kolaylıkla görebilecekleri bir
yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir biçimde, yazıyla aksine
duyuru yapılmış olmadıkça, aşağıdaki işlemler için
yetkilidirler:
1. Ticarî işletmenin alışılmış bütün satış işlemlerini
yapmak,
2. Yetkili oldukları işlemler hakkında faturaları imzalamak,
3. Ticarî işletmenin alışılmış işlemlerinden doğan
borçların ifa edilmesine veya bunların hiç ya da gereği gibi ifa
edilmemesine ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme
sahibi adına yapmak; bu nitelikteki ihtar veya diğer açıklamaları,
özellikle alışılmış işlem dolayısıyla teslim edilmiş
mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticarî işletme adına kabul
etmek.
Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan ticarî
işletmelerin görevli veya hizmetlileri, kendilerine yazıyla yetki
verilmiş olmadıkça, işletme dışında ve kasa görevlileri
atanmışsa, işletme içinde satış bedellerini isteyip alamazlar.
Bu kişiler, satış bedellerini almaya yetkili bulundukları
hâllerde, faturaları kapatmaya veya makbuz vermeye de
yetkilidirler.
D. Rekabet yasağı
Madde 553- Bir işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme
sahibinin hizmetinde bulunan ticarî temsilciler, ticarî vekiller
veya diğer tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni
olmaksızın, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak, kendilerinin
ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin yaptığı türden
bir iş yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri
üçüncü kişilere de yaptıramazlar.
Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi, aralarındaki hukukî
ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı
zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticarî
temsilcinin, ticarî vekilin veya diğer tacir yardımcısının
kendi hesabına yaptığı veya üçüncü kişilere yaptırdığı
işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu işler
dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden
doğan alacağın devredilmesini isteyebilir.
E. Ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve
diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi
Madde 554- İşletme sahibi, ticarî temsilcilerin, ticarî
vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerini,
aralarındaki hizmet, vekâlet, ortaklık ve benzeri sözleşmelerden
doğan hakları saklı kalmak koşuluyla, her zaman geri alabilir.
İşletme sahibinin fiil ehliyetini kaybetmesi veya ölümü,
ticarî temsilcilerin, ticarî vekillerin ve diğer tacir
yardımcılarının yetkisini sona erdirmez.
ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Havale
A. Tanımı
Madde 555- Havale, havale edenin, kendi hesabına para, kıymetli
evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına vermek
üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere
havale alıcısını yetkili kıldığı bir hukukî işlemdir.
B. Hükümleri
I. Havale eden ile havale alıcısı arasındaki
ilişki
Madde 556- Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun
ifası amacıyla yapılıyorsa, bu borç ancak havale ödeyicisinin
borcu ifa etmesiyle sona erer.
Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı, havale ödeyicisine
başvurarak havalede belirlenen süre içinde alacağını elde
edememişse, bu alacağı, havale edene karşı yeniden ileri
sürebilir.
Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi kabul etmek istemezse,
durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek zorundadır;
bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur.
II. Havale ödeyicisinin borcu
Madde 557- Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi
kabul ettiğini havale alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü
olur ve ona karşı, ancak aralarındaki ilişkiden veya havalenin
içeriğinden doğan savunmaları ileri sürebilir; havale eden ile
kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri süremez.
Havale ödeyicisi, havale edene borçlu ise, borcu havale
alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha
fazla yük getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle
yükümlüdür. Bu durumda, havale eden ile aralarında aksi
kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin, ifadan önce havaleyi
kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur.
III. İfa edilmeme durumunda bildirim
Madde 558- Havale ödeyicisi, havale alıcısının istemesine
karşın ifadan kaçınır veya havale konusunu ifa etmeyeceğini
önceden açıklarsa havale alıcısı, durumu gecikmeksizin havale
edene bildirmekle yükümlüdür; bildirmezse, bu yüzden havale
edenin uğrayacağı zarardan sorumlu olur.
C. Geri alma
Madde 559- Havale eden, havale alıcısına verdiği yetkiyi her
zaman geri alabilir. Ancak, havale alıcısının yararına,
özellikle onun alacağını elde etmesi amacıyla verdiği yetkiyi
geri alamaz.
Havale ödeyicisi, havale alıcısına havaleyi kabul ettiğini
açıklamadığı sürece havale eden, ona verdiği yetkiyi geri
alabilir.
Havale edenin iflâsı hâlinde, henüz kabul edilmemiş olan
havale kendiliğinden sona erer.
