Bilişimin Yasalaştırma Süreci ve Sancılarımız Son günlerde bilişimin başta çocuk pornografisi ve kredi kartı/sanal banka dolandırıcılığı başta gelmek üzere sürekli suçlarla birlikte gazetelerin 1. sayfasında yer bulduğunun farkındasınızdır. Yine bilişim başta ulusal televizyonlarımız başta olmak üzere, yeni yasa tasarıları ile de sık sık medya gündemine gelmekte. Son birkaç ayı değerlendirecek olursak önce Adalet Bakanlığı'nın hazırladığı “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Hakkında Kanun Tasarısı” ardından Ulaştırma Bakanlığı'nca hazırlanan “Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi ile 2559 ve 2937 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” gündemi ele geçirmiş ve daha bu tasarılar henüz yeterince tartışılıp tartışmalar belirli bir olgunluğa erişmeden “Ulusal Bilgi Güvenliği Teşkilatı ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı” gündeme gelmiştir. İşin ilginç yanı ise bu son tasarının şu an tartışılan hali ortalıkta rastlanamamaktadır. Tasarı basılı ortamda görüş için sınırlı sayıda yere gönderilmiştir. Bu tasarılardan çok daha önce gündeme gelen “Kişisel Verilerin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı”ndan hala ses soluk çıkmaması ise düşündürücüdür. Bu tasarının şu ana kadar yasalaşmamış olması nedeniyle kişisel verilerimiz yetkisiz ve ilgisiz ellerde toplanabilmekte ve dijitalleştirilerek, içeriğini bilme olanağımız da olmadığı için belki de hatalı şekilde, iznimiz ve irademiz dışında, ticari ya da başka sebeplerle 3. kişilere verilmektedir. Özellikle seçim yılı öncesi bilişim üzerine bu denli hızlı bir yasalaştırma sürecine girilmiş olması ister istemez akla başka soru işaretlerini getirmektedir. Her ne kadar, basında bu tasarılar öncesinde ve tasarı ile paralel şekilde başta çocuk pornografisine ilişkin, çoğu bayatlamış haberler, güncel ve yeni imiş gibi basına servis edilmiş olsa da, aslında işin özü genel olarak bilişimin özel olarak da İnternet'in zapturapt altına alınması çabası olarak görünmektedir. Aslında bu tasarılardan “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Hakkında Kanun Tasarısı” gerçekten getirilmesi gereken düzenlemeleri de içermektedir. Düzenlemenin bir an önce yapılmasında da fayda vardır. Yine “Ulusal Bilgi Güvenliği Teşkilatı ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı”nın da yasalaşması bir zorunluluktur. Bu iki tasarıya ilişkin yasalaştırma sürecine ilişkin bilişim sivil toplum örgütlerinin tepkisi bu nedenle düzenlemelerin detaylarına ilişkindir. Yani düzenlemede şu madde olsun ya da şu madde farklı şekilde düzenlensin şeklinde. Fakat tasarılardan “Elektronik Ortamda İşlenen Suçların Önlenmesi ile 2559 ve 2937 Sayılı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı”na karşı aynı yaklaşımı sergilemek mümkün değildir. Zira kamuoyunda tartışılarak belli bir olgunluğa gelen, hazırlanma sürecinde bir çok kurum ve kuruluşun görüş ve önerilerinin alındığı, hata ve eksikliklerine rağmen uluslar arası düzenlemeleri de gözeten “Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları Hakkında Kanun Tasarısı” kamuoyunda tartışılmakta iken, aynı alanı hedef alan bir tasarının apar topar gündeme getirilmesi tasarının ardında yatan saikin tasarıyı hazırlayanlarca kamuoyuna sunulduğu gibi olmadığı endişesini haklı olarak akla getirmiştir. Tasarının ilk halindeki 4 ncü maddenin (a) bendinin “2) Suç işlemeye tahrik (madde 214), 3) Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 4) Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün propagandası (madde 220, fıkra 8), 7) “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlıklı Üçüncü Bölüm, 8) “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölüm, 9) “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm, 10) “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlıklı Altıncı Bölüm, altında yer alan suçlar,” ve yine 4. maddenin (b) bendindeki “12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6 ncı maddesinin birinci ikinci ve üçüncü fıkraları ile 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan suçlar.”