D. Kıymetli evrak konusunda havale
Madde 560- Kıymetli evraka bağlanmış alacağın, hâmile
ödenmesi amacıyla yapılan yazılı havaleler hakkında, bu bölüm
hükümleri uygulanır. Bu durumda havale ödeyicisi karşısında
her hâmil, havale alıcısı sayılır. Buna karşılık, havale
eden ile havale alıcısı arasındaki ilişkiye özgü haklar,
sadece alacağı devreden ile devralan arasında doğmuş olur.
Çekler ve poliçe benzeri havaleler hakkındaki özel hükümler
saklıdır.
ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Saklama Sözleşmeleri
A. Genel saklama sözleşmesi
I. Tanımı
Madde 561- Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın
kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma
altına almayı üstlendiği sözleşmedir.
Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar gerektirdiği
takdirde, saklayan ücret isteyebilir.
II. Saklatanın borçları
Madde 562- Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı
bütün masrafları ödemekle yükümlüdür.
Saklatan, kendi kusurundan ileri gelmediğini ispat etmedikçe,
saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle yükümlüdür.
III. Saklayanın borçları
1.
Kullanım yasağı
Madde 563- Saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı
kullanamaz.
Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana uygun bir kullanım
bedeli ödemekle yükümlü olduğu gibi, kullanmamış olsaydı bile
bu zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden
doğacak zararlardan da sorumlu olur.
2.
Geri verme
a.Genel
olarak
Madde 564- Saklama sözleşmesinde bir süre belirlenmiş olsa
bile saklayan, saklatanın her zaman ileri sürebileceği istemi
üzerine, saklananı bütün çoğalmalarıyla birlikte geri vermekle
yükümlüdür. Ancak saklatan, saklayanın belirlenen süreyi
dikkate alarak yapmış olduğu masrafları ödemekle yükümlüdür.
b.
Özel durumlar
Madde 565- Saklayan, belirlenmiş olan sürenin sona ermesinden
önce saklananı geri veremez. Ancak saklayan, öngörülemeyen
durumlar dolayısıyla sözleşmenin devamı saklanan için tehlikeli
veya kendisi için zararlı olursa, belirlenen sürenin sona
ermesinden önce de geri verebilir.
Süre belirlenmemişse, saklayan saklananı her zaman geri
verebilir.
Birden çok kişi bir şeyi saklanmak üzere verirse, sözleşmede
aksine bir hüküm bulunmadıkça veya hepsinin rızası olmadıkça,
saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle sorumluluktan
kurtulamaz.
c.
Geri verme yeri
Madde 566- Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak
üzere, korunması gereken yerde geri verilir.
3.
Saklayanların sorumluluğu
Madde 567- Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar,
müteselsilen sorumlu olurlar.
4.
Üçüncü kişilerin iddiaları
Madde 568- Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde aynî hak
iddiasında bulunsa bile, saklanan haczedilmedikçe veya saklayana
karşı istihkak davası açılmadıkça saklayan, onu saklatana geri
vermekle yükümlüdür.
Haciz konulması veya istihkak davası açılması hâlinde
saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır.
IV. Güvenilirkişiye bırakma
Madde 569- Birden çok kişi, haklarını korumak üzere, hukukî
durumu çekişmeli veya belirsiz olan şeyi, bir güvenilirkişiye
bırakırlarsa, bu kişi, saklatanların tamamının rızası veya
hâkimin kararı olmadıkça, onu hiçbirine geri veremez.
B. Mislî şeylerin saklanması
Madde 570- Saklayanın kendisine bırakılan parayı aynen geri
vermek zorunda olmaksızın mislen geri vermesi açıkça veya örtülü
olarak kararlaştırılmışsa, o paranın yararı ve hasarı
kendisine ait olur.
Paranın mühürsüz ve açık olarak bırakılmış olması,
örtülü anlaşma sayılır.
Saklayan, saklatan tarafından kendisine açıkça yetki
verilmedikçe, saklanan diğer mislî eşya veya kıymetli evrak
üzerinde tasarrufta bulunamaz.
C. Ardiyeciye bırakma
I. Senet çıkarma
Madde 571- Saklamak üzere ticarî mal kabul ettiğini açıkça
kamuya bildiren ardiyeci, saklatılan malı temsil eden senet
çıkarmaya izin verilmesini, yetkili makamdan isteyebilir.
II. Ardiyecinin saklama borcu
Madde 572- Ardiyeci, kendisine bırakılan malları bir komisyoncu
gibi özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını
gerektiren bir değişiklik olursa, durumu imkân ölçüsünde
saklatana bildirmekle yükümlüdür.
Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi ve örnek
alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma
önlemlerini alabilmesi için de her zaman izin vermek zorundadır.
III. Bırakılan şeylerin karışması
Madde 573- Ardiyeci açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür
ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine karıştıramaz.
Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi şeyler üzerinde,
saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay isteyebilir.
Bu durumda ardiyeci, saklatanların birlikte hazır bulunmasına
gerek olmaksızın saklatanlardan her birinin payını ayırabilir.
IV. Ardiyecinin hakları
Madde 574- Ardiyeci, kararlaştırılmış veya alışılmış
olan ardiye ücretini ve saklamadan doğmayan bakım, taşıma ve
gümrük gibi bütün giderlerini isteyebilir.
Bu giderler hemen; ardiye ücreti ise her üç ayda bir ve her
hâlde malların tümünün veya bir bölümünün geri alınması
sırasında ödenir.
Ardiyeci, mallara zilyet bulunduğu veya eşyayı temsil eden
herhangi bir senet vasıtasıyla onlar üzerinde tasarruf etme
yetkisine sahip olduğu sürece, alacakları için bu mallar üzerinde
hapis hakkına sahiptir.
V. Malların geri verilmesi
Madde 575- Ardiyeci, ticarî malları, genel saklama sözleşmesinde
olduğu gibi geri vermekle yükümlüdür. Ancak, saklayanın
sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden önce geri
verme yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci, kararlaştırılmış
olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır.
D. Konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri
yerleri işletenlere bırakma
I. Konaklama yeri işletenlerin sorumluluğu
1.
Koşulları ve kapsamı
Madde 576- Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri
işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyanın yok olması,
zarara uğraması veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak
işletenler, zararın bizzat konaklayana veya onu ziyarete gelen ya
da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek
kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu
ispat etmekle, bu sorumluluktan kurtulurlar.
Bu sorumluluk, işletenlere veya çalışanlarına bir kusur
yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük konaklama
ücretinin üç katını aşamaz.
2.
Kıymetli eşya
Madde 577- Kıymetli eşya veya oldukça önemli miktarda para
veya kıymetli evrak, işletene saklanması için bırakılmamışsa,
işleten ancak kendisinin veya çalışanlarının kusuru hâlinde
sorumlu olur.
İşleten, bunları saklamak üzere almış veya almaktan
kaçınmışsa, eşyanın tam değerinden sorumludur.
Konaklayanın kendi yanında saklaması gereken eşya ile para ve
benzeri şeyler hakkında, onun diğer eşyasına ilişkin sorumluluk
kuralı uygulanır.
3.
Sorumluluğun kalkması
Madde 578- Konaklayan zararını öğrenir öğrenmez işletene
bildirmezse, istem hakkını kaybeder.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğu
bu kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını,
herhangi bir yolla ilân etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
II. Garaj, otopark ve benzeri yerleri
işletenlerin sorumluluğu
Madde 579- Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler,
kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan,
at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt
ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından veya
çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın saklatan
veya ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye
yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın
niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluktan kurtulurlar.
Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin
sorumluluğu, kendilerine veya çalışanlarına bir kusur
yüklenmedikçe, saklananların her biri için alınan günlük
saklama ücretinin on katını aşamaz.
İşleten böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğu
bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını,
herhangi bir yolla ilân etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.
III. Hapis hakkı
Madde 580- İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama
yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya
hayvanlar üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan
alacaklarını güvenceye almak için hapis hakkına sahiptirler.
Kiraya verenin hapis hakkına ilişkin hükümler, kıyas yoluyla
burada da uygulanır.
ONBEŞİNCİ BÖLÜM
Kefalet Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 581- Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı,
borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak
sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.
B. Koşulları
I. Asıl borç
Madde 582- Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için
yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç
için de, bu borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm
ifade etmek üzere kefalet sözleşmesi kurulabilir.
Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle borçlunun sorumlu olmadığı
bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük altına
girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa,
kefalet konusunda uygulanabilecek ilke ve koşullara göre sorumlu
olur. Aynı kural, borçlu yönünden zamanaşımına uğramış bir
borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.
Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu bölümde kendisine
tanınan haklardan önceden feragat edemez.
II. Şekil
Madde 583- Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça
ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi
belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî
miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu
sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük
altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla
belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer
tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması
da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle
uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla
sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu
artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle
uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
III. Eşin rızası
Madde 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı
olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça,
ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın
sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında
verilmiş olması şarttır.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumlu
olacağı miktarın artmasına veya âdi kefaletin müteselsil
kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin
önemli ölçüde azalmasına sebep olmayan değişiklikler için de
eşin rızası gerekmez.