ın tasarının kapsamına alınarak, bu suçlara yönelik İnternet sitelerine erişimin engellenmesi kararı verilebileceğinin düzenlenmiş olması ve Tasarının ilk halinin 4. maddesinin 2. fıkrasında yayının yapıldığı İnternet sitesinin “içerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde” erişimin engellenmesi kararının bir idari makam olan Telekomünikasyon Kurumu altında oluşturulacak Başkanlık tarafından verileceğinin düzenlenmesi bu kaygıları en üst seviyeye çıkartmıştır. Çünkü, Tasarının ilk halinin 4. maddesinin a bendinin 2-4 ve 7-10. maddelerindeki suçlar özellikle basın yayın organlarının yayınları nedeniyle başlarını ağrıtabilecek düzenlemelerdir. Örneğin büyük bir ulusal gazetenin barındırma hizmetini yurt dışından aldığı var sayılırsa, bu gazetenin bir köşe yazarı ya da bir haberi nedeniyle tüm İnternet sitesine idari bir makam tarafından erişimin engellenmesi kararı verilebilecektir. Hatta çoğu zaman rastlanıldığı gibi aslında bir suç örgütünü eleştirmek için o örgütün faaliyetleri ya da görüşleri hakkında bilgi veren bir site dolaylı olarak örgüt propagandası yapıyor diye bile nitelendirilebilecektir. Kamuoyunda başta Derneğimizin de aralarında bulunduğu STK'lar tarafından tasarıların sert dille eleştirilmiş olması sonucu, tasarının yukarıdaki olumsuzlukları törpülenmiş ve son halinde biraz önce işaret ettiğimiz bentler çıkartılmıştır. Ancak yine de, “erişimin engellenmesi” tedbirinin halen Başkanlık tarafından verilebilecek olması “hukuk devleti”, “düşünce ve ifade hürriyeti” ve “basın özgürlüğü” ilkeleri ile çok örtüşmemektedir. Ayrıca, “erişimin engellenmesi” kararı neticesinde aynı IP blokundan hizmet alan tüm İnternet sitelerine erişim mümkün olmayacağı düşünülürse bu karar bir çok mağduriyete de neden olabilecektir. Hatta bu karar nedeniyle Devlet'in çok fazla tazminat ödemesi bile gündeme gelebilir. Örneğin benim avukatlık büroma ait İnternet sitesi ile aynı IP blokunda yer alan bir başka İnternet sitesinin pornografik içerik taşıması ya da uyuşturucu kullanımının serbest olduğu bir ülkeye ait bir İnternet sitesinin bulunması nedeniyle verilecek bir erişimin engellenmesi kararı benim ve müvekkillerimin mağduriyetine neden olacağından tazminat söz konusu olabilecektir. Her ne kadar son yıllarda bir çok suçlunun elini kolunu sallayarak sokakta dolaşması toplumumuzun vicdanında ve adalet sistemine olan inancında derin yaralar açmış ve konuya tepkisel yaklaşır olmuşsa da, bir kişinin suçsuz olduğu halde cezalandırılmasındansa bir suçlunun suçlu olduğu halde sokakta gezmesi kamu vicdanını daha az yaralayacağı unutulmamalıdır. Bir an için suçsuz yere ceza aldığınızı düşünün ya da hiç ilginiz olmadığı halde “çocuk pornografisi” gibi toplumda nefretle karşılanan bir suça haksız yere adınızın karıştığını ve gazetelere manşet olduğunuzu... Sağlıklı düşünüp, sağlıklı sonuçlara ulaşabilmemiz için karşı tarafın yerine kendimizi koymakta fayda olduğunu unutmayalım. Daha özgür ve daha az suçla anılır bilişimin yaşandığı günlerde görüşmek üzere.
Mehmet Ali Köksal Hukukçu |