C. İçeriği
I. Türlerine göre
1.
Âdi kefalet
Madde 585- Âdi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça,
kefili takip edemez; ancak, aşağıdaki hâllerde doğrudan doğruya
kefile başvurabilir:
1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda kesin aciz belgesi
alınması,
2. Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle
gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi,
3. Borçlunun iflâsına karar verilmesi,
4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması.
Alacak, kefaletten önce veya kefalet sırasında rehinle de
güvence altına alınmışsa, âdi kefalette kefil, alacağın
öncelikle rehin konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak,
borçlunun iflâsına veya kendisine konkordato mehli verilmesine
karar verilmişse, bu hüküm uygulanmaz.
Sadece açığın kapatılması için kefil olunmuşsa, borçlu
aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla
sonuçlanması veya borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın
imkânsız hâle gelmesi ya da konkordatonun kesinleşmesi
durumlarında, doğrudan doğruya kefile başvurulabilir. Sözleşmede,
bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya başvurmak zorunda
olduğu kararlaştırılabilir.
2.
Müteselsil kefalet
Madde 586- Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama
gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul
etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini
paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için
borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması veya
borçlunun ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması gerekir.
Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile
güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden önce kefile
başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin paraya çevrilmesi yoluyla
tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından
belirlenmesi veya borçlunun iflâs etmesi ya da konkordato mehli
verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden önce de kefile
başvurulabilir.
3.
Birlikte kefalet
Madde 587- Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları
takdirde, her biri kendi payı için âdi kefil gibi, diğerlerinin
payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur.
Borçluyla birlikte veya kendi aralarında müteselsil kefil
olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun
tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha
önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve
Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe
girişilmiş olmadıkça, kendi payını ödemesi veya payı için
aynî güvence sağlaması koşuluyla, payından fazlasını
ödemekten kaçınabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla,
borcu ödeyen kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları
ölçüsünde, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir. Bu
hak, borçluya rücudan önce de kullanılabilir.
Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil
olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya
bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya
kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan
kurtarılması ya da kefaletinin hükümsüz olduğuna karar
verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur.
Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç için kefil
olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur.
Ancak, borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine
toplam kefalet miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir.
4.
Kefile kefil ve rücua kefil
Madde 588- Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile
kefil, kefil ile birlikte, âdi kefil gibi sorumludur.
Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence
veren kefildir.
II. Ortak hükümler
1.
Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki
a.
Sorumluluğun kapsamı
Madde 589- Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen
azamî miktara kadar sorumludur.
Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, belirtilen
azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden
sorumludur:
1. Asıl borç ile borçlunun kusur veya temerrüdünün yasal
sonuçları,
2. Alacaklının, kefile, onun borcu ödeyerek yapılmalarını
önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi koşuluyla,
borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile
gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının
devrinin sebep olduğu masraflar,
3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait akdî
faizler ile gerektiğinde tahvil karşılığında ödünç verilen
anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla ait
faizleri.
Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun
sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından
sorumludur.
Kefilin, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hâle gelmesinin
sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu olacağına
ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.
b.
Kefilin takibi
Madde 590- Borçlunun iflâsı sebebiyle asıl borç daha önce
muaccel olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat
yapılamaz.
Bütün kefalet türlerinde kefil, aynî güvence karşılığında
hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu aleyhine
yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya
konkordato kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin
durdurulmasına karar verilmesini isteyebilir.
Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya borçlunun önceden
süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu için
bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.
Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan borçlunun borcunu
ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi
sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız
hâle gelmiş veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri
Türkiye’de olan kefil, takibe bu sebeple itiraz edebilir.
c.
Def’iler
Madde 591- Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan
ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün
def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu
gibi, bunları ileri sürmek zorundadır. Yanılma veya sözleşme
yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç
sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet
hâli bu hükmün dışındadır.
Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa
bile kefil, yine de bu def’i alacaklıya karşı ileri sürebilir.
Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin
ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl
borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini
ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden
kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.
Kumar veya bahisten doğan bir borca kefalette kefil, borcun bu
niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip olduğu
def’ileri ileri sürebilir.
d.
Özen gösterme, rehin ve borç senetlerinin teslimi
Madde 592- Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra
asıl borçludan alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği
rehin haklarını, güvenceyi ve rüçhan haklarını kefilin
zararına olarak azaltırsa, zararın daha az olduğu alacaklı
tarafından ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da buna uygun
düşen bir miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın
geri verilmesini isteme hakkı saklıdır.
Çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı, çalışanlar üzerinde
yükümlü olduğu gözetimi ihmal eder veya kendisinden beklenebilen
özeni göstermezse ve borç da bu sebeple doğmuş ya da bu özeni
göstermesi hâlinde ulaşamayacağı ölçüde artmış olursa, bu
borcu veya borcun artan kısmını kefilden isteyemez.
Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını kullanmasına
yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya
asıl borçlu tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri
ve diğer güvenceleri de kefile teslim etmek veya bunların devri
için gerekli işlemleri yapmak zorundadır. Alacaklının, diğer
alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis hakları, kefilin
haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır.
Alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın yükümlülüklerini
yerine getirmez, ağır kusuruyla mevcut belgeleri veya rehinleri ya
da sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil
borcundan kurtulur. Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini
ve varsa ek zararının giderilmesini isteyebilir.
e.
Ödemenin kabulünü isteme
Madde 593- Borçlunun iflâsı sebebiyle olsa bile, borç muaccel
olduğu takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı ödemeyi kabul
etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca birden çok kişinin kefil
olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak
kısmî ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak
koşuluyla, kabul etmek zorundadır.
Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın ödemeyi kabul etmekten
kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil
kefalette ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay
miktarınca azalır.
Alacaklının rızası varsa kefil, asıl borcu muaccel olmasından
önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl borçluya karşı
rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz.
f.
Bildirim, iflâsta ve konkordatoda kayıt
Madde 594- Asıl borçlu, anaparanın veya yarım yıllık döneme
ait faizin ödenmesinde ya da yıldan yıla yapılması öngörülen
anapara ödemelerinde altı ay gecikirse, alacaklının durumu kefile
bildirmesi gerekir. İstek hâlinde alacaklı, her zaman asıl borcun
durumu hakkında kefile bilgi vermek zorundadır.
Asıl borçlunun iflâsına karar verilmiş veya borçlu
konkordato istemişse alacaklı, alacağını kaydettirmek ve
haklarının korunması için gerekeni yapmak zorundadır.
Alacaklının, borçlunun iflâs ettiğini veya borçluya konkordato
mehli verildiğini öğrendiği anda, durumu kefile bildirmesi
gerekir.
Alacaklı, yukarıdaki fıkralarda öngörülen gereklerden birini
yerine getirmezse, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar
miktarınca ona karşı haklarını kaybeder.
2.
Kefil ile borçlu arasındaki ilişki
a.
Güvence verilmesini ve borçtan kurtarılmasını isteme hakkı
Madde 595- Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence
verilmesini ve borç muaccel olmuşsa, borçtan kurtarılmasını
isteyebilir.
1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği yükümlülüklere,
özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma
vaadine aykırı davranmışsa,
2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya yerleşim yerini
diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde
güçleşmişse,
3. Asıl borçlunun malî durumunun kötüleşmesi, güvencelerin
değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut
tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde
artmışsa.
b.
Kefilin rücu hakkı
Madde 596- Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun
haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca
kullanabilir.
Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin hakları ile aynı
alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet anında
var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle
bu alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen
ifada bulunan kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan
kısmına halef olur. Alacaklının rehin konusu üzerinde geriye
kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön sırada gelir.
Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukukî ilişkiden doğan
istem ve def’iler saklıdır.
Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin paraya çevrildiği
veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde malik,
kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında
böyle bir anlaşma varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi
tarafından verilmişse kullanabilir.
Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya
ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.
Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma ya da ehliyetsizlik
sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede
bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip
değildir. Ancak, kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan
sorumlu olmayı borçlunun vekili sıfatıyla üstlenmişse asıl
borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri uyarınca
sorumlu olur.
c.
Kefilin bildirim yükü
Madde 597- Borcu tamamen veya kısmen ödeyen kefil, durumu
borçluya bildirmek zorundadır.
Kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve ödemeyi bilmeyen veya bilmesi
gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa, rücu hakkını
kaybeder.
Kefilin, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşmeden doğan dava
hakkı saklıdır.
D. Sona ermesi
I. Kanun gereğince
Madde 598- Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince,
kefil de borcundan kurtulur.
Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide birleşmiş olursa,
alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.
Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet,
buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın
geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.
Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile,
uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak
on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.
Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce
yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun
yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için
uzatılabilir.
II. Kefaletten dönme
Madde 599- Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun
borcun doğumundan önceki malî durumu, kefalet sözleşmesinin
yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya malî
durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından
çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya
yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her
zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir.
Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı
zararı gidermekle yükümlüdür.
III. Süreli kefalette
Madde 600- Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan
kurtulur.
IV. Süreli olmayan kefalette
Madde 601- Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel
olunca, âdi kefalette her zaman, müteselsil kefalette kanunun
öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya
karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya
çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam
etmesini isteyebilir.
Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda
muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten
bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu
suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca
takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir.
Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse, kefil
borcundan kurtulur.
V. Çalışanlara kefalette
Madde 602- Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç
yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi
feshettiğini bildirebilir.
E. Uygulama alanı
Madde 603- Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin
rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence
verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer
sözleşmelere de uygulanır.
ONALTINCI BÖLÜM
Kumar ve Bahis
A. Alacağın dava ve takip edilememesi
Madde 604- Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz
ve takip yapılamaz.
Kumar veya bahis için bilerek verilen avanslar ve ödünç
paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde, borsada
işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın
fiyat farkı esası üzerine yapılan vadeli satışlar hakkında da
aynı hüküm uygulanır.
B. Borç senedi verme ve isteyerek ödeme
Madde 605- Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından
imzalanmış âdi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir kişiye
devredilmiş olsa bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak dava açamaz
ve takip yapamaz. Kıymetli evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere
sağladığı haklar saklıdır.
Kumar ve bahis borcu için isteyerek yapılan ödemeler geri
alınamaz. Ancak, kumar veya bahsin usulüne göre yürütülmesi
beklenmedik olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da
diğer taraf kumar veya bahse hile karıştırmışsa, isteyerek
yapılan ödeme geri alınabilir.
C. Piyango ve diğer şans oyunları
Madde 606- Düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin
verilmiş olmadıkça, piyango ve diğer şans oyunlarından doğan
alacaklar hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz.
İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango ve diğer şans
oyunları için de kumara ilişkin hükümler uygulanır.
Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun olarak düzenlenen
piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye’de yetkili makamlarca
bunlara ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça,
yasal korumadan yararlanamazlar.
ONYEDİNCİ BÖLÜM
Ömür Boyu Gelir ve
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri
BİRİNCİ AYIRIM
Ömür Boyu Gelir
Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 607- Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun
gelir alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin
ömrü boyunca belirli dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği
sözleşmedir.
Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa, gelir alacaklısının
ömrü boyunca yapılmış sayılır.
Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin ömrüyle sınırlı
olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısının mirasçılarına geçer.
B. Şekli
Madde 608- Ömür boyu gelir sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.
C. Gelir alacaklısının hakları
I. Hakkın kullanılması
Madde 609- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ömür boyu
gelir, her altı ayda bir ve peşin olarak ödenir.
Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan kişi, peşin ödeme
öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme ait
gelirin tamamı gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır.
Gelir borçlusu iflâs ederse, gelir alacaklısı, gelir
borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi
için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya
denk düşen bir parayı iflâs masasına kaydettirme hakkını elde
eder.
II. Devredilebilmesi
Madde 610- Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısı, haklarını başkasına devredebilir.
İKİNCİ AYIRIM
Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 611- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun
bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım
alacaklısının da bir malvarlığını veya bazı malvarlığı
değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği sözleşmedir.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısı tarafından mirasçı
atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras sözleşmesine
ilişkin hükümler uygulanır.
B. Şekli
Madde 612- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, mirasçı
atanmasını içermese bile, miras sözleşmesi şeklinde
yapılmadıkça geçerli olmaz.
Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım kurumu tarafından
yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa,
geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.
C. Güvencesi
Madde 613- Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan
bakım alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu
taşınmaz üzerinde satıcı gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.
D. Konusu
Madde 614- Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım
borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu,
almış olduğu malların değerine ve bakım alacaklısının daha
önce sahip olduğu sosyal durumuna göre hakkaniyetin gerektirdiği
edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle yükümlüdür.
Bakım borçlusu, bakım alacaklısına özellikle uygun gıda ve
konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve onu tedavi
ettirmek zorundadır.
Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar bakma amacıyla
kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası,
kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen
genel düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin
içeriğinden sayılır.
E. İptali ve tenkisi
Madde 615- Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi
yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı
yükümlülüğünü yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan
yoksun kalanlar sözleşmenin iptalini isteyebilirler.
Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım borçlusunun ifa
edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının
nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar
verebilir.
Mirasçıların tenkis ve alacaklıların iptal davası açma
hakları saklıdır.
F. Sona ermesi
I. Önel verilerek fesih
Madde 616- Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde
oransızlık bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta
bulunulma amacı güdüldüğünü ispat edemezse diğer taraf, altı
ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi her zaman
feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik
kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen
anapara değeri ile bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.
Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar geçen sürede ifa
edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte değerlendirilerek,
denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.
II. Önel verilmeksizin fesih
Madde 617- Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması
sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca
önemli sebepler sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya
da aşırı ölçüde güçleştirirse, taraflardan her biri
sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu
sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf,
aldığı şeyi geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı
zarara karşılık uygun bir tazminat ödemekle yükümlü olur.
Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin feshini yerinde
bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya kendiliğinden,
aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım
alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.
III. Bakım borçlusunun ölümü
Madde 618- Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl
içinde sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım
alacaklısı, bakım borçlusunun iflâsı hâlinde, iflâs
masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın kendisine
ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.
G. Devredilemezlik, iflâs ve haciz hâlinde
istem
Madde 619- Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.
Bakım borçlusunun iflâsı hâlinde bakım alacaklısı,
borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde
edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi
gereken anapara değerine eşit bir parayı, iflâs masasına alacak
kaydettirme hakkını elde eder.
Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak üzere, üçüncü
kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.
ONSEKİZİNCİ BÖLÜM
Âdi Ortaklık
Sözleşmesi
A. Tanımı
Madde 620- Âdi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla
kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere
birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir.
Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş ortaklıkların ayırt edici
niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tâbi âdi
ortaklık sayılır.
B. Ortaklar arasındaki ilişki
I. Katılım payı
Madde 621- Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek
olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür.
Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa katılım payları,
ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve
birbirine eşit olmak zorundadır.
Bir ortağın katılım payı, bir şeyin kullandırılmasından
oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden
oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan
sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
II. Kazanç ve zarar
1.
Kazancın paylaşılması
Madde 622- Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün
kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.
2.
Kazanç ve zarara katılma
Madde 623- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her
ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine
ve niteliğine bakılmaksızın eşittir.
Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından
biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder.
Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına
ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini
koymuş olan ortak için geçerlidir.
III. Ortaklığın kararları
Madde 624- Ortaklığın kararları, bütün ortakların
oybirliğiyle alınır.
Sözleşmede kararların oy çokluğuyla alınacağı
belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.
IV. Ortaklığın yönetimi
Madde 625- Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya
birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış
olmadıkça, bütün ortaklar ortaklığı yönetme hakkına
sahiptir.
Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı tarafından
yönetilmekte ise, bunlardan her biri, diğerleri katılmaksızın
işlem yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye yetkili olan her
ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu
işlemin yapılmasını engelleyebilir.
Ortaklığa genel yetkili bir temsilci atanması ve ortaklığın
olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların
oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde,
bu konuda yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.
V. Ortaklar arasındaki sorumluluk
1.
Rekabet yasağı
Madde 626- Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin
menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar
verici işleri yapamazlar.
2.
Ortakların yaptıkları giderler ve işler
Madde 627- Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı
giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar,
ona karşı sorumlu olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden
doğrudan doğruya uğradığı zararlar ile ortaklığın
yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları,
diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.
Ortaklığa avans olarak para veren ortak, verdiği günden
başlamak üzere faiz isteyebilir.
Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri için emek
sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin gerektirdiği bir karşılık
ödenmesini isteyebilir.
3.
Özen borcu
Madde 628- Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu
ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür.
Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği
zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle
mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür.
Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet
hükümlerine göre sorumlu olur.
VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve
sınırlanması
Madde 629- Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen
yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca
kaldırılamaz ve sınırlanamaz.
Ortaklık sözleşmesinde yetkinin kaldırılamayacağına ilişkin
bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa, diğer ortaklardan
her biri yönetim yetkisini kaldırabilir.
Haklı sebepler, özellikle yönetici ortağın görevini aşırı
ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan yeteneği
kaybetmesi durumlarında vardır.
VII. Yönetici ortaklar ile diğer ortaklar
arasındaki ilişki
1.
Genel olarak
Madde 630- Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde
aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar
arasındaki ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere
tâbidir.
Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir ortağın, ortaklığın
işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini aşması
hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin hükümler uygulanır.
Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa hesap vermek ve kazanç
paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap döneminin
uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
Ortaklığı yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da
aynı kural uygulanır.
2.
Ortaklık işlerini inceleme
Madde 631- Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın
işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme,
bunlardan örnek alma ve malî durumu hakkında özet çıkarma hakkı
vardır.
Aksine sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.
VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık
yapısındaki değişiklikler
1.
Yeni ortak alımı ve alt katılım
Madde 632- Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün
ortakların rızasına bağlıdır.
Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir üçüncü kişiyi
ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu
üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz.
2.
Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma
a.
Genel olarak
Madde 633- Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,
kısıtlanması, iflâsı, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla
paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın
diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu
durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da
ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer
ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle
ortaklıktan çıkarılabilir.
b.
Ortaklık payının tasfiyesi
Madde 634- Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması
durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden
geçer.
Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa,
kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle
yükümlü oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel
borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtararak, ortak
sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye edilmiş olsaydı
ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler.
Ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer
ortaklar, çıkan veya çıkarılan ortağı borçtan kurtarmak
yerine kendisine bir güvence verebilirler.
Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye payı, ortaklık
sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, malî işlerde uzman bir
kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde
anlaşamamaları durumunda bu kişi, hâkim tarafından atanır.
c.
Malvarlığının yetersizliği
Madde 635- Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın
malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya
çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara
katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara
ödemekle yükümlüdür.
d.
Tamamlanmamış işler
Madde 636- Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde
henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır.
Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu
itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan
kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da
gerekli bilgiyi isteyebilir.
C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi
I. Temsil
Madde 637- Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi
ile işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi
alacaklı ve borçlu olur.
Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün ortaklar adına bir
üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile
ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu
olurlar.
Kendisine yönetim görevi verilen ortağın, ortaklığı veya
bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi
var sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın
yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün
ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu
hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.
II. Temsilin sonuçları
Madde 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen
şeyler, alacaklar ve aynî haklar, ortaklık sözleşmesi
çerçevesinde elbirliği hâlinde bütün ortaklara ait olur.
Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir
ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki
payı üzerinde kullanabilirler.
Ortaklar, birlikte veya bir temsilci aracılığı ile, bir üçüncü
kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde üstlendikleri
borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen sorumlu
olurlar.
D. Ortaklığın sona ermesi
I. Sona erme sebepleri
1.
Genel olarak
Madde 639- Ortaklık aşağıdaki durumlarda sona erer:
1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi
veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle,
2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla sürdürülmesi
konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle,
3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine ilişkin bir hüküm
yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflâsı veya tasfiyedeki
payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle,
4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar vermesiyle,
5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle,
6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme hakkı saklı tutulmuş
veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan birinin
ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde
bulunmasıyla,
7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul
aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.
2.
Belirsiz süreli ortaklık
Madde 640- Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan
birinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her
biri, altı ay önceden fesih bildiriminde bulunabilir.
Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına aykırı olarak ve
özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih bildirimi,
ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.
Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden sonra
ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse,
belirsiz süreli ortaklığa dönüşür.
II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine etkisi
Madde 641- Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona
ererse, bir ortağın ortaklık işlerini yönetme konusundaki
yetkisi, sona ermeyi öğrendiği veya durumun gerektirdiği özeni
gösterseydi öğrenebileceği zamana kadar, kendisi hakkında devam
eder.
Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle sona ererse, ölen
ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle
yükümlüdür. Mirasçı gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen
ortağın daha önce yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük
kuralları çerçevesinde devam eder. Diğer ortaklar da, geçici
olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye devam ederler.
III. Tasfiye
1.
Katılım payı için yapılacak işlem
Madde 642- Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan
ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye
sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamayıp, koyduğu katılım
payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir.
Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı
olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.
2.
Kazanç ve zararın paylaşımı
Madde 643- Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her
birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı
giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra
bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır.
Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra
kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri
verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.
3.Tasfiye
usulü
Madde 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici
olmayan ortaklar da dahil olmak üzere, bütün ortakların
elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde,
ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına
belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak,
ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına
yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.
Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi
atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her
biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde
bulunabilir.
Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin
bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir karar yoksa,
tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri
göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık
malvarlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen
karşılanır.
Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa
dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar,
ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.
IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk
Madde 645- Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı
olan yükümlülükleri değiştirmez.
Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi
Madde 646- Bu Kanun, 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci
Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.
Yürürlükten kaldırılan Kanun
Madde 647- 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu
yürürlükten kaldırılmıştır.
Yürürlük
Madde 648- Bu Kanun yayımı tarihinden üç ay sonra yürürlüğe
girer.
Yürütme
Madde 649- